Çarşamba, 12 Aralık 2018

Gayri resmi tarih gibi - Sayfa: 6

Makale İçeriği
Gayri resmi tarih gibi
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
Sayfa: 5
Sayfa: 6
Sayfa: 7
Sayfa: 8
Sayfa: 9
Sayfa: 10
Tüm Sayfalar

 

Yunanlılar Egeyi işgal etse

Türkiye' de' ki resmi kafalara göre bu çok normaldir ve bunu eleştirmek etnik milliyetçiliktir.

Biz Kürtler için böyle düşünmek etnik milliyetçilik iken; kendileri aynı duruma düşerlerse onlar için öyle değildir.

Örneğin Yunanlılar, bir gün Ege kıyılarını işgal etseler,

Ege bölgesinin adını doğu ve güneydoğu Yunanistan olarak değiştirseler

Bu bölgede yaşayan bütün Türkleri Yunan saysalar

Türkçe konuşmayı ve yazmayı yasaklasalar

Ve  ben Türküm diyene yaşam hakkı tanımasalar

Ancak ben Yunanım diyebilenler; hademe, memur, öğretmen milletvekili olabilseler.

Ve bazı  Türkler bu duruma itiraz etseler

Bunları etnik bölücü olarak damgalamak mümkün mü?

Hayır hem de bin kez hayır!



699Biz bölücüydük!

 

Ama Türkiye' deki resmi kafalar bizi etnik bölücü, sol kafalar ise; Proleterya bölücüleri olarak suçluyorlardı.

Ve biz bu gerçeklerden dolayı Türkiye solundan ayrılıyorduk.

Kendi çabalarımızla, kendimize yeni bir yol arıyorduk.

Güney Kürdistan' da General Barzani başkaldırısını okuyorduk.

Onun yenilgisinden dersler çıkarmaya çalışıyorduk.

Konuyla ilgili elimizde çok az meteryal vardı, arıyor ama bulamıyorduk.

Zan edersem bu aralar Dr. Sait Kırmızıtoprak' ın kaleme aldığı  kalın bir teksir bulmuştuk.

Onu okuyup olan bitenleri anlamaya çalışıyorduk.

Bütün olaylara sosyalizmin penceresinden baktığımız için

Güneydeki yenilginin nedenlerini şöyle sıralıyorduk:

KDP feodal önderlikli bir harekettir, bundan dolayı yenildi diyorduk.

Seçtiği mütefikleri yanlıştı, onu kandırdı diye propaganda yapıyorduk

Kendimize göre bundan hemen dersler çıkarıyorduk.

İşte ilk dersimiz, bizde ki devrime feodaller değil, proloterya öncülük etmeliydi.

ikinci dersimiz, halka bir feodal veya bey değil, bir parti yol göstermeliydi.

Üçüncü dersimiz, proloteryanın itifakları, sosyalist ülkeler ve ulusal kurtuluş mücadelesi veren ülkeler olmalıydı.

Birde Vietnam ve Koreli devrimcilerin okuduğumuz kitaplarından "kendi öz gücüne güven" sözü vardı!

Bu ilke bizim için çok önemliydi.

Kendine güvenen kişi,  kendine güvenen grup ve kendine güvenen ülke.

Bizim için bu siyasetin A.B.C si gibiydi.

Bu güvenimizi arttırmak için kendi tarihimizi araştırmaya koyulduk

Önce yakın tarihten başladık

1925 te Palu' da, Piran' da, Elazığ' da Genç te Diyarbakır'da ne olmuştu?

Kimler direnmiş, kimler teslim olmuş, kimler idam sehpalarında davalarını haykırmıştı?

Dersim' de 1937/ 38  de neler olmuştu?

Baytar Nuri'  elden ele dolaşan  teksir halindeki kitabından öğrenmiştik.

Ve tarih merakı sarmıştı bizi

Herodot' un tarihinde köklerimizi aramıştık.

Kesenefon' un "On binlerin geçişi" nde anlattığı, savaşçı soydaşlarımız gibi olmaya karar kılmıştık.

Firdevsi' nin " Şehname" sinde Zaloğlu Rüstem ile bağımızı kurmuştuk.

Newroz başkaldırısının Kawa' ları olama yolunda ilerlemeye başlamıştık


Ankara Grubunun görüşleri

İkinci dönem Tunceli Öğretmen okulundaki gelişmeleri anlatmadan önce

Ankara' da çeşitli üniversitelerde okuyan öğrencilerin, bizlerle olan ilişkileri sonucunda

Nasıl etkilendiğimize değinmek istiyorum.

Gerek Bingöl' de gerek Dersim'de karşılaştığımız bu arkadaşlar

Bizimle tartışmalarında;

Birincisi, Daha Önce Kürdistan' da Türkiye cumhuriyetine karşı gelişen ayaklanmaların

Ulusal ayaklanmalar değil, direniş hareketleri olduğunu söylüyorlardı.

Ben bu tezi kabul etmiyor ve onlarla tartışıyordum.

Bana göre hem şeyh Said önderlikli ayaklanma, hem de Desim ayaklanması Ulusal birer ayaklanmaydı.

İhsan Nuri paşanın önderlik ettiği Ağrı ayaklanması tartışma götürmez bir ulusal hareketti.

Ama Ankara ‘ da okuyan arkadaşlar bunun kabul etmezlerdi,

Direniş hareketleri ile ulusal hareketler arasında bazı farkların olduğunu söylerlerdi.

Onlara göre Kürdistan' da milli burjuvazi yoktu, yani oluşmamıştı.

Ve dünyadaki bütün ulusal hareketler burjuvazinin eseriydi

 

 Bizde milli burjuvazi olmayınca ulusal harekette olmamıştı.

 

Onlara göre  Kürdistan' da  gerek feodal dönem de;

gerek kapitalizm çağındaki bütün isyanlar "haklı direnme" hareketleriydi.

Arkadaşlar bu tezlerini Avrupa' da ki ulusal gelişmeleri özetleyerek bize kabul ettirmeye çalışıyorlardı.

Bir de Stalin'in uluslar hakkındaki tezleri de bunun yardımına sokunca, bizi ikna ediyorlardı.

İkincisi, Türkiye' deki sol grupları "sosyal şöven" olarak değerlendiriyorlardı.

Bizler sol grupların tezlerini kesin olarak yanlış bulurduk.

Kürdistan' ı inkâr ettiklerine inanırdık.

Bunun için gece gündüz onlarla siyasi tartışmalar yapardık

Ama böyle bir tanımlamayı ilk olarak onlardan aldık.

Bu konularda kitapları karıştırınca hayli veriye ulaştık.

"Sosyal şövenizm" devrim için en azından burjuvazi kadar tehlikeliydi.

Birde Türkiye solu gurupları içinde yer alıp, Kürt kökenli olanlar için de bir tanım kullanıyorlardı:

"Ulusal inkarcı" Bu her iki tanım her ne kadar Türkiye solu ile aramızda ki kavgaların zemini olduysa da

Bu tanımları kabul etmekte pek zorlanmadık.

Türkiye solu gerçekten Kürt sorunu konusunda "Sosyal şövendi"

Ve bu "Sosyal şöven" grupların politikasına angaje olan Kürtler ise,

Uluslarına yabancıydı.

Üçüncüsü Kürdistan' da Türkiye' de devrim yapmak isteyen sol gruplarla birlikte, birde Kürt sol grupları vardı.

Mesala Bingöl' de Türkiye KDP' si ve Özgürlük yolu çevresi mevcuttu.

Ben onlar gibi düşünmezdim, ama hep onlarla oturur tartışırdım.

Arkadaşlarımın çoğu o çevrelerdendi.

Tunceli öğretmen okulunda bile en samimi arkadaşım, Özgürlük yolu çevresinden Sarı Cemal' di.

Ama Ankara' da okuyan arkadaşlarımız onlar için de bir sıfat türetmişlerdi.

"Kürt küçük burjuva reformistleri"

Bu tanıma göre, bu grupların mensuplarının çoğu öğretmen memur ve bürokrattı.

Bu konumlarından dolayı „Küçük burjuvazi" kategorisine dahildiler.

Kürt sorunu konusunda, devrimden yana değiller, sadece bazı reformları talep ediyorlar.

Bu özelliklerinde dolayı da "reformist" tirler.

Tabi tanımlamaları böyle kafamıza yerleşince

Ve o dönemlerde Stalin' izm de revaçta olunca

Bizler artık Stalin' in Lenin ve Mao Zedung ‘un kitaplarında

"Küçük burjuvazi ve reformistler" hakkındaki bütün satırların altını çizer

Tartışmalarda bunları muhataplarımızın yüzüne vururduk.

Süre içinde "sosyal şövenizm ve küçük burjuva reformizmi"

nefret edilecek kelimeler halinde dilimizden döküyorduk.

Her ne kadar bizim grubumuzu teşkil edenlerde öğrenci öğretmen ve memur idiyse,

Biz kendimizi "proleter devrimci" olarak görüyorduk

Neyse bu kadar teorik izahatlarla kafanızı meşgul etmek istemezdim,

ama bu sıfatlar, ilerdeki kavgaların anlaşılması için gerekliydi.

Artık ilk büyük ulusal eylemimizi anlatabilirim.

Çünkü bu dinamitli ve bombalı bir eylemdir, belki de kulaklarınızın pası gidebilir

Veya sizi derin uykunuzdan uyandırır.


21 Martta nevrozu dinamitlerle kutlama

newrozMart ayına girmiştik.

Newroz' un önemini daha yeni kavramıştık.

Bizim dilimizde "New" Yeni, "Roz" Gün demekti.

Peki bu ne demek ti?

Önce duymuş, ardından özel olarak araştırmıştık.

Türk Milli Eğitim Bakanlığının yayınladığı Firdevsi' ye ait "Şehname"

Ve yazarının adını şu anda unuttuğum "Dünya tarihi" nde Newroz olayı anlatılıyordu.

"Şehname" de Newroz' un efsanesi, "Dünya tarihi"nde gerçeği vardı.

Efsaneye Göre, Asur imparatoru Dehak, Suriye' den

Orta Asya' ya kadarki bütün halkları eğemelik altına almış, onları inim inim inletiyormuş.

Ondan daha zalim ve daha kan içici yer yüzüne gelmemiş.

Bizzat kendisi  babasını aslan avı için hazırlanan kazıklı kuyuya düşürüp öldürmüş, ardından yerine geçmiş

Yeryüzü kıralı ünvanını kendisi kendisine layık görmüş

Çok kısa bir süre sonra başının iki yanında iki yılan çıkmış

Baş vurmadık hekim bırakmamış, yılanlara bir çare bulamamış

Şeytan bir gün hekim kılığında ona görünmüş

Ve derdinin dermanını söyleyivermiş:

"Günde iki genç insanın beynini bu yılanlara yedir" demiş

Zelim Dehak Şeytan' a uymuş

Emir buyurmuş

"Tez yılanlarıma genç insan beyinleri yedirin" diye haykırmış.

Bu emir üzerine her gün iki genç insan yakalanmış

Kasaplara teslim edilmiş

Kafaları kesilmiş, kafa kemikleri kırılmış

İçindeki beyinler çıkarılmış

Dehak' ın kafasının iki yanından çıkan iki yılana yedirilmiş

Aradan yıllar geçmiş, Dehak' ın kafası iyileşmemiş

Durumun kötüye gittiğini fark eden iyi niyetli bir yönetici kasapları değiştirmiş

Yeni kasaplar her gün kendilerine teslim edilen geçlerden birini dağa salmış

Kalan gencin beyniyle bir koyun beynini yılanlara yedirmiş.

Dağa salınalar süre içinde çoğalmış

Firdevsi' ye göre Kürtler bunlardan türemiş.

Yine ona göre Dehak' ın askerleri bir gün

Demirci Kawa' nın oğlunun başını kesmek, beynini yılanlara yedirmek istemiş

Kawa  dağa sığınanlarla birlikte Dehak' ın sarayını ateşe vermiş

Ve bu günü Newroz olarak ilan etmiş.

