Salı, 23 Ekim 2018

Gayri resmi tarih gibi - Sayfa: 2

Makale İçeriği
Gayri resmi tarih gibi
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
Sayfa: 5
Sayfa: 6
Sayfa: 7
Sayfa: 8
Sayfa: 9
Sayfa: 10
Tüm Sayfalar



Örgütlü Çalışmaya geçiyoruz

Bu tartışmadan sonra ki çalışmamız örgütlüdür artık.
Yaptığımız ilk iş, bir eğitim çalışması grubu oluşturmaktı.

Kimler mi vardı?
Kimler yoktu ki?

1. Seyfettin Zoğurlu
orhan_400_2482. Orhan Aydın
3. Cuma Tak
4. Süleyman Günyeli
5. Mehmet Sevgat
6. Zeki Yılmaz
7. Ahmet Toptal
8. Deza Aziz
9. Nizamettin Taş
10. Mustafa Karakaya
11. Vahtettin Kıtay
12   Halit Yıldırım
13. Yılmaz Dağlum
14 Nesim ve şu anda işleri güçlerinde oldukları için adlarını yazmadığım bazı arkadaşlar. (resim deki Orhan aydın)

 



İlk Eğitim Çalışması 

Hafızam beni yanıltmıyorsa, ilk eğitim çalışması grubumuz 21 kişiden oluşuyordu.
Peki nasıl yapıyorduk bu eğitim çalışmasını?
Gecenin belli bir saatinde bir yatakhaneyi bunun için ayırdık.
Ve o satte hepimiz orda toplanıyorduk.
Oturabileceğimiz ranzalar vardı.
Herkes yerine oturunca „felsefenin temel ilkeleri“ adlı kitabın
„Ulusal sorun ve sömürgeler sorunu“ başlığı altındaki bölümü bir arkadaş okuyor, hepimiz dinliyorduk.
Okuma faslı bitince, söz hakkı alanlar önce sömürgeler ve sömürgecilik ile ilgili görüşlerini dile getiriyorlardı.
Hemen ardından kitapta Sömürgecilik ile ilgili ileri sürülen tezler, Kürdistan’ ın somut koşullarına indirgeniyordu.
Bize göre Kürdistan sömürgeydi:
Birincisi fiili olarak işgal edilmişti, Türk ordusu işgalci bir güçtü, çoğumuzun doğduğu
yerlerde ve hepimizin okuduğu mıntıkada katliamlar gerçekleştirerek bu işgal,  yapılmıştı.

İkincisi, kürdistanın yeraltı yerüstü kaynakları talan ediliyordu.
Örneğin Şırnak kömürleri yeraltından çıkarlıyor, Türkiye metrıpollerine taşınıyordu,
Keban barajından elde edilen nerjiyle Elazığdaki ampüller değil, İstanbul’ daki ampüller yanıyordu.

 

Üçüncüsü, Kürtler ulus olarak asimilasyona tabi tutulmuştu,
çok az sömürgede görülebilen türden varlıkları inkar edilmişti.
Dördüncüsü, dilleri, tarihleri, gelenek ve görenekleri inkar ediliyordu.
Beşincisi, Türk ordusu halka müthiş bir korku salmıştı
Altıncısı, tarih boyunca pek çok kürt ayaklanması olmuştu
Bütün bunlar ile ilgili analizler yapılıyordu
Ve eğitim çalışması dağıldıktan sonra, konuyla ilgili yeni kitaplar bulunup okunuyordu.
Bu çalışmalarda vardığımız sonuçları, okulda okuyan diğer öğrencilere aktarma kararına vardık
Okulda sekizyüzden fazla örenci vardı.
Bunların çoğu yatılı olarak kalıyordu ve yine büyük bir çoğunluğu Kürdistanlıydı
Türk devleti sıkı bir disiplin altında buralarda bizi asimile ediyordu.
Öğretmen olarak bizi yetiştirince bizim aracılığımızla küçün Kürt çocuklarını türkleştircekti.
Biz artık bunun bilincine varmıştık
Bunun için  Sömürgecilik üzerine tartışma başlattık
Türk solunun yabancı olduğu bir konuydu.
Onlar hep sömürgeleri  "Afrika" da "uzakdoğu"da biliyorlardı.
Biz onlara tam ayaklarının bastığı yerin sömürge olduğunu söylemeye başladık
Kafaları almıyor, şoke oluyorlardı!
Aramızda kıran kırana tartışmalar başladı.
Gurubumuz sağlamdı ve teorik olarak hızla kendini geliştiriyordu
Türk solu kadar teorik olark güçlü değildik
Ama haklıydık

Geçmiş, gelecek, tarih, katliamlar, yapılmış işgaller ve yazılmış bütün kitaplar bize yanaydı!
Bu yüzden olacak ki; kendimize müthiş güveniyorduk.
Tartışmalarla birlikte sayımız artmaya başladı.

