Makalelerim

Umudu bombaladılar

Selim Çürükkaya / Şemdinli‘de Umut adını taşıyan bir kitabevi var. “Şemdinli ve UMUT!”
Bazılarına göre yan yana olmaması gereken iki kelime.
Bundan dolayı umudu bombalıyorlar!
Ve bir kişi umut kitabevinde hem umudunu, hem de canını yitiriyor……..

Ve katiller kaçmak isterken… Halk tarafından yaka paça yakalanıyorlar. Kullandıkları araç halkın eline geçiyor.

İçinde ne yok ki!

Keleşkoflar, jarjörler, saldırı yelekleri, bölgenin coğrafi planları, ortadan kaldırılacak kişilerin isim listeleri, bombalanacak binaların krokileri, Türk ordusuna ait diğer malzemeler, subay kimlikleri, bombalanmış yerlerin, öldürülmüş kişilerin üzerine atılmış kırmızı çarpı işaretleri…

Vay babam vay!

Bu sahne Türkiye´de bir televizyon kanalında yayınlanan o meşhur “Kurtlar vadisinde” geçmiyor. Sıcağı sıcağına Şemdinli‘de yaşanıyor.

 

Gerisi var:

Halk, sivil elbise giymiş subay ve çavuşları yakalıyor Ve devletin resmi polislerine teslim ediyor. Bir müddet sonra devletin resmi valisi bir açıklama yapıyor. «Elimizde kimse yok!” Bir polis Şemdinli‘den Eski içişleri bakanı Mehmet Ağar‘ı telefonla arıyor…

„Hayatım tehlikede beni kurtar!” diyor.

Mehmet Ağar hemen televizyon kameralarının karşısına çıkıyor ve bu polisi nasıl kurtardığını gururla anlatıyor! Bütün bu gerçekler orta yerde dururken, Türkiye´deki „aklıevveller” bir Susurluk hikayesi tutturdular gidiyorlar. Devlet’in kendisi valinin yaptığı gibi; eldeki şuçluları da ortadan kaybetmeye çalışıyor.

„Aklıevveller” ise, bombalama işine katılan üç kişinin yakalanıp hesap vermesini, adaletin yerine getirilmesini istiyecekler.

Bu işi “Susurlukla”, devletin içine sızmış çetelerle, derin devletle izah edecekler ve aslında üç çavuştan öte hiç bir şeyin açığa çıkmaması politikasına hizmet edecekler. Biz hepimiz ve Türkiye´deki sol „Derin Devlet” konusunda bir özeleştiri vermeliyiz.

„Derin devlet „diye bir şey yoktur…. Ve ek olarak „devletin içine çeteler sızmış” lafı da bir palavradan ibarettir. Bilinir ki Türk ordusu disiplinli bir ordudur ve orda „işeme” bile izne tabidir.

Devlet’in derini, derin olmayanı yoktur.  Devlet, devlettir ve tektir. Türkiye gibi ülkelerde devletin yasal olarak yapacağı işler vardır, yasal olarak yapamayacağı işler vardır. Örneğin devlet, Şemdinli‘de yasalar çerçevesinde kurulmuş, kitap satmak dışında hiç bir amacı olmayan bir kitabevini, kendi resmi polis ve jandarmasıyla bombalayıp kitap evinde oturan insanları öldüremez.

Çünkü şu andaki resmi devleti meşrulaştıran anayasa ve kanunlarda güvenlik görevlilerinin görevi vatandaşın can ve mal varlığını korumaktır diye yazılıdır. Anayasa ve kanunlar da böyle yazarken „güvenlik güçleri” hem vatandaşın malını hem de canını alabilir mi? Alabilir!

Bu iki biçimde olabilir: Birincisi; bir polis veya jandarma cinnet geçirir veya bir kişiye özel bir kin duyar, sarhoş olur vb nedenlerden dolayı vatandaşı öldürebilir. İkincisi; bir devlet, yasal olarak yapamadığı bazı işleri, yasadışı yollarla yapar.
Örneğin devlet yasal yollardan Umut Kitabevini ve sahibini ortadan kaldıramıyorsa; bazı çavuş, subay ve polislerinin üzerindeki resmi elbiseleri çıkarır, onlara sivil elbiseler giydirir, her türlü silah yetki ve teçhizatla donatır. Önlerine hedefler koyar „gidin şunları ortadan kaldırın” der.

Ve maske takmış devlet, böyle suçlar işler. Bazen bir kamyon kazasıyla, bazen halkın müdahalesi ile bu maskeyi düşürür ve altından devletin ta kendisi çıkar. Durum bundan ibarettir. Resmi devletin bizzat kendisi  maske takınarak suç işlemiştir! Geçmişte 1991-1997 yıllarına kadar yaklaşık onbin sivil kişi “faili meçhul” olarak nitelenen cinayetlerle öldürüldü. Öldürülen bu insanlar, her hangi bir suç işlememişlerdi. Tümü şehirlerde yaşıyorlardı, adresleri belliydi.

Eğer bir suç işlemiş olsaydılar, tutuklanıp mahkemeler karşısına çıkarılabilirdi. Ama devlet, yasal olarak hiç bir suç işlemeyen kişileri ortadan kaldırmaya kararlıysa, onun da bir yolunu bulur.

Resmi kuvvetlerini çete, kontrgerilla, denetim dışı unsurlar, faşistler maskesiyle maskeler ve yapılması gerekenleri bunlar aracılığıylar yapar.

Şemdinli’de ki çavuşların ve bombacı subayların ayak izleri direkmen Türk Genel Kurmayının kapısına gider. Ağar’a açılan telefon bize, yasal devlet ile yasadışı devletin bağlantılarını verir.

 

12.11.2005

 

 

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu