Çarşamba, 20 Haziran 2018

Gayri resmi tarih gibi - Sayfa: 7

Makale İçeriği
Gayri resmi tarih gibi
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
Sayfa: 5
Sayfa: 6
Sayfa: 7
Sayfa: 8
Sayfa: 9
Sayfa: 10
Tüm Sayfalar

 

 

 

Okuyoruz ve tartışıyoruz

Biz öğretmen okulu öğrencileri çok kitap okuyorduk

Geceleri kitaplar okur gündüzleri tartışıyorduk

Okulda bizimle tartışacak kimseler kalmadığından şehire iniyorduk.

Tunceli de "Alpdoğan" isminde bir mahalle vardı

Bu mahallede "Cumhuriyet caddesi," bu caddede birde "savaş sokağı" vardı

Savaş sokağındaki bir binanın bodrum  katı kahvehaneydi

Siyasi tartışmalar burada yapılırdı:

Türkiye solundan bazı gruplar, tartışmaları bir düzene bağlamışlardı

Konular önceden tesbit ediliyor

Herkesin görebileceği bir duvara  tartışma konusu asılıyor.

Konuyu tartışmak isteyen grup veya kişiler önceden adını veriyor

Ve sıra kendilerine geldiğinde söz hakı alıp kürsüde konuşuyor

Hiç unutmam bir ara duvara "Çelişki, baş çelişki ve tali çelişki" yazmışlardı.

Türkiye solundan her gruptan bir kişi söz hakkı alır saatlerce anlatırdı.

Çelişki derdi, zıtların birliği ve zıtların mücadelsidir.

Her şey çelişkidir, çelişkisiz hiçbir şey olamaz.

Artının olduğu yerde ekside vardır

Yanlışın olduğu yerde doğruda vardır

Sertin olduğu yerde yumaşak

Zalimin olduğu yerde mazlum

Burjuvazinin olduğu yerde proloterya vardır

Ve bunlar arasında çelişki vardır

Çelişki çatışmalar yaratır, çatışma gelişmeye neden olur

Çelişkilerinde çeşitleri vardır

Baş çelişki vardır, temel çelişki vardır, tali çelişkiler vardır.

Bunlar bir birine karıştırılmamalıdır

Birde kendiliğinden çözülen çelişkiler, zor kullanılarak çözülen çelişkiler vardır.

Anlatıcı buraya kadar konuyu anlatınca

Birisi söz hakkı isterdi

Ve söz hakkı alır almaz baş çelişki ile temel çelişkinin aynı olduğunu söylerdi

Mao Zedung dan alıntılar gelirdi

Kürsüdeki adam Jozef Stalin'in söylediklerine sarılırdı.

Süreç derdi süreç, her şeyin bir süreci var ve sürecin baş çelişkisi var

Baş çelişki tesbit edilirse diğer çelişkileri tesbir etmek kolaylaşır

Örneğin Türkiye emperyalizmin yeni sömürgesiyse

Türkiye devriminin baş çelişkisi, emperyalizm ile Türkiye halkı arasındaki çelişkidir.

Diğer bütün çelişkiler tali çelişkilerdir

Ve baş çelişki çözülmeden diğer çelişkilerin çözümü zordur

Bu noktada anlatıcıya karşı itirazlar olurdu

Baş çeliki emperyaizm ve sosyalemperyailzmdir itirazları gelirdi.

Türkiye yarı sömürge değildir itirazları yükselirdi

Anlatıcı çelişki deyip konuşmak isteyenleri susturudu

Köylülük ile feodalite arasında ki çelişki

Feodalite ile burjuvazi arasındaki çelişki

Burjuvazi ile  Proleterya arasındaki çelişki

Bunlar sıralanınca Türkiyenin ekonomik durumu tahli edilir

Toplumun çelişkileri sıralanır

Mao Zedung' un Çin için yaptığı tahliller Türkiye koşullarına uyarlanırdı.

Daha doğrusu Mao nun kitaplarını okuyan sol gruplar

Okuduklarını  tekrarlayıp dururlardı

Yaşadıkları ülkelerinden haberdar bile değilllerdi.

Pekin' i bilir, Dersimi bilmezsiniz

Bir gün konuşma sırası bana gelmişti

Kürsüye çıktığımda her kes "çelişkiler" üzerine konuşma yapacağımı sanıyordu.

Günlerce saçma sapan  çelişkileri dinlemiştim

Hafızam beni yanıltmıyorsa konuşmama şöyle başlamıştım:

Arkadaşlar, birkaç gündür tartışmaları izledim

Moskova'yı, Pekin' i Arnavutluk' u Kübayı iyi taınıyorsunuz

Kendi ülkenizi tanımıyorsunz

Hatta bu şehiri hiç bilmiyorsunuz

Bu kahvenin bulunduğu mahallenin neden "Alpdoğan" mahallesi olduğunu düşündünüz mü?

"Cumhuriyet caddesi" ve "savaş sokağının" ne demek olduğunu biliyormusunuz?

1938 öncesi bu şehir yoktu

Şehirin karşı tarafında Munzur' un karşı yakasında bir köy vardı

Adı mameki idi.

Dersim'i işgal etmeye gelenler, Munzur'un kıyısında bir askeri kışla kurdular.

Burada üstlenip dağlarda köy ve mezralarda insan avladılar

Yetmiş bin insanı "asidir" gerekçesiyle öldürdüler

Kuşkulandıkları binleri sürgüne yolladılar

Geri kalanları buraya yani kışlanın etrafına topladılar

Evler binalar okullar yaptılar

Ve şehrin adını "kalan" koydular

Kalanlara "Ya Türk olacaksınız, ya yok olacaksınız" dediler.

Ve kalanlar yaşamak için kendilerinden uzaklaştılar

Geçmişlerini, tarihlerini unuttular

Uzağı bildiler, kendilerini görmediler!

Sizler dedelerinizi nineleriniz katleden, süren ve esir alan

General Abdullah Alpdoğan' ı bilmiyorsunuz

Ama Çin'deki Çan Kay Şek' i biliyorsunuz

Katilinzin adı mahalenizin adı olmuş, kıpırdanmıyorsunuz

Dedelerinizin fermanını çıkaran "Cumhuriyet", caddenizin adı olmuş. Sizi yok eden "savaş" ise sokağınıza ad olarak verilmiş. Kendinizi bir yoklayınız, yaşıyor musunuz, yaşamıyormusunuz?Varmısınız, yok musunuz? Sizin çelişkiniz işte  budur


Delil Doğan Ve Celal Aydın

Tartışmak bizim mesleğimiz gibi olmuştu.Ve okulumuza yeni arkadaşlarımız güçlü tartışmacılarımız gelmişti.Birinin Adı Delil Doğan' dı, diğerinin adı Celal Aydın'dı.

İkisi de Malatya öğretmen okulundan sürgün gelmişlerdi.

Müthiş bir ikiliydi.

delil-450Delil uzun boylu yakışıklı biriydi, keskin bakışlı yiğit bir adamdı.

Kendine güveni tamdı, sözünü kimseden sakınmazdı.

Celal orta boylu yakışıklı bir gençti.

Bilge bir adamdı

Bir konuşması vardı, yılanı deliğinden çıkarırdı.

Anlayacağınız okuldaki ekibimiz tamamdı

Şehirde de yeni hatipler ortaya çıkmıştı:

Bunların en önemlilerinden biri; Çetin Güngör dü.

Sevimli altın gibi genç bir öğretmendi.

Kahverengi saçlarının orta yerinde bir tutam beyaz saçı vardı

Yüzü her daim gilerdi.

Bilgi küpü gibiydi

Ona ayaklı ansiklopedi derdik

Kimse tartışmada ona dayanmazdı.

Karşısında direnenleri otomatiğe bağlanmış kelimelerin hedefinde paramparça ederdi

Ali Haydar Kaytan

Ankarada Siyasal Bilgiler Fakültesinde okuyan Ali Haydar Kaytan da müthiş bir tartışmacıydı.

Yalınız tartışmacı mı?

Duygusal bir şair ve hümanist!

Ve inanmış bir kominist!

Bir keresinde okulumuzun yatakhanesinde bize bir konuşma yaptı.

Bu konuşma öylesine şiirseldi ki;

Dersim katliamını anlatırken hüngür hüngür ağladı ve bizi de ağlattı.

