Dizi Yazılar

Talimatla Kitap Yazmak 6

Diretk yönetime gidip ‘broşürü okudum ama tek bir satırına katılmıyorum. Bir değil, on tane hain çıksa gerçekler bu kadar basitleştirilemez. Açık söyleyeyim tam bir senaryo!’deyip, örnekler veriyorum.

Selim Çürükkaya / 12 Eylül 1980 Darbesinden sonra Misak i milli sınırları içinde zulmün işkencenin en fazla yapıldığı cezaevi hiç kuşkusuz Diyarbakır cezaevi idi.Bu cezaevinde PKK kadrolarının önemli bir bölümü devletin bu zulmüne karşı direndi, Sıkıyönetim mahkemelerinde Kürdistan davasını açıkça savundu, mahkeme salonlarını, o zulüm altında tartışma meydanlarına çevirdi. Giderek cezaevindeki direnişler öylesine gelişti ki, yapılan işkenceleri kaldırmakla kalmadı, direniş, duvarların dışına taştı, aileler, aydınları, öğrencileri harekete geçirdi, hatta dışarıdaki silahlı mücadeleyi de cezaevindeki bu direnişler tetikledi.

Silahlı mücadeleyi başlatan Eruh baskınını yapan grup, kendisine 21 Mart takımı, Şemdinli baskınını yapan grup, 14 Temmuz takımı, Çatak baskınını planlayan grup 18 Mayıs takımı adını almıştı.
21 Mart’ta PKK önderlerinden Mazlum Doğan Diyarbakır zindanında yaşamına son vererek direnişin kıvılcımını çakmıştı.
14 Temmuz günü PKK önderlerinden M. Hayri Durmuş ve arkadaşları ölüm orucu başlatmıştı.
18 Mayıs günü ise Yine PKK önderlerinden Ferhat Kurtay ve arkadaşları kendilerini yakarak zulümü yakmışlardı.
Kürt toplumunda cezaevinin rolü çok büyüktü ve cezaevindeki bu direnişler, direnişçi kişileri de doğal olarak ortaya çıkardı.
Bu kişilerin isimleri toplumda derin bir saygı ve güven yarattı

Abdullah Öcalan ise baskı zülüm döneminde dışarıda ki PKK kurucularının bir kısmını, katletmiş, bir kısmını hain olarak damgalatmış, bir kısmı başlayan çatışmalarda yaşamlarını yitirmiş, kalan bir gruba ise boyun eğdirerek tek kişilik bir filmi oynamaya başlamıştı.
Cezaevinden tahliye olan devrimciler, Öcalan’ın yaptıklarını hemen görüp tavır aldılar. Bunların ilki, Dilaver Yıldırım’dı. Anladı karşı çıktı, öldürüldü veya ölüme sürüklendi. Direnişçi Enver Atay’ı Stockholm’ de katl etti. Direnişçi Avukat Mahmut Bilgili ve Burhan Akdağ’ı Hollanda’da öldürttü.

Cezaevinde işkence gören PKK lı bütün tutsakları savunan ve devlete boyun eğmeyen, zindanda tutsaklara yapılan bütün işkenceleri ve ona karşı gelişen direnişleri ilk olarak yazarak kamuoyuna mal eden Avukat Hüseyin Yıldırım’ı, hain ilan etti.

Mehmet Şeneri’in diktatörlüğe / ihanete karşı çıkışıyla birlikte cezaevlerinde direnen her kesi öldüremeyeceğini anlayan Öcalan ve ardındakiler, yeni bir strateji benimsediler. Bu stratejiye göre cezaevinde o güne kadar yapılmış direnişler, gereksiz ve boş direnişler olarak değerlendirilecek, sadece cezaevinde yaşamlarını yitirenler, direnişçi ve kahraman olarak kabul görecek, onlarda Öcalan’a bağlı oldukları için ölüme gittikleri var sayılacak, geri kalanlar ise, itibarsızlaştırarak, “direnişlerin bir çorba için yapıldığı” tezi, partinin resmi görüşü haline getirilerek halka mal edilecekti. Bakaa’ da yapılan Zindan konferansı ile cezaevlerinde direnenleri itibarsızlaştırma kampanyası çok hızlı olarak başladı. Ve bu gün baktığımızda başarıya ulaştı, demek mümkündür Mehmet Hayri Durmuş, ve Mazlum Doğan ile birlikte Diyarbakır zindanında direnen kişileri Kürtler artık tanımıyor. Ama  Kürdistanı inkar eden Nurseli Aydoğan’ı, Sırrı Süreya’yı, Figen Yüksekdağ’ı ise sırtlarında taşıyorlar!

 İşte bu stratejiyi benimseyen Öcalan, Mehmet Şener olayının ardından, cezaevinden tahliye olup o anda Mahsum Korkmaz Akademisinde bulunan Kani Yılmaz, Abdurrahman Kayıkçı, Ahmet Bayık ve Mecit Gümüş gibi kişilere, ‘siz bir komisyonsunuz, ben Diyarbakır cezaevi ve Mehmet Şener olayı ile ilgili size perspektifler vereceğim, sizde benim perspektiflerim doğrultusunda bir broşür kaleme alın, cezaevinde yatan ve buraya ulaşan diğer kişilerde imza atsın, bu partinin resmi görüşü olsun, kadrolara okuturuz.’ dedi. Ve üzerinde duracağımız broşür böyle yazıldı. Sakine Cansız’ın sözünü ettiği broşür budur. Ve ona göre bu broşürü cezaevinden çıkan bazı itirafçılar yazmış, bunlar, Öcalan’ın görüşleri değil, itirafçıların suçluların görüşleridir. Böyle bildiği için de karşı çıkmış:

“Yönetimle tartışırsınız’ demişti başkan. Ben önce yazılmış olan Cezaevi broşürünü istedim. İlkin, şöyle kaba şekilde karıştırdım. Arka tarafta bir çok isim sıralanmıştı. Hasan Güllü, sarı Osman, Aysel Çürükkaya, İbrahim Yıldırım, Faysal Dunlayıcı, Ahmet Bayık, devam edip gidiyor.Bazı isimler dikkat çekiyor. Cezaevinde bir dönem ilişkilerin olmadığı, tecrit edilen yada ispiyonculukla suçlanan kişilerdi. Broşürü okumaya başlamıştım. Daha önce zindanda değerlendirdiğimiz, cezaevinde tartıştığımız ve yaşanan her şeyin tersi. Doğru yanlış her şey birbirine karıştırılmış. Her şey götürülüp Şener’le açıklanmış, Saliha( Mehmet Şener’in annesi) ile açıklanmış. Yani baştan sona bizi yönlendiren bunlar olmuş ve düşman üzerimizde her şeyi yapmış, sonuç almış! Ürperiyorum. Korkunç geliyor değerlendirmeler. Her direnişe, ‘rahat yaşam için, yemek için, bilmem dar ekonomik istemler için girilmiş’ deniyordu. O süreçlerin talepleri hepside dışarıya yansıtılmış, yayın organlarımızda çıkmıştı. Nasıl olur? Tamam Şener provokatördü, ama O, nasıl içerdeki tüm politikalarımızda bu kadar belirleyici olabilirdi? Cezaevi direnişçiliği bu kadar saptırılamazdı……
….Diretk yönetime gidip ‘broşürü okudum ama tek bir satırına katılmıyorum. Bir değil, on tane hain çıksa gerçekler bu kadar basitleştirilemez. Açık söyleyeyim tam bir senaryo!’deyip, örnekler veriyorum. Aysel de var İbrahim ve diğer birkaç kişi daha var yönetimde yer alan, ‘Sizde ceza evindeydiniz, beraberdik. Olay böyle mi gelişti? Sizin yazdığınız gibimiydi? İnsan partiyi yanıltmamalı. Bizler de yaşadık, başkaları da anlatmayacak mı? Aslında tam açık olmasa da, bazılarına, ‘siz içerde neydiniz? Nasıl suçlandınız? Kendinizi açmıyorsunuz! Bari bu kadar direnen görünmeyin, ya da zindanı siz yargılamayın’ demek istiyordum…
‘…… hala da diyorum,(kitabı kaleme aldığı tarihte) ben o broşürün hiçbir satırına katılmıyorum.’

( hep kavgaydı Yaşamım, Sakine cansız, cilt 3, sayfa 56- 57)

Ben, yani Selim Çürükkaya, 1991 tarihinde Sakine cansızdan bir hafta sonra Şam’a ulaştım. Ayni gün Öcalan ile görüştüm. Mehmet Şener’in durumunu kendisine sorduğumda: ‘Akademide arkadaşlar çok geniş bir dosya hazırlamışlar, bütün belgeler içinde gittiğinizde okursunuz diyerek, beni Akademiye yollamıştı. Bende merak ettiğimden ulaşır ulaşmaz:

“M.Şener’le ilgili Cezaevlerinden tahliye olanların yazdığı broşürü istiyorum, dedim. Veriyorlar. Hazırlayanların isimlerine göz atıyorum. Herkes kod ismini değil, asıl ismini kulanmış. Öcalan’ı öven, başkalarını ajan olarak damgalayan yazılar dışında kimsenin kendi ismiyle yazı yazamayacağını sonradan öğreniyorum. Broşüre imza atanların çoğunluğunu tanıyorum, on üç isim sayıyorum.

Bunların dördü dışında cezaevinde kimi itirafçılık yapmış, kimi gönüllü polise teslim olmuş, kimi hiçbir direnişe katılmamış, partiye sahip çıkmamış kişilerdi. Broşürün bazı paragraflarını okuyarak ana mantığı kavramaya çalışıyorum. M.Şener’in sülalece ajan olduğunu, başta annesi Saliha, abisi, kız kardeşleri, erkek kardeşlerini ajan yapmışlardı.Mehmet Şener, daha 12 Eylül 1980 öncesi Batman’da Temel Cingöz adlı bir subay tarafından ajanlaştırılıp partiye sokulduğunu yazıyordu. Okuyorum ve düşünüyorum…

M.Şener 1978’de Lice’nin Fiş köyünde yapılan PKK’nın birinci kuruluş kongresine delege olarak katılıyor.Daha sonra MK üyeliğine seçiliyor. 1980’e kadar Kürdistan’ın çeşitli bölgelerinde faaliyet yürütüyor, 1980’de gözaltına alınıyor.

Bir aylık gözaltı süresinde, bütün işkencelere rağmen tek bir kişiyi ele vermiyor. Cezaevinde üst düzeyde sorumluluk alarak örgütsel faaliyetini sürdürüyor. 1981 ölüm orucunda tam 44 gün yemek yemiyor, 5 gün de su içmediğinden komaya giriyor. Kemal Pir veya M. Hayri Durmuş “ölelim” dese ölecek, bu kişiliğe “ajandır” deniliyor. 1980’de silahıyla gidip polise teslim olan Mecit Gümüş, Viranşehir PKK gurubunda itiraf yapan Faysal Dunlayacı diğer adıyla Kani Yılmaz (içerde yılanlar, dışarıda yılmaz oldular) ise burada devrimciydiler! Sözde devrimciler M.Şener hakkında “ajandır” diye broşür hazırlamışlardı. Broşürün bir yerinde, Şener’in güya söylediği sözlerden alıntıya yer verilmişti: ‘Hayri Diyarbakır cezaevinde ölüm orucunda ölmeden birkaç gün önce “Şener, artık cezaevi temsilcimiz sensin” demiş. Buraya itiraz ettim. Hayri böyle bir söz söylemedi dedim. “Kendisi bunu önderliğe söyledi” dediler. “O zaman yanıltmak için söylemiş” deyince hep bir ağızdan “Deme ki, sen önderliğin yanılacağını düşünüyorsun ha!” dediler. Dayanamadım “vallahi ben yalnızca Allah’ın yanılmayacağını biliyordum da” dedim alaylı bir edayla. Suratlar taşa kesti! Tek bir kelime daha konuşsam kavga çıkar gerekçesiyle sustum. Bir kadın sessizliği bozdu:

“Selim arkadaş, bu broşürü önderlik onaylamış, sen broşürü eleştiriyorsun, bu doğru bir tutum değildir” dedi. Anlıyorum ki, önderliğin onayladığı bir broşür eleştirilmez!Broşürün mantığı ile imza atanların konumunu yan yana getiriyorum, gülesim geliyor, gülemiyorum.”

( Apo’nun Ayetleri, Selim Çürükkaya, 3. Baskı, Doz yayınları, sayfa 128-129)

Devam edecek

Etiketler

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı