Çarşamba, 20 Haziran 2018

Gayri resmi tarih gibi - Sayfa: 4

Makale İçeriği
Gayri resmi tarih gibi
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
Sayfa: 5
Sayfa: 6
Sayfa: 7
Sayfa: 8
Sayfa: 9
Sayfa: 10
Tüm Sayfalar

 

 

deliDeli Yeho

Bu sosyalistlik ile revizyonistlik üzerinde çok ilginç bir anım var
Onu anlatmak istiyorum:
O tarihlerde Yehya isminde bir deli vardı.
Bingöl' de herkes ona "Deli Yeho" derdi.
Deliydi ama solcuydu, daima gelir bizim yanımızda otururdu
Bir gün parkta oturuyordum; baktım Yeho gülerek bana doğru geliyor.
Yanıma çağırdım, geldi oturdu.
Bir çay ısmarladım, içti.
Yeho sen sarı Cemal' i tanıyor musun? Dedim.
"Evet" diye cevap verdi.
Ha, şimdi derneğe gideceksin, sarı Cemal' in yanında oturacaksın.
Diyeceksin ki; Cemal abi, sana bir soru soracağım, sor deyince;
Revizyonizm nedir diyeceksin!
O hangi tarifi yaparsa yapsın, sen kabul etmeyeceksin.
Neticede sana, Yeho ben bilmiyorum, sen tarifini yap bakayım diyecek.
Sende diyeceksin ki; revizyonizm traktör markasıdır,
Şoförü Brejnev, muavini ise Burkay' dır.
Birkaç kez Yeho'ya  bunu tekrarlattım ve  sarı  Cemal' e gönderdim.

Aradan yarım saat geçmemişti, geri dönen Yeho ağlıyordu.
Yanımda başka arkadaşlarda oturuyordu
Masamıza doğru geldi, sandalyeyi çekip oturdu.
Seni dövdüler mi diye sordum, göz yaşlarını sildi:
Başından geçenleri anlatmaya başladı, arkadaşlarda pür dikkat dinliyorlardı.
"Gittim sarı Cemal dernekte oturuyor.
Beni görüce güldü Yeho gel buraya dedi. Ben de yanında oturdum.
Bana çay ısmarladı, Cemal ağabey, bir sorum var dedim.
Gülümsedi, sor bakayım Yeho dedi.
Bende güldüm 'Hi hi hi' ve revizyonizm nedir ağabey, dedim.
Önce ne yapacaksın, çayını iç dedi, ben diretince birçok tarif yaptı.
Ben hiç birisini beğenmedim, sonun da:
'Yeho, haydi sen de bakim, revizyonizm nedir?' diye sordu
Senin dediğin cevabı verince, yanağıma bir tokat atıp, beni dışarı attı."

Biz kahkahayla gülerken Yeho' da neden güldüğümüzü anlamadan kahkaha atmaya başladı.
Bingöl' deki Kürdistan devrimcileri grubunun yapısını iyi anlatabilmek için;
Bu gurubun içinde başından beri yer alan arkadaşların portrelerini iyi çizmem lazım.
Mücadelede hayatını yitirmiş arkadaşların isimlerini açık olarak yazacağım.
Fakat hala hayatta olan, işlerinde güçlerinde olan arkadaşları başka isimler altında anacağım.
Buradaki amacım, arkadaşların başlarının belaya girmemesidir.
Bu açıklamadan sonra en yaşlımızdan başlayayım.

 

Kısmet Abi:

Bizim en yaşlımızdı.
Okumuş bilgili, sağduyulu biriydi.
Tam hatırlamıyorum kırk yaşlarında vardı.
Boş zamanlarını bizimle geçirir, belediye parkındaki tartışmalarımıza katılırdı.
İyi bir mesleği vardı, evli ve çok çocuk sahibiydi.
Bingöl' ün köklü ailelerindendi.
Güçlü bir ulusal bilince sahipti.
Uzuna yakın, ipince bir boyu vardı.
Otururken daima ayak ayak  üzerine atar
Ve havadaki ayağını sallardı.
Bu adeta onun tikiydi.
Onun gibi yaşlı ağabeylerimizin fikirlerimize katılması bize güven verirdi.
Biz gençler çok heyecanlı iken o sakindi
Çabuk kızmazdı, karşıdakini ikna etmek için sabırlıydı.

Ayrıca büyüklük taslamaz, bize üstten bakmazdı.
Resul Altınok ile arası çok iyiydi.
Çünkü ikisi Ankara' dan tanışırlardı.

Resul:


resulKısmet abiye göre daha gençti, ama şişmandı.
Tam olarak Çinlilere benziyordu.
Bingöl' ün kığı ilçesinin bir köyünde doğmuştu.
Zan edersem ailesinin en büyük çocuğuydu.

 

Ankara' da bir ara Bayındırlıkta çalışmıştı.
Babası Almanya‘ da işçiydi.
Yanılmıyorsam Ankara' da bazı evleri vardı
Bu evlerin kirasını da Resul alırdı.
Bingöl' e dönünce, Bayındırlık ta memur olarak çalışmaya başladı.
Denilebilir ki grubun içinde maddi durum en iyi olandı.