Örgütümüzün ilk çekirdeği

Bu durumu idare edebilmek için ilk siyasi yapıyı kendi aramızda oluşturduk
Bu ilk grupta yer alanlar:
1. Cuma Tak
2. Mehemet Sevgat
seyfettin3. Seyfettin Zoğurlu (resimdeki)
4. Selim Çürükkaya
5. Deza Aziz
6 Ahmet Toptal

Biz bu altı kişi bir yatakhaneye yerleştik.
Ve ilk olarak burada kendi aramızda komün kurduk.
Ardından diğer arkadaşlarımızı buna dahil ettik.
Hemen hemen hepimiz yoksul aile çocuklarıydık,
ama yürüttüğümüz tartışmalarda, aramızda müthiş bir güven bağı gelişti.
Kardeşten öte birbirimizi seviyorduk.
Okulda Atatürkçülük hakim ideolojiydi,
Türk solundan bazı kişilerin yakasında hala Atatürk rozetleri vardı.



Esir olduğumuzu fark ettik

 

esirVe biz kendimizi burada esirler gibi görüyorduk
Sanki köleci  Romanın bir eğitim
merkezinde toplanmış Gladyatörler gibiydik.

Niye Gladyatörler gibiydik?
Kendi ülkemizin toprakları üzerinde yaşıyorduk
Ama kendi ülkemizin, kendi ülkemiz olduğunu bilmiyorduk!

Ve yeni anlamıştık bir ülkemizin olduğunu
Ama elimizden alındığını, adının inkâr edildiğini

Dilimizin yasaklandığını, başka bir dilin zorla bize kabul ettirildiğini
Köylerimizin ismilerinin aslında başka, nehirlerimizin
dağlarımızın ovalarımızın başka isimlerinin olduğunu öğreniyoruz.
Ve bizden gizlenen tarihimizi keşfediyoruz.
Bu bizi müthiş derecede etkiliyor

 

Bir çocuğu düşünün, küçük yaşlarda anne ve basından koparılıyor
Başka bir yere götürülüyor
Orada çocuğa yalan söyleniyor
Yabancı bir kadın ve erkek ona anne ve baba olarak kabul ettiriliyor.
Başka bir dil ve kültür ona empoze ediliyor

Üvey anne ve baba yaşamı boyunca çocuğa kötü davranıyor
Ve çocuk büyüyünce, asıl annesi ve babası hakkında bilgi sahibi oluyor!
İşte biz Tunceli Öğretmen Okulunda okuyanların ruh hali,
tam olarak bu çocuğun ruh hali gibiydi.

Gerçek anne ve babalarımızın olduğunu öğrenmiştik

Artık gözlerimize uyku girmiyordu
Köklerimizi armaya başlamıştık



medlerNereden Gelmiştik?

 

Ta Gutiler’ e, Kasitler’e, Huriler’e kadar inmiştik .Medler’ i, Kardukları, Herodot ve Kesenfon fısıldamıştı kulaklarımıza
Zerduşt’ un kutsal ateşi üzerine hala ninelerimiz yemin içiyordu
Ve okudukça karanlık yarılıyor, her şeyi açık ve net olarak görmeye başlıyoruz

Bu ruh haliyle okula geliyoruz, dersleri dinliyoruz
Derste anlatılanların hepsi yalandı
Tarih yalan, Coğrafya yalan, edebiyat yalandı
Söz gelimi coğrafya öğretmenimiz Murtaza Doğu ve Güneydoğu deyince
Hemen itiraz ederdik
Doğu ve Güneydoğu deme, Kürdistan de!” diye uyarırdık
Tarih öğretmeni zaten bizimle tartışamazdı.
Kısa zaman içinde bütün sınıflarda ve bütün derslerde tartışmalar yarattık.

