Cumartesi, 20 Ocak 2018

Gayri resmi tarih gibi - Sayfa: 8

Makale İçeriği
Gayri resmi tarih gibi
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
Sayfa: 5
Sayfa: 6
Sayfa: 7
Sayfa: 8
Sayfa: 9
Sayfa: 10
Tüm Sayfalar

 

Her taraf esaret kokuyordu

Esir şehir!

Yalınız şehir mi esirdi?

Sessiz Dağlar Sakin Nehirler bile esirdi.

 Kasabalar ve köyler şehirlerden beterdi.

Ve bize göre en kötü esaret, fark edilmeyeniydi.

Bu koma hali gibi, uyku hali gibiydi.

Bu  durumu  fark etmiş, uyanmıştık

İLK adım eğitim:

Eğitime birinci derecede önem vermiştik

Gece gündüz çalışmaya başlamıştık

Seminer grupları oluşturmuştuk

Kürdistanın klasik bir sömürge olduğuna kendimizi inandırmıştık.

Eğitimimizin amacınında sömürge Kürdistanı kurtarmak olarak belirlemiştik.

Hepimiz sosyalist felsafeye angaje olduğumuzdan reçeteyi oradan arıyorduk.

Öğrendiğimiz ilk şey, "Diyalektik ve Tarihi Meteryalizm"di.

Toplumu veya toplumları ununla tahlil ediyorduk

Oda bize şunu söylüyordu:

Hayvan alet yapmaya başlayınca insan oldu.

Üretim olarak adlandırılan eylemi onu yüceltti.

Süre içinde iş bölümü denilen bir sürece girdi

Dişisi toplayıcılık yaparken, erkek avcılık yaptı.

Hayvanları evcileştirme, çift sürme ürünü saklama

Derken sınıflar doğdu.

Ezen ile ezilen, sömüren ile sümürülen

Artık tarih denilen şeye bunların çelişkisi damgasını vurdu.

Dolaysı ile Toplumu basamaklara ayırdılar

İlk basamak ilkel kominal toplum

Kimsenin kimseyi sömürmediği, baskının zulümün, savaşların esaretin olamadığı,

Hillenin hurdanın yalanın, dolanın bulunmadığı, Hayvanlıktan sonraki ilk aşama  İkinci aşama köleci toplumdu. Toplumun keskin çizgilerlerle birbirinden ayrıldığı Köle beyleri ve köleler olarak sınıflandırıldığı. Sanatçılar, tüccarlar gibi arasınfların olduğu Ama toplumu besleyenin kölelerin iş gücü olduğu bir aşama. Üçüncü aşama feodal, dördüncü aşama kapitalist.. Beşinci aşama komünist aşamaydı. Diyalektik ve tarihi mataryalizme göre, bir toplumdan diğerine geçiş bir zorunluluktu.  Yani İlkel kominal toplum köleci topluma, köleci toplum Feodal topluma ve Kapitalist toplumda komünist topluma hamileydi.

Ezilenlerin rolü ise doğum yaptıran ebeydi.

Bizler  bu yasaları öğrendikten sonra

Kavimlerin Dünyaya yayılışını

Millattan önce Atina da ve Roma' da kurulmuş köleci sistemleri öğrenirdik.

Mısır ve Mezopotamya da kurulan sistemleri

İlk köle ayaklanmalarını okuduk.

Burjuvazinin doğuşu, Amerika' nın keşfi, modern anlamda sömürgecilik.

Uluslar, ulusal ayaklanmalar

Paris komünü, Dünya savaşı, Rus devrimi

Komünizmin ilk aşaması, sosyalist devrim.

Dahası var, anti sömürgeci mücadeleler.

Latin Amerika' da Che Guevara  Ve Kastro gibi efsaneler:

Gine Bisau daki gelişmeler

Hindistan' da Gandi' vari taktikler

Çindeki uzun yürüyüşler, Viyetnam daki çıkışlar

Ve.......

Bütün bunlardan çıkardığımız dersleri, kendi toplumumuza  uyguladık.

Köleci toplumu yaşamışmıydık

Med konfederasyonunu keşfettik

Onu Diyokes' e Kurdurduk, Keyakser' le İmparatorluk yaptık

Astyages' le Kurulan İmparatorluğu yıktık.

Köleci, feodal ve kapitalist dönemde Kürdistan' ı inceledik.

Kasr î Şirin ve  Lozan' la dört parçaya bölündük:

Mayın tarlaları, tel örgüler

Yoksulluk sefalet, arama zulüm

Korku dehşet ve vahşet

İşte Bütün bunları düzenlediğimiz eğitim çalışmalarıyla vermeye

Ve bu seminerleri yazılı olarak biriktirmeye başladık.

 

 

Seminerlere hız veriyoruz



Seminer çalışmalarını küçümsememek lazım.

Bir seminerin hazırlanması için, araştırma yapmak gerekiyordu.

Diyelim ki Kürt tarihi ile ilgili bir seminer hazırlanacak

Önce konuyla ilgili kitaplar temin ediliyordu

Millattan önce Kürtlerin ataları ve eski Mezopotamya tarihi

Medler, Kasitler; Gutiler, Huriler......

Orta çağda Kürdistan' ın durumu

İslamiyet ve Kürtler...

Türkler' in Anadoluya gelişi...

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürtler....

İsyanlar, başkaldırılar, Kürdistan'ını Parçalanması

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı, Serv antlaşması

Lozan ve yeniden parçalanan Kürdistan!

Koçgiri halk ayaklanması, Palu genç Hani başkaldırısı....

Ağrı dağı isyanı

Ve 1938 Desim baş kaldırısı, isyan ve bastırmalar...

Katliam, göç ve kalanları asimilasyona tabi tutma.

1946 Mahabad Kürt Cumhuriyetinin kuruluşu

Bir yıl sonra çarü çıra meydanında dört dar ağacı....

Bozgun, yenilgi ve kaçış....

General Barzani' nin uzun yürüyüşü

Rusya' da  sürgün günleri,  geri dönüş....

Ve Baas iktidarına karşı başkaldırı.

İsyan....

Dağların doruklarında özgür bir yaşam

Dostlarını ve düşmanlarını yanlış seçme

Cezayir anlaşması ve Şah' ın arkadan bıçaklaması...

Ve yenilgi....

Bütün bu konular hakkında bilgi veren kitaplar okunur

Alıntılar bir deftere kayıt edilir

Ardından seminer konusu elle yazılırdı

Seminerleri bazen tek kişi, bazende bir grup hazırlardı.

Çocuğa ad konuldu

1976 Yılının ilk baharında artık "Kürdistan devrimcileri" adını kullanıyorduk

Yani artık bir gruptuk

Ama bu ismi nasıl almıştık?

Veya kim, kimler tarafından bu isim bize verilmişti, orasını bilmiyorum!

Acaba birileri oturdu, bu isim işi üzerinde tartıştı, kararlaştırdı, sonunda  bize kabul mu ettirdi?

Sanmıyorum!

Ne o günlerde, nede bu günlere kadar "Kürdistan Devrimcileri" adının bir karala alındığını duymadım.

Ülkemizin adı "Kürdistan" dı.

Bu isim yasaktı ve biz korkusuzca, ısrarla her yerde kullanıyorduk.

Birde kendimize "Devrimciler" diyorduk

Bu iki kelimenin birleşiminden adımız doğmuştu

"Kürdistan devrimcileri"

Henüz bir proğramımız veya tüzüğümüz yoktu.

Grubumuzun ideolojiside sistemli olarak oluşmamıştı:

Araştırma, tartışma evresini yaşıyorduk.


Öcalan diye birisi var mıydı?

Abdullah Öcalan diye birisini henüz tanımıyorduk, bu ismi duymamıştık.

Ankara' da okuyan Dersim'li arkadaşlarımızdan kimse de ondan söz etmemişti.

Ali Haydar Kaytan; Şahin Dönmez, D. Ali Küçük'ten bir kez dahi olsun Öcalan hakkında tek bir söz sarf ettiklerini duymadım.

Bingöl' de Resul Altınok, Zeki Yıldız, Mehmet Hayri Durmuş, Şalvar Mahmut, Kısmet abi, Kalkapazarlı Hasan'ı tanırdım.

Bu arkadaşların bir kısmı Ankara' da okuyor, bir kısmı orada çalışıyordu.

Hiç birisi Abdullah Öcalan' dan bir kez dahi olsun söz etmedi.

Hiç kuşkusuz yukarıda adlarını sıraladığım arkadaşlar, Öcalan'ı tanırdı.

Ama o tarihlerde Öcalan' ın anlatılacak bir meziyeti olmadığı için, Kürdistan'da kimseler tarafından tanınmazdı.

Zan edersem bizim Tunceli öğretmen okuluna dışardan gelenlerden birisi dekemal_pir Kemal Pir' di.

Türk kökenli olması ve Kürdistan' ın bağımsızlığını savunması bizi etkilemişti.

Birde Ankara' da üniversitelerde okuyan öğrencileri kendimizden daha bilinçli görür, onlara hürmet ederdik.

Ankara Grubunun bize öğrettikleri

Ankaradan gelip kürdistanda bizlerle ilişki kuran öğrencilerin üç konuda bizleri etkilediğini düşünüyorum:

Birinci konu; Sovyetler birliğindeki rejimin "sosyalist" değil, "revizyonist" bir rejim olduğu,

İkinci konu, Türkiyeli bütün sol grupların, son tahlilde "inkarcı" ve "sosyal şöven" oldukları,

Üçüncü konu, bizim dışımızdaki bütün Kürt sol guruplarının ise  "teslimiyetçi küçük burjuva milliyetçileri" olduklarıydı.

Doğrusunu söylemem gerekirse; o günkü koşullarda bu tanımlamaları bende doğru olarak görüyordum. Türkiye solu, Kürdistan' ı Misaki Milli sınırları içinde değerlendirdiği ve ülkemize Doğu ve Güneydoğu Anadolu dediği, Ülkemizin kurtuluşunu Türkiye devrimine endekslediği için, birde sosyalist olduklarını söylediklerinden  "sosyal şöven" tanımı yapılarına tam olarak uygundu.  Kürt olmalarına rağmen Türk sol gruplarının içinde yer alanları ise "ulusal inkarcı" olarak damgalamıştık.

Ankara'da okuyan öğrenciler bu konularda bizi ikna etmede zan etmiyorumki fazla zorlandılar.

Zira sol kitaplarda "Sosyal şövenizm," "ulusal inkarcılık" "teslimiyetçilik ve küçük burjuva milliyetçilği" konusunda bolca meteryal vardı.

Biz bunları okudukça bu gruplara karşı bileniyorduk.

Henüz aramızda, çatışmalar başlamamıştı

Ama kıran kırana bir tartışma vardı.

Görüş ayrılıklarımız hemen her konuda derinleşiyordu.

Her grup kendi savunduklarının doğru olduğuna inanıyordu.

Bizleri hem küçümsüyor, hem alaya alıyor, hem de dıştalamaya çalışıyorlardı.

Türkiye soluna göre biz "ulusalcı milliyetçiydik"

Kürdistan sol guruplara göre ise biz "goşist veya maceracıydık"

Biz ise kendimizi çok ciddi görüyorduk.

Yaptığımız işin en azından bir oyun olmadığını biliyorduk.

 

Sınıf analizleri ve mevzilenmesi


Eğitim çalışmalarımız hızla bir sonuca doğru gidiyordu.

Hemen hemen hepimiz sosyalizmi peşin olarak kabul etmiştik.

Bize göre Kürdistan ülkesi ancak ve ancak sosyalizm felsefesiyle kurtulacaktı.

Sosyalizm bakış açısıyla Kürdistan klasik bir sömürgeydi

Ulusal kurtuluş mücadelesine ihtiyaç vardı.

Bu mücadele ancak işçi sınıfı önderliğinde verilebilirdi:

Tabi o terihlerde ülkemiz Kürdistan da işçi sınıfı çok zayıftı

Ama biz onunda yolunu bulmuştuk

Bize göre işçi sınıfının sayıca azlığı o kadar önemli değildi.

Oluşan partinin işçi sınıfı partisi olması önemliydi.

Kürdistan'da başka sınıf ve tabakalarda vardı.

Bizim işçi sınıfı partisi onlara da önderlik edecekti

Kürdistan köylü ülkesiydi, cephe esprisiyle köylüyü de biz kazanacaktık.

İşsizler, işçilerden daha kalabalıktı onlarada el atacaktık.

Küçük burjuvazi kaypaktı, ama güç kazanacak olan devrime oda katılacaktı.

Bizim sosyalizm anlayışımızda tek parti sistemi esastı.

Zira bir ülkede tek bir proleter partisi olurdu. Diğerleri ya burjuva yada küçük burjuva partilerdi.Ve asla bunlarla itifak yapma gibi bir düşüncemiz yoktu.Her ne kadar devrim öncesi devrimde çıkarı olan sınıf ve tabakaları tek bir cephe bayrağı altında bir araya getirme diye bir fikrimiz var idiyse de, biz örgütsüz olan işsizleri, küçük burjuvaziyi, köylüyü kendi bayrağımız altında bir araya getirmeyi düşünüyorduk. Oysa  Kürdistan sınıflı bir toplumduVe her sınıf kendi örgütünü oluşturma hakkına sahipti.  Bu tezi kabul etseydik Devrimde çıkarı olan sınıfların örgütleri bir cephe kurabilirdi. Oysa  bu olasalığı baştan beri red ettik.

Bize göre Kürdistan' da sınıf ve tabakalar vardı

Ama onları temsil edecek örgütleri yoktu veya vardı  biz kabul etmiyorduk.

Başka Kürt örgütlerinin meşruluğunu kabul etmiyoruz

Bu durum biz ile  diğer bütün Kürt örgütlerini karşı karşıya getiriyordu.

Bizim dışımızda oluşmuş veya oluşmaya başlamış çok sayıda Kürt örgütleri vardı.

Mart 1970 darbesi öncesi "Doğu Devrimci Kültür Ocakları" adı altında kurulan Kürt dernekleri

Kürdistan' ın pek çok bölgesinde faaliyetler yapmış

Anadille eğitim, komando baskısına son, doğuya yol, su elektrik sloganlarıyla büyük kitle gösterileri organize etmişlerdi.

Mart darbesiyele darbe yiyen, tutuklanan Kürt siyasi eliti, 1974 genel affıyla yeniden örgütlerini kurmaya başladı.

Ama biz onları herhangi bir sınıfın temsilcileri olarak tanımadık.

Çünkü  Viyetnam' daki Ho Chi Minh de öyle yapmıştı.

 Gerçi Rusyada Bolşevik devriminin öncüleri devrime kadar, başka örgütlerle itifak yapmışlar, devrimden sonra diğer partilerin kapılarını anahtarlamışlardı.

Bizler bu konuda devrimin başlangıcını değil, sonucunu kendimize örnek almıştık.

Çünkü işçi sınıfını biz temsil ediyorduk

Devrimi işçi sınıfı yapacaktı

Toplumun diğer sınıf ve tabakalarını devrime kazandırmak, işçi sınıfının yüce görevleri arasındaydı.

Eğitim çalışmalarında bu amaca adeta  kilitlenmiştik.



Son Güncelleme (Perşembe, 29 Aralık 2011 21:49)