Ve müthiş fedakârdı.
Eline geçen paraları hepimiz için harcardı.
Kocaman bir evi vardı
Her gece bizden beş veya altı kişi  orada yatardı.
Acayip kitap okur, hiç boş durmazdı.
Kaba taraflarımızı yontmak için de çok çaba harcardı.

Mesela bulaşık yıkamazdık
Daha doğrusu tenezzül etmezdik
O ise sofrayı dizer, yemekten sonra bulaşık yıkardı
Ve devrimciliğin bulaşık yıkmakla başlayabileceğini anlatırdı.
Neticede inadımızla onun sabrına fazla  direnemezdik.
Kitap okumakta olduğu gibi bulaşık yıkamada da onu örnek alırdık
Acayip tedbirliydi.

Daha 1975 ler de, ortalıkta bir tehlike yokken o dikkatliydi.
Geceleri birlikte eve giderken, dosdoğru eve gitmezdi
Bir sürü sokaktan bizi dolandırırdı
Köşeleri dönerken durur bakardı
Biz ise bu durumuna gülerdik
Hatta ona "İllegal Resul" lakabını bile takmıştık.
Ama bu illegalliği, öylesine illegallikti ki onu ele veriyordu.
Bir gece karanlığında onunla Afetler olarak bilinen mahalleye doğru yürüyorduk
Karşıdan bir traktörün ışıkları göründü
Resul,  yolun kenarına kaçtı, ağız üzeri yere yattı
Heyecanlı bir ses tonuyla "yere yatın polis" dedi.
Bizimde yatmamızı istedi.
Oysa bize doğru gelen arcın traktör olduğu sesinden belliydi.
Bilemiyorum okuduğu kitapların tesirinden miydi
Yoksa mücadelenin ciddiyetinden miydi, böylesine tedbirliydi.
Çalışmadığı zamanlarda mutlaka parka gelir
Burada yürüttüğümüz tartışmalara katılırdı.
Resul' ün Sıdık isminde bir kardeşi vardı, oda lisede okurdu.
Birde Ali Ekber vardı. O da Sıddık' ın Küçüğü idi.
Hep birlikte Resul' ün kocaman  "Beyaz saray" ında kalırdık.
Ta o zamanlardan beri benim bir on dörtlü silahım vardı.
Resul hiç silah taşımazdı.
Silahlarla oynamamızı da kızardı.
Biraz da silahtan korkardı.
Gece geç saatlere kadar yatağa girer kitap okurdu
Uyku saati gelince, biriniz ışığı söndürün diyordu.
Ama bizden kimse kıpırdanmıyordu.
Oda söndürmek istemiyordu
Ben hemen yastığımın altındaki silahı çeker
Namluya mermiyi sürer
Ampule doğru tutardım
Resul yataktan fırlar, "dur dur başımıza iş getirirsin" der, ışığı söndürürdü.

 

 

 

KarasungurMehmet Karasungur

Bingöl Lisesinde Matematik öğretmeniydi.
Bizimle tanışmadan önce Türkiye İşçi Partisindendi.
Bir ara Bingöl' de Töb- Der Başkanlığı yapmıştı.
Evli ve  bir erkek çocuk babasıydı.
Zan edersem onunla ilk ilişkiye geçen Resul Altınok' tu.
Kürt sorununda onu ikna etmişti.
Kararlı ve Militan Bir arkadaştı Karasungur.
Oğlunun adı Devrim' di.
Yakışıklı bir adamdı, zeki, çevik ve alçak gönüllüydü.

Karasungur' la Parkta konuşurduk, bitmez tükenmez tartışmalarımız olurdu.
Öğretmenler lojmanında kalırdı
Zamanla evine gidip gelmeye ve evinde kalmaya başladım.
O da benim gibi çok kitap okurdu.
Birde Tabanca taşırdı, yani silahsız devrimci değildi.
Silah taşıması hiç tuhafıma gitmemişti zaten
Ama silahını sakladığı yer hayli ilginçti.
Tuvalette lavabonun üstünde bir ayna vardı
Aynanın arkasındaki duvarı delmiş, Tabancayı koyduktan sonra aynayı üzerine asmıştı.
Devrim babasının silahını görmüştü
Ama ben silahımı ona göstermezdim.
Bir dişim kırık olduğu için, ceketimin iç cebinde daima fırça taşırdım.
Bu durum Devrim' in dikkatini çekmiş olacak ki;
Bana: "Amca, neden babam tabanca, sen diş fırçası taşıyorsun?" diye sordu.
Bende Devrim, "her devrimci bir diş fırçası yanında taşımak zorundadır"
Dediğimde bir babasına bir bana baktı, bir şey anlamadı çocuk.

Karasungur' un sarf ettiği sözler ile sergilediği pratik arasında bir uyum vardı. Hem bilinçli, hem de kararlıydı. Bir liderde olması gereken bütün nitelikler onda mevcuttu. Arkadaşlarına karşı derin bir saygı beslerdi
Büyüklük taslamanın ne olduğunu asla bilmezdi
Kavga zamanında hiç bir zaman geri durmazdı
Teorik tartışmaların olduğu her yerde o vardı.
Onu daha yakından tanımanız için bir anımızı anlatmak istiyorum.

Bir gün ben ile Abdullah Ekinci Bingöl' deki belediye parkına gittik
Karasungur, oturduğu masadan kalkıp yanımıza geldi.
Merhabalaştıktan sonra, masanın altına yapışık bir makine bulduğunu;
Büyük bir ihtimalle polis bizleri dinlemek için masanın altına yapıştırdığını söyledi.
Bizi Parkın tuvalet bölümüne çağırarak, orada aleti gösterdi.
Sonra parkesinin altında beli ile kemerin arasına soktu.
25 Cm  uzunluğunda 15 Cm genişlikte 7 Cm kalınlığındaki bu garip demirin ne olduğunu anlayamadık

Bize göre daha deneyimli olan Karasungur:
"Büyük bir ihtimalle dinleme cihazıdır, ama içinde patlacıda olabilir" diyordu.
12 Mart askeri darbesinin  sol görüşlü insanlar üzerinde yarattığı korku ve panik bize de geçmişti.
Her kesten veya her şeyden kuşkulanıyorduk.
Hatta  iki solcu bir parkta oturmuş konuşuyorlarmış
Yanlarına bir tavuk yaklaşınca, solcu, diğer arkadaşına:
Konuşma, tavuğun içinde alıcı olabilir demiş.
Biz bu fıkraları bile çok ciddiye alıyorduk
Bundan dolayı Karasungur' un bulduğu aletle parktan çıktık.
Yürürken gideceğimiz yeri kararlaştırdık.
Bingöl Taksi' ye gittik. Orada bir taksiye bindik.
Bizi Yado çeşmesine kadar götür dedik.
Taksi şoförü bizi Yado çeşmesi olarak bilinen dağlık alana bırakınca
Uçurumlardan aşağı taşları tuta tuta derin vadiye indik.
Bu vadinin içinde başka bir uçurum vardı, o uçurumun başına kadar gittik.
Karasungur bize: "yere yatın" dedi.
Ben ile Abdullah Ekinci  yere uzandık:
Karasungur belindeki demiri eline aldı.
Var gücüyle uçurumun altındaki kayalara vurduktan sonra kendini yere attı.
Patlama sesi beklerken, çınlayan demi sesi susunca ayağa fırladık.
Karasungur' un içinde patlayıcıda olabilir görüşü de doğru çıkmamıştı.
Yarım saatlik bir çabadan sonra uçurumun dibine vardık
Demir makine açılmış iki parçaya bölünmüş, içinden iki adet de zar çıkmıştı.
Karasungur sağ elinin avucunu alnına vurarak yere oturdu ve gülmeye başladı.

Biz ona şaşkın bakarken, başını kaldırdı bize baktı:
"Şalvar'ın Kumar aletini kırdık" dedi.
Meğer birbirine yapışık bu iki demir parçasından biri itici, diğeri çekiciymiş.
Ve zarlar da özel olarak yapılmış, noktalarının içine küçücük demir parçacıkları yerleştirilmişti.
Arkadaşlarımızın babası Şalvar, kumar masasına oturmadan önce dizlerinin yukarı tarafına bu demirleri  bağlıyor
Üzerine pantolonunu giyiyor, öyle kumar masasına oturuyor
Bu  haliyle bir dizi itici, diğer dizi çekici oluyor
Rakiplerini de hep bu hileyle yeniyormuş.
Şalvar' ın bu kumar aleti daha  o günden unutulmaz anımız olmuştu
Hatırladıkça üçümüzde gülerdik.

Bir de hatıranın devamı vardı.
Aynı gün Otostop yaparak Bingöl'e geldik.
Parka gittik, kırdığımız demir parçalarını bantla birbirine bağladık.
Tekrar aynı masanın altına yapıştırdık.
Şalvar'ın Parktan başka bir de Kumar kulübü vardı.
Birkaç kumarcısını ulusalcı yapıp, kumar oynamaktan vaz geçirdiğimiz için
Faşistlerin parka gelip oturmasına müsaade etmediğimiz
Açtığı hamama gidip yıkanmadığımız
Sinemasına gidip film izlemediğimiz, faşistlerde ulusalcı olan çocuklarından dolayı gitmediklerinden
Bizden özel olarak gıcık kapardı
Aracını kırdıktan bir gün sonra, kulüpteki masasının yanlışlıkla parka götürüldüğünü fark etmiş
Parka gelmişti, biz başka bir masada topluca oturuyorduk
Kumar aletinin kırıldığını fark edince, garsonlara ocakçıya bağırdı.
Bizim masaya doğru baktı, küfürlerini savurmaya başladı.
Tabi hiç birimiz sesimizi çıkarmadık, büyük oğlu "Hoca" ya olayı anlatmıştık
Büyük Şalvar' ın şerrinden o gün zor bele kurtulduk.
Mehmet Karasungur' u bu yazı boyunca anlatmaya devam edeceğim.
Çünkü onun yaşamı bir roman kadardır.
 



Son Güncelleme (Perşembe, 29 Aralık 2011 21:49)