Türk solu mensupları ve öğretmenler bizim için karanlığı ve inkârı temsil ediyordu.
Bilinçlenmemizin önünde engeldiler
Geçmişimizi inkâr ediyorlardı

Onlar için bizim düşündüklerimizin hiçbir anlamı yoktu.
Ülkemize Doğu ve Güney Doğu diyorlardı
Geleneklerimizi göreneklerimiz horluyorlardı
Tarihimizi ya bilmiyor ya da kabul etmiyorlardı.

Ve yalanlarını yüzümüze karşı söyleyince müthiş öfkeleniyorduk
İşçi sınıfı diyorlardı
Sosyalizmden dem vuruyorlardı
Milliyetçi diye bizi küçümsüyorlardı
Tartışmalarımız yayıldıkça, sayımız öfkemiz gibi kabarıyordu

Ama Kürt olup bunun farkında olamayan öğrenciler,
köle bir anne ile babadan doğmuş, henüz köle olduğunun farkına varamamış gibiydiler.

Biz köle olduğumuzun bilincine varmıştık
Ve Köle olduğunu fark eden kölelerin tutsaklığı zordu..

 

*********


Köleliği fark eden köle

Köle olduğunun bilincine varan kölenin gözüne uyku girmez.
Özgürlükle aralarında çizilen sınırdadır gözleri

 Derinlerden kulaklarına sesler gelir.
Ayakları onları oradan oraya götürür
Dudakları özgürlük kelimesi mırıldar
Dersim' deki öğretmen okulunda böyleydi halimiz


Gine' de isyana duran Amilcar Cabral, Viyetnam' daki  Ho Schi Min,
Kübada ki Fidel Kastro, Mekkeden Medineye göç etme hazırlığındaki
Hz. Muhammed, İsyana hazırlanan
Şeyh  Said,  darağacına giden Seyit Rıza' daydı aklımız.

 

İlk eylem



Okuyup öğretmen olma amacımız yok olmuştu artık.
Öğretmenlerin eğemenliğinden kurtulmak için "etüd"
olarak adlandırılan denetim makanizmasını red ettik.
Akşam saat  19 dan 22 ye kadar her öğrenci
sınıfına gidip ders çalışmak zorundaydı.
İlk muhalefetimiz bunaydı.
Kararı grup olarak aldık.
Ve hiç birimiz etüde gitmedik..
Kararlı olduğumuzu fark eden öğretmenler, hiçbir işlem yapamadılar.
Ve birkaç gün sonra, bütün gruplar bize uydu
Etüd kalktı.
Yatakhaneleri siyasi eğitim alanları haline getirdik.

Okulda MHP li sağcı gruplar vardı
Türkiye solundan bütün franksiyonlar  mevcuttu
Biz Türkiye soluyla tartışıyorduk
MHP lilerle konuşmuyorduk.

 

Okulda okuyup yatılı olmayan öğrencilerde vardı
Bunların çoğu Dersim' liydi:
Büyük çoğunluğu da bayandı.
Ama Dersim' li öğrencilerle hemen hemen ilişkimiz yoktu.
Türk soluna ilgi duyuyorlardı
Erternasyonalist olduklarını söylüyorlardı
Amerika ve Rusya ile uğraşıyorlardı.
Çok azı bizimle ilgileniyordu
Bunlardan birisi "Hüseyin Güngöze," bayanlardan "Cemile Merkit'" ti.
Ankara'da bizim gibi düşünen bir grubun olduğu söyleniyordu
Hatta bu grubun bazı üyeleri Dersim'e gelip gidiyordu.
Diğer Kürt gruplardan okulda az kişi bulunuyordu.

 

İlk kavga


Sol gruplarla aramızdaki tartışmalar gün geçtikçe kızışıyordu
Bir tatil günüydü;
Öğleden sonra yatakhaneden ayrılarak Durso'nun kahvesine gittim.
Kapıdan içeri girer girmez, "Nesim" isimli
Malazgirt' li arkadaşımız, beni görünce ayağa kalktı, bana doğru geldi.
gzGözünün altı morarmış, morali hayli bozuk, suratında bir kızgınlık ifadesi vardı.
Kurmanci diliyle
"Beni neden dövdürdün, insana böyle kahpelik yapılır mı?" Dedi.