Bu efsane bizleri müthiş etkilemişti.

Zira bize göre Dehak'lar hala vardı

Gençlerimizin başları hala kesiliyor ve yılanlara yediriliyordu.

Bu beyin yiyicilere karşı dağlara sığınmak

Veya Kawa olmak, elimizdeki öküz başı şeklindeki gürzü

Zalimlerin başına çalmak.....

Tarih kitapları efsaneyi doğrular niteliktedir.

Milattan önce 612 Yıllarında bu günkü Orta Doğuda Asur imparatorluğu egemendir.

Med komutanı Keyakser  Zagros dağlarının mağaralarında demirhaneler kurmuş

Kılıçlar, kalkanlar  ve zırhlar üretmeye başlamış

Atların çektiği savaş arabaları hazırlamış

Düzenli ordular kurmuş

Piyade ve atlı birliklerle Ninova' nın üzerine yürümüş

Zalim Dehak' ın sarayını ateşe vermiş

Asur imparatorluğu gümbür gümbür yıkılırken

Onun egemenliği altındaki bütün halklar özgürlüğe kavuşmuş.

İşte Newroz böyle kutlanır

İşte ateşler böyle yakılır

Bazıları yakılan o ateşlerden korkarak titrer

Bazıları da sevinir.

Biz Tunceli öğretmen okulundaki öğrenciler Newroz' u böyle algıladık

21 Mart günü yaklaşırken bir toplantı yaptık.

Aramızda Dersim' li arkadaşları da aldık.

Newroz' u sesli olarak kutlayacaktık

Buna göre en kısa zamanda iki kalıp dinamit bulacaktık.

Bir tanesini şehrin hemen arkasındaki Düldül tepesinde

Diğerini onun ters istikametindeki tepede patlatacaktık.

Dinamitler kapsüller ve fitiller hazırlandı

Gerekli bağlantıları sağlandı

İki gruba teslim edildi, 21 Mart gecesi aynı dakikada fitiller ateşlendi.

Saat tam onda önce düldül tepesindeki dinamit patladı

Ona hemen karşıdaki eşlik etti

Ve dört dağ arasına hapis olmuş şehre, birde patlamaların yankıları geldi.

Bizim öğretmen okulunun hemen alt tarafında konumlanmış jandarma alayı

Silahları havaya dikti.

Başlayan müthiş bir şenlikti

İz mermileri aydınlatıcı fişekler, ardından top mermilerinin sesi gelecekti.

Korkularından titreyenler ve sevinenler de vardı bu şehirde.

Sessizce yeter diyenler, eyvah 38 geri geldi deyip titreyenlerde.

Sesler bombalar ve tüfekler, duygu ve düşünceleri saflar bölmüştü.

En önemlisi de bizin korkumuz bu patlamalarla ölmüştü.

Biz karar alanlar ve yapalar dışında kimseler, kimlerin yaptığını bilmiyordu

Ama herkes bizden kuşkulanıyordu

Aradan günler geçmesine rağmen tartışmalar sürüyordu.

Newrozu, 21 Mart gecesini, Dersim' de Patlayan bombaları kimse unutamıyordu

21 Mart Newroz Bayramını kutlamanın ardından 23 Nisan yaklaşıyordu.



23 Nisan’ ı kutlamıyor, protesto ediyoruz

Bu gün de Türklerin ulusal egemenlik bayramıydı.

Bize göre biz Kürtler için ise ulusal esaret bayramıydı.

Kendi esaret günümüzü, kutlayacak mıydık?

Her 23 nisan Günü Kürdistan' ın bütün illerinde törenlerle bu gün kutlanırdı.

İlk okul, Orta Lise ve dengi okul öğrencileri sabah erken hazırlanır.