Olağanüstü alçak gönüllüydü

Kendisinden genç olanlara karşı bile saygıyla davranır

Kimsenin kalbini kırmazdı.

Arkadaşı vardı, adı Hamili Yıldırım' dı.

Haydar'ın tersine sessizdi, çok konuşmazdı

İkisinin arkadaşlığı  Donkişot ile Sanço Panço'nunkini andırırdı.

İlk hocam Dursun Ali Küçük' ü hatırlatayım

Oda efendi ve nazik bir arkadaştı

Kutu deresine gidiyoruz, Kamer Özkan geliyor


Bir gün okula geldi: "hazırlanın bir yere gideceğiz" dedi.

Yanılmıyorsam Cuma Tak, Mehmet Sevgat, Ahmet Toptal,Delil Doğan, Celal Aydın, Süleyman Günyeli, Selim Çürükkaya, Seyfettin ZoğurluToplam 13 kişi Tunceli çarşısına gittikOrada Dursun Ali Küçük'ün temin ettiği münübüse bindikBize Kutu Dersine doğru gideceğimizi söylediler.Ben bir müddet önce Baytar Nuri' nin Dersim Tarihi adını taşıyan kitabın teksirini okumuştum.

Oradan Kutu Dersinde 1938 de yapılan korkunç katliamı öğrenmiştim

Kitaptan okuduğum yeri birazdan  gözlerimle görecektim.

Çok merak ediyordum

Kim bilir o derede kaç dıram, kaç trajdi, kaç acı gizlidir?.

Binlerce kişi, kadın, çocuk o vadide kırılmıştı

Ve gideceğim, gözümle göreceğim

Bir hayli gittik:

Kutu Deresini münübüsün camından izledik

Kızılkaya köyünün alt tarafında, Pülümür suyunun kenarında indik

Münübüsçü bizi bırakınca geri döndü.

Biz yaya olarak ilerledik

Suyun kenarında taşlık bir alanda oturduk.

Arkamızda derin bir vadi, vadide çok sayıda mağara gözüküyordu..

Biz daha tam yerleşmeden mağaranın birinden bir adam dışarı çıktı

Elinde kocaman çift namlulu bir tüfenk vardı

Bıyıkları palaydı

Tam bir dağ adamıydı

Eski Dersimli yiğitleri andıryordu.

Bize doğru gelirken ve gözlerim onun adımlarında ve endamındayken

Oralarda geçmişte yaşananlar hayalmde canlandı

Bize doğru gelen kişi sanki o katliamdan geriye kalan tek tanıktı

Ve gelecek bize olan biten her şeyi anlatacaktı

Ben böyle düşünüyorken Dursun Ali; gelenin Kamer Özkan olduğunu söyledi. Ve devam etti:

"Kamer İbrahim Kaypakkaya' nın arkadaşıdır

İbrahim karlı bir kışta dağda yakalandı.

Askeri bir aracın arkasına bağlanarak köy köy dolaştırıldı

Ama Kamer kurtuldu, o gün, bu gün, bu dağları mağaraları kendine mesken edinmiş.

Buralarda yatar kalakar yaşar"

Bu heybetli adam karşısında hepimiz ayağa kalktık

Sırayla sarılıp kendisiyle öpüştük

Önce O  oturdu silahınıda dizlerinin üzerine yanlamasına koydu.

Bizde oturunca; hal hatır sordu:

Kamer  bize çok şey anlattı.

Aradan yıllar geçtiği için anlattıkları hafızamda kalmadı.

Ama bazı sözleri bu satırları yazarken hafızamda yankılandı:

"Bu dağlar, bu mağaralar ve vadiler bizi korur.Buraları bir tutarsak, kimseler bizimle baş edemez.Yeterki niz tek yumruk tek yürek olmasını bilelim"

Delil Doğan'ın sömürgecilik üzerine yaptığı uzun konuşmanın izi, Plümür suyunun müziği gibi beynimde iz bıraktı.

Akşam yaklaşınca güneş batmadan münübüs bizi almaya geldi

Kamer Özkan silahıyla vadide kaybolurken, biz özgür dağlardan esir şehire doğru yol aldık.



Son Güncelleme (Perşembe, 29 Aralık 2011 21:49)