Anlamamazlıktan geldim.
"Kurmanci bilmiyorum kardeşim, ne söylüyorsan türkçe söyle"dedim.
Nesim türkçe konuşmaya başlayınca cesareti kırıldı
"Neden beni dövdürdün?" diyebildi.
"Ben ve seni dövdürmek!" dedim.
Nesim'i kahvenin bir köşesine çektim.
"Sen bizim eğitim gurubumuzdasın, seni nasıl dövdürürüm?
veya nasıl böyle düşünebiliyorsun?
Anlat ne oldu, her şeyi söyle
" dedim.
Nesim, biraz rahatladı, başından geçenleri tane tane anlatmaya başladı.
Çarşıya gittiğini, biraz dolaştığını, öğle saatlerine yakın geri dönmek istediğini,
Tahta köprüden geçtikten sonra bir grup tarafından izlendiğini,
öğretmen lojmanlarının alt tarafındaki taşlık alana geldiğinde
grubun kendisine kavuştuğunu ve toplu halde
kendisini dövdüklerini, döverken de
"Sen MHP lisin" dediklerini buna karşılık  
"Hayır ben bir Kürdüm MHP' li olamam"
diye kendisini savunduğunu ama saldırganların 
"seninde Kürtlerinde anasını.."
diye küfür ederek dövmeye devem ettiklerini söyledi.


Burada sözlerini keserek: "tip tariflerini yap,
ne renkten elbise giymişlerdi"
diye sordum.

Tip tariflerini yapınca hemen çıkardım.
Nesim ' i dövenler "THKO" olarak adlandırılan bir gruba mensup serseri bir çeteydi.
Nesim' e:  "Geçmiş olsun, tamam kalk" dedim.
Birlikte yürüyerek, kaldığımız yatakhaneye gittik.

Seyfettin Zoğurlu, Mehmet Sevgat,
Cuma Tak, Deza Aziz ve Ahmet toptal'ı çağırdım.
Yatakhanemizin kapısını kapattık.
Nesim başından geçenleri anlatmaya başladı
Bir noktaya geldi; "Ben Kürdüm faşist olamam " dedim.
"Dinlemediler, bütün Kürtlere küfür ettiler
Ve yüzüme gözüme yumruklar attılar"
dedi.
Cuma Tak' ın gözlerinden yanaklarına iki damla yaş aktı.
Malazgirt' li Nesim' in konuşması bitti.
Onu yatakhanemizden dışarı aldık,
ağzımızı bıçak açmıyordu.
Her birimiz yerimize oturduk
Başımız önümüzde düşünüyoruz.
Birazdan hayatımızı tamamen
değiştirecek bir karar vereceğiz
Ama hiç birimiz bunun bilincinde değiliz.


Seyfettin Zoğurlu başını kaldırıp bize bakınca,
hepimizin bakışları ona çevrildi.
Simsiyah gözleri vardı, yanakları kırmızıydı
Orta  boyu, geniş omuzlarıyla bir pehlivanı andırıyordu.
Tek başına beş kişiyi devirebilen bir yaradılıştaydı.
"Benim önerim" dedi. Biraz durdu.
"Aynı yerde aynı şekilde dövülmelidirler"

 Görüşlerine olduğu gibi katıldık
Aramızda görev bölümü yaptık.
Cuma Tak ile Deza Aziz çarşıya gidecek,
Nesim' i dövenleri bulacak, bir nevi
onları kandırarak okula getirecek
Biz de gidip Nesim'in dövüldüğü taşların
arsında  saklanacağız.
Planı olduğu gibi uyguladık
Öğretmen lojmanlarının alt tarafında,
taşların arasında bir saat kadar bekledik
Önde Cuma Tak, Ortada Nesim' i
döven öğrenci, onun arkasında Deza Aziz geldiler.
Ayağa kalktık, döveceğimiz adamı çembere aldık.
İlk yumruğu Seyfettin suratının ortasına vurdu.
Türk filmlerindeki gibi, kimden
yumruk yiyince diğerine gidiyor
Ve ondan da yumruk darbesi alıyordu.


Bir ara "Durun anlatayım" dedi.
Durmadık, "Siz onun anlatmasına
neden müsaade etmediniz?"
dedik.
Hem biz dövmekten yorulduk, hem de o kötü oldu
Bize "Faşistti, onun için dövdük" deyince, önümüze kattık.
"O zaman yürü, faşist olduğunu
ispatlamazsan daha yiyeceksin
" deyip yürüttük.
Öğretmen okulunun yatak hanesinin
önüne geldiğimizde bizden dayak yiyen öğrenci:
"Müsaade edin, Dershane binasına
gideyim, orda yüzümü yıkayıp geleyim"
dedi.