Her öğrenci uygun bir kıyafet giyinir Okullların önünde askerler gibi tek sıraya dizilirSıranın başındaki öğrenci uzunca bir direğe takılmış Türk bayrağı taşır.Öğretmenlerin eşliğinde öğrenecilere rahat ahazırol çektirilir.Uygun adım marşla öğrenciler belirlenen alana kadar yürütülür.Şehirin bayram kutlamaya uygun alanında düzenli askerler şeklinde dizilen öğrencilere ilin valisi bir konuşma yapar.Ardından öğrenciler şiiirler okurAtatürk övülür  ve bayram böylece sona ererdi.

Peki böyle bir bayrama biz neden katılacaktık?

Türkiye Büyük Millet meclisinin kurulmasıyla biz Kürtler, neden sevinelim?

Millet olarak bizim yokluğumuza karar veren o meclis değil mi?

1925, 1930, 1938 yıllarında Kürtler' in katlini gerçekleştiren kanunları o meclis çıkarmadı mı?

O meclis ki kurulduğundan beri sadece Kürtler' in asimilesini sağlayan kanunlar çıkarmıştı.

Böyle bir meclisin kuruluş gününü biz bayram olarak kutlayamazdık.

Biz kendi aramızdaki tartışmalarda bu sonuca varınca, katılmama kararı aldık.

Ama Tunceli öğretmen okulu tek başına bunu yapamazdı.

Öyle bir yapmalıydık ki;

Tuncelideki bütün okullar, bu bayrama katılmamalıydı.

Hemen kendi aramızda görev bölümü yaptık.

Komiteler oluşturduk, Tunceli lisesine, sanat okuluna, kız meslek lisesine gruplar yolladık.

Farklı gruplarla görüştük, gece gündüz propağanda yaptık.

Neticede planımızı somutlaştırdık.

23 Nisan sabahı hepmiz okullarımızın kaısında hazır olacaktık.

Okullardan yürüyerek Palavra meydanına gidecektik.

Orada sıralar halinde dizilip bekleyecektik

Vali kürsüye çıkıp konuşmaya tam başladığı sırada, hızla alanı terk edecektik.

Bu konuda başarılı olmak için çok  çalıştığımızı hatırlıyorum.

23 Nisan günü öğretmen okulundan yola çıktık

Asma köprüyü çıkarak rampalı yola tırmandık

Tam olarak hababam sınıfı gibiydik, bayramın kutlanacağı alana ulaştığımızda hepimiz heyecanlıydık.

Bütün okulların öğrencileri tam takır hazırdı

Uzun bir bekleyişin ardından Vali göründü, kürsüye çıktı

Ve biz toplu halde sıraları bozarak ayrıldık.

Beş dakika sonra devletten maaş alanlar ve ilk okul çocukları dışında tek kişi alanda kalmadı.

Vali' de bu durum karşısında konuşma yapmadı.

Her kes sessizce alandan ayrıldı. Bu durum aslında sessiz bir isyandı.Hem baş kaldıranlar hemde esir edenler sessizdi.Ama işin garip tarafı, bayramdan sonra bu sessizliğin sürmesiydi.Yani hiç bir öğrenci hakkında dava veya soruşturma açmadılar.

Okullarda da  disiplin soruşturmasının sözü  bile etmediler.

Biz kendi cephemizden müthiş bir başarı kazanmıştık.

Bir kere binlerce öğrencinin birliğini sağlamıştık

İkincisi Dersim halkına, bu bayramın bizim bayramımız olmadığının mesajını vermiştik.

Üçüncüsü kendimize olan güveimiz artmış, ulusal gururumuzu ayaklar altından almıştık.

Çünkü bu bayram Dersim katliamından sonra bu halka zorla kutlanmış

O günden bu güne kadar kimseler itiraz etmemiş

Öğrenciler askerler gibi yürüyerek bir alana gelmiş

Çocuklar kürsüye çıkmış "Atam sen kalk ben yatam " demiş, diğerleri alkış çalmıştı.

İşte biz bu yalan oyunu bozmuştuk.

21 Martta dinamitleri patlatarak yasaklanan bayramımızı kutlamıştık

23 Nisanda toplu halde tören yerini terk ederek yabancıların bayramını kutlamamıştık

 



Son Güncelleme (Perşembe, 16 Ağustos 2018 21:44)