Seyfettin Zoğurlu koluna girdi:
"Gel birlikte gidelim" deyip gittiler.
Bizde grup olarak yukarı çıktık, girdiğimiz
kalabalık koğuşta daha oturmamıştık ki;
dışarıdan bazı sesler geldi, pencereden
baktık, dershanenin önünde on beş yirmi
kişilik bir grup Seyfettin Zoğurlu'yu
çembere almış, dövmeye çalışıyordu.
kavgaElimize ne geçtiyse kapıp dışarı fırladık.
Olay yerine ulaştığımızda Seyfettin hala
ayakta ve vurduğunu deviriyordu.
Bu ara korkunç bir duruma tanık oldum.
Arkama baktım, yüzlerce Kürt öğrenci,
ellerinde uzun sopalar, bize doğru koşuyorlardı.
Birkaç dakika içinde Seyfettin' e saldıran
adamlar yere serildi.
Her kes kızgındı, kimseyi durduramıyorduk,
kavgacıyken aracı olduk.
Bir grup Dev - Genç' li aracı olmak için olay
yerine gelirken, bizimkiler
"hurra" bunlara karşı da saldırıya geçti.
Durduramadık, kızgın kalabalık ne laftan
anlıyor, nede öfke geme geliyordu.
Evet orada anladım ki bu bir isyandı!
Dersim katliamından beri yapılan zulüm,
aşağılanma, yüreklere ekilen korku, inkâr,
insanları insan yerine koymama..
Kürt kimliğini inkâr, Kürt gençliğinde müthiş
bir öfke birikimine neden olmuştu.
Ve bu birikim o gün orada patlamıştı.

 


Hiçbir güç artık durduramazdı.
Uzun süre uğraştık, öğrencilerin
ellerindeki sopaları zorbela topladık,
Yaralıları revire taşıdık.
Ortalık savaş alanına dönmüştü.
Kavganın daha büyümemesi için
toplantı yapmaya karar verdik.
Ama öylesine kalabalık olmuştuk ki
Hiçbir koğuş bizi içine alamazdı
Çok sayıda yatakhanede birden toplantılar
düzenleyerek öğrencileri sükünete
ve ortak hareket etmeye davet ettik
Yirmi kişilik bir grupken sayımız,
tam olarak dört yüz kişiye yükselmişti.


************************************

 

alvGüya Suni Alevi kavgası yapmışız

Bir gün sonra duyduk ki yaralı sayısı 18 dir:
Tunceli halkı olayı öğrenmişti.
Hatta o günkü gazeteler bile haberi yazmıştı.
Haberlere gör sol gruplar kendi aralarında çatışmıştı
Ama Türk solu bu kavgayı sunni alevi çatışması olarak yansıtmıştı
Onlara göre biz sunniydik, onlar ise alevi
Kavganın gerçek nedeni ise; bu idi!

 

Bizim grubu oluşturanların büyük çoğunluğu sunniydi
Ama kavgamızın Alevilik ile bir ilişkisi yok idi.
Türk solu da kavganın nedeninin bu olmadığını biliyor idi.
O günkü koşullarda bizi halktan soyutlamanın bir taktiği olarak düşünmüşlerdi.
Böyle propaganda yapıyorlardı
Ama hangi gruba mensup olduğumuzu da araştırıyorlardı.
Gerçi o zaman bizde hangi gruba mensup olduğumuzu bilmiyorduk
Çünkü grubumuzun bir adı henüz yoktu
Kavganın üzerinden zannedersem dört gün geçmişti.

 

Barış Önerisi geldi


Dersten dışarı çıkmış, bahçede dolaşıyordum
Birisi bana yanaştı, konuşmak istediğini söyledi
"Buyurun konuşabilirsin" dedim.
Adam okulda çıkan kavga üzerine konuşmak istediklerini
Ve bizi öğleden sonra  Töb- Der derneğine davet etti.
Ayrıca kavgaya karşı olduklarını, devrimciler arasında
böylesi olayların zararlı olduğunu vurguladı.
Bende kendisine kavgaya karşı olduğumuz,
ülkemizin kurtuluşunu savunduğumuz için saldırıya uğradığımızı belittim.

Konuşmanın taraftarı olduğumuzu arkadaşlarıma ileteceğimi söyledim.
Öğle paydosunda yemekhaneye gittik.
Mehmet Sevgat ile aynı masada yemeğe oturduk.
Konuyu kendisine açtım, güldü.
Yemekten sonra diğer arkadaşlara haber verdik
Yatakhanemize çekildik.
Ben, Mehmet Sevgat, Cuma Tak, Seyfettin Zoğurlu,
Ahmet Toptal, Deza Aziz idik.
Konuyu kısaca izah ettim, karar aldık:

Çağrılan yere gidecektik. Ama hepimiz toplu halde;
Yani dört yüz kişi ile gidecektik!
Arkadaşlara haber saldık, küçük gruplar halinde çarşıya çıktık
Orada birleşip Töb-Der binasına girdik
Bina küçüktü, hepimizi içeri almıyordu
Veya biz çok kalabalıktık, yarımız dışarıda kaldı
Merdivenleri doldurmuş kapıya yığılmıştık.

veccicekBizi davet edenlerde şaşkındı
İlk olarak böyle bir durum ile karşılaşıyorlardı.
İnkâr etmemek lazım ki; bizlere karşı çok nazik davranıyorlardı.
Şu anda yüz hatlarını hatırlayamadığım
Ama kırmızı pala bıyıklarını asla unutamayacağım
İri kıyım bir adam ayağa kalktı, hepimize hoş geldiniz dedi.

Sözü dört gün önce çıkan kavgaya getirdi.
Devrimciler arasında böylesi kavgaları tasvip etmediklerini vurguladı.
Bu yüzden bizleri buraya davet ettiklerini söyledi.
Bu sözlerinin ardından Türkiye tahlilleri yapmaya başladı.
Burjuvaziyi, emperyalizmi lanetledi
Çelişkileri sıraladı, devrimcilerin birliğine vurgu yaptı.
Adam konuşmasını bitirince, orta boylu, dolgun,
saçları önden biraz dökülmüş bir genç, söz hakkı almak için elini kaldırdı.

 

 

Şahin Dönmez Bizi Savunuyor

 

Yanımda duruyordu, adama baktım tanımadım.
Bizim okuldan değildi, neyse karşı gruptan biri sandım.
Adam konuşmaya başlayınca bizleri savundu
Türkçesi çok düzgündü.
İkide bir proloterya enternasyonalizmi kelimesi kullanıyordu.
Kürdistan' ın işgal altında olduğunu vurguluyordu.
Türkiye solunun bu gerçeği görmek istemediğini söylüyordu.
Bizi destekleyen adamın konuşmasına aniden itirazlar geldi.
Kırmızı bıyıklı adam:

"Biz öğrenci arkadaşlarla tartışıyoruz, sen kim oluyorsun?" diye bağrınca,
Biz: hep bir ağızdan: "durun arkadaş konuşsun" dedik.
Karşı taraf itiraz edince, derneği terk ettik.
Okula doğru giderken yolda adamla tanıştık.
Adı Şahin, Soyadı Dönmez' di.
Ankara Hacetepe Üniversitesi öğrencisiydi
Dersim' liydi. Kavgamızı gazetelerden okumuş,
Ankara' dan kalkıp gelmişti.
Mensup olduğu grup'ta Kürtlerin ayrı bir ulus olduğunu,
bağımsız bir devlet kurma haklarını savunduğunu  söylüyordu.

Şahin Dönmez ile birlikte Tunceli öğretmen okulundaki yatakhanemize gitmiştik.
Şu anda tam olarak hatırlamıyorum, otuz kişilik bir grup yatakhanede toplanmıştık.
Şahin burada bize sömürgecilik üzerine uzun bir konuşma yapmıştı.
Bize göre daha bilinçliydi, o dönemim modası olan sosyalist literatürü bolca kullanıyor, büyük bir ihtimalle bizi etkilemeye çalışıyordu.

 

Toplantı bitince, arkadaşların çoğu dağıldı, küçük bir grup kaldı.
Okulda çıkan kavganın nedenleri üzerinde tartışmaların olduğunu hatırlıyorum.
Olay, gazetelere sol grupların kendi arasındaki çatışma,
Dersim halkına ise sözlü olarak alevi sunni çatışması olarak yansıtılmıştı.
Şahin kendisinin de Dersim' li olduğunu, Ankara'da okuduğunu Orada
üniversitede bir grup arkadaşla birlikte hareket ettiğini, grubun Kürt sorunu
konusunda araştırmalar ve tartışmalar yaptığını, bundan sonra sık sık buraya
gelmek ve bizlerle tartışmak istediğini söyledi, çayını içtikten sonra ayrılıp gitti.

Ben olayları objektif olarak aktarmaya çalışıyorum.
Bu yazımın amacı kesinlikle başka grupları haksız, mensup olduğum grubu haklı çıkarmak değildir.
Veya bu yazının amacı, başkalarını yargılamak, kendimi savumak ise hiç değildir.
Elimden geldiği kadarıyla olayları kendi baktığım pencereden net olarak anlatmak, kimlerin haklı kimlerin haksız olduğunu okuyucuya bırakmaktır.
Tunceli öğretmen okulundaki ilk kavgadan sonra gözlemlediğim
değişikliklerden biri, ulusal sorun konusunda bir tartışmanın başlamış olmasıydı.
Bu tartışma önce öğretmen okulunda, ardından Tunceli lisesinde,
ardından sanat okulunda giderek bütün sol gruplar arasında  hararetle sürdü.
 

milliKavgadan sonra "Milli Mesele" Kitabı çok satıyor

Hatta çok iyi hatırlıyorum ki; Tunceli  çarşısının girişinde bir kitapçı vardı.
Jozef Stalin' in Milli mesele adlı kitabını kavga öncesi ısmarlamıştık.
Bir hafta sonra üç tane gelmiş, ikisini biz satın almıştık.
Bir tanesi orada kalmış, kimse satın almıyordu.
Bizim kavgadan sonra Stalin' in milli Mesele adlı kitabı "yok " satmaya başladı.
Bir ara kitapçı bana bir hafta içinde elli adet sattığını söylemişti.
Arkadaşım Mehmet Sevgat çok hoş şakacı bir gençti.
Ona kitapçının bir haftada Tunceli' de elli adet Milli Mesele
adlı kitabı satmış dediğimde, muzipçe gülerek:

"Gördün mü dayak yedikten sonra kafaları çalıştı, okuduktan sonra gelip bizim gruba katılacaklar," dedi.


Tunceli de kaldığım dört yılda olan biten her şeyi tarih sırasına göre
anlatmam zor olduğundan hafızamda iz bırakan olayları ayrıntılarına
kadar anlatmanın daha doğru olacağına inanıyorum.

 


MHP lileri dövüp kovuyoruz

 

Tunceli öğretmen okulunda Türkiye soluna mensup gruplardan başka
MHP militanları ve sempatizanları da vardı.
Biz bunları, okuldan kovma kararını kendi aramızda aldık.
Bizim Yılmaz Dağlum vardı.
Ona Toçki derdik.
Troçki bu görevi üzerine aldı.

Hemen kendisine bağlı bir grup organize etmişti.
Gece elektrik şalterini indiriyor, yatakhaneler karanlık olunca, grubuyla Faşistlerin kaldığı
Koğuşu basıyor, sopalarla dövdürüyor.
Bir müddet sonra grubu ortalıktan kaybolunca Troçki ışıkları yakıyor
Faşistlerin kaldığı koğuşa gidiyor
Nelerin olduğunu soruyor:
Yaralıları hemen revire kaldırıyordu!

Dayak yiyen faşistler bir gün sonra  valizlerini hazırlayıp idareye iniyor
Nakil işlemlerini yapıp okuldan ayrılmak istiyorlardı.
Bizim Troçki valizleriyle okulu terk eden faşistlere yanaşıp:
"Ben de sizinle geleyim ki şehre kadar size karışan olmasın" diyor, onlarla gidiyordu.
Munzur vadisine indiklerinde Troçki' nin grubu yolu kesiyor,
Önce Troçki' yi, ardında faşistleri dövüp öyle yolluyordu.
Zannedersem bir veya iki ay içinde MHP militanları okuldan ayrılıp gitti
Bizim grubun sayısı çoğalmıştı.



Mücadeleyi yayıyoruz

 

43660Dersim' li Ali Haydar Kaytan, D. Ali Küçük Ankara ‘dan geldiklerinde
mutlaka bizim okula uğruyor, hata yatakhanede bize misafir oluyorlardı.
Yatılı olmayan Dersim' li arkadaşlarımız bile olmuştu.
Cemile Merkit, Ayten Yıldırım, Türkân, Hüseyin Güngöz'e bunlardan bir kaçıydı.
Biz mücadeleyi şehirdeki diğer okullara yaymaya karar verdik.

Tunceli öğretmen okulunda  propaganda grupları oluşturup
Tunceli lisesine ve sanat okuluna gidiyor
Sınıflarda Kürt sorununu tartışmaya açıyorduk.
Tabi bu tavırlarımızdan dolayı Türkiye solu rahatsız oluyor

Aramızda hararetli tartışmalar başlıyor.
Bazen bu tartışmalar kavgayla sonuçlanıyordu.
Neticede bütün okullarda bizim grup taraftar bulmaya başladı.
Evet biz haklıydık, ülkemiz işgal altındaydı, biz bu işgale karşı
bir örgüt kurulmalı ve mücadele etmelidir diyorduk

Türkiye solunun kullandığı argümanların inandırıcı bir tarafı yoktu.
Tezlerinin tümü soyuttu:
Sosyalizm, emperyalizm işçi sınıfı deyip duruyorlardı.
Desimde bu üçü de yoktu.
Bizim tezlerimiz sağlamdı, ama buna rağmen saldırgandık!
Bize göre  sol gruplar Kürdistan' ın varlığını inkâr ediyorlardı.
Veya Kürdistan' ı Türkiye' nin bir parçası olarak görüyorlardı.

Hatta çoğu grup Kürdistan kelimesi yerine Doğu ve güneydoğu ana dolu kelimesini kullanıyorlardı.
Bu bizim zorumuza giderdi.
Böyle düşünen kişilerin kendileri de Kürt' tü. Üstelik çoğu Dersim'liydi.
Çin'i Maçini bilirlerdi.
Brejnev'in evinde kaç adet kravat var, sayıp dururlardı.
Mao Zedung' un uzun yürüyüşünü, Ho Chi Minh'in yer altı mağaralarını uzun uzun anlatırlardı.
Ama General Abdullah Alpdoğan (1) ve Kutu Deresi (2) hakkında tek kelime sarf etmezlerdi.
Bunların durumunu tahlil etmeyi geciktirmedik. İlerde tahlilleri yazacağım. Ama burada şunu söylemeliyim ki Ankara grubu henüz bizi yönlendirmiyor. Daha doğrusu oluşmuş resmi grup henüz yoktur. Sadece Kürt sorunu ve ulusal kurtuluş mücadelesi konusunda anlaşıyoruz.

(1) General Abdullah Alpdoğan 1937 Yılında Özel vali olarak  Elazığ ve Dersim bölgesine gönderildi. Özel olarak Dersim kanunları çıkarıldı ve bu Genaral 70 bin Dersim' liyi katl etti.

(2)Kutu deresi 1938 katliamında Dersim' lilerin büyük bir bölümünün katledildiği derenin adı.



**********************************************


Geri evlerimize dönüyoruz

 

Yaz tatili olacaktı. Evlerimize geri dönecektik.
Toplantılar yaptık, gittiğimiz yerlerde tatili değerlendirelim dedik.
Komün evleri kuracaktık.
Her yerde eğitim çalışmaları yapacaktık.
Biriktirdiğimiz kitapları bölgelere göre paylaştık
Valizlerimizi hazırladık, arkadaşlarımızla vedalaşarak çarşıya gittik
Tunceli çarşısında otobüse bindik
Kovancılarda indik.

 

Resul Altınok' u tanıdım

Oradan başka bir otobüsle Bingöl'e geldik.
Bingöl' de Kürdistan devrimcisi olarak  tanıdığım ilk kişi, Resul Altınok' tu.
Bayındırlıkta memurdu Resul.
Ankara' dan gelmişti, Bingöl' de bir evi vardı.
Yalınız başına yaşardı, dört dörtlük bir komünistti.
Bununla anlatmak istediğim evini arkadaşlarına açar,
Parasını arkadaşlarıyla birlikte harcardı.
Orta boylu, biraz şişmandı, saçları seyrek, dudakları dolgundu.
Çok ama çok kitap okurdu.

Resul mü beni buldu, ben mi onu buldum, tam olarak hatırlamıyorum!
Ama kısa zaman içinde onun evine yerleştiğimi hatırlıyorum.
Ankara'daki grupla ilişkisi vardı.
Bunu kendisi bana anlatmıştı.



Son Güncelleme (Perşembe, 16 Ağustos 2018 21:44)