Pazar, 19 Kasım 2017
Anasayfa Belgeler Hasan Çürükkaya nın son gecesi

Hasan Çürükkaya nın son gecesi

 
 
 
 

 dhasanHasan Çürükkaya 1991 Tarihinde Silvan mıntıkasında yaşamını yitirmeden önce onunla olan bir arkadaş o günleri anlatmış bir belge olarak bu sayfaya Aldık: "Köye vardığımızda saat gecenin on biri oluyordu. Ay olmamasına rağmen ışıklar ve sokak lambaları  köy yerini gündüz aydınlığına çevirmişti. İyice kontrol ettikten sonra M. arkadaşın evine yöneldik. Ev kalabalıktı. Onlarca insan büyük bir insan coşkuyla karşıladı bizi. 

Bu sıcak karşılamanın ardından sohbet başladı. Açılan sohbet yemekte de devam etti. Konuşmalar genelde korucubaşı Fako unsuru üzerinde kilitlenmişti. Fako unsuru her yeri yakıp yıkıyor, halka kan kusturuyordu. Halk ise neden bugüne kadar cezalandırılmadığını soruyor, adeta sitem ediyordu.

 Munzur arkadaş, habire sakinleştirmeye, mücadeleyi tüm yönleriyle anlatmaya çalışıyordu. 'Dikensiz gül olmaz' diyordu. 'Bir halk özgürlüğüne susamışsa onun bedelini de ödemesi gerekiyor.  Katliam yapılacaktır. Yakmalar yıkmalar, işkenceler, sürgünler olacaktır. Kürdistan'da insan soyuna ait ne varsa her şeye imha dayatılacaktır. İnsanlar öldürülecek, dağlar taşlar bombalanacak, ormanlar yakılacak, kısacası yeni Kürde ait olan ne varsa her şey yok edilmeye çalışılacaktır. Fako gibi ihanetçi unsurlar da bu vahşetin içinde yer alacaklardır. Ancak buna karşı Kürt insanı direnmelidir. Kürt insanı yılmamalıdır...'

 

hasan5  Munzur arkadaşın sözü bitmeden kapı bir anda açıldı. Kadının biri heyecandan titriyordu: "Heval, ser xani, dengê lınga tê!"

Odada telaşlı bir hareketlilik başladı. Milisimiz olan M. arkadaş, bütün herkesi evin gizli bölümünde hazırlanan sığınağa indirmeye başladı. Biraz sonra ayak sesleri bulunduğumuz odanın tavanında tavanında da iyice belirginleşmişti. S. arkadaş kendini pencereden aşağı sarktı. D. heval, ani bir refleksle dışarıya fırladı. Az sonra C. arkadaşla birlikte geri döndüler. C. arkadaşın yüzünde büyük bir suçluluk kızartısı vardı. Esen yelin cazibesine kapılarak nöbette yatmıştı ve düşman bulunduğumuz evin tepesine kadar yaymıştı kendini. Gerilla yaşamında bir tek hatanın bile nelere mal olacağı birazdan çok iyi anlaşılacaktı!

Kavak ağaçlarına doğru hızla her birimiz bir yana dağıldık. Plan yapmamıza vakit kalmamıştı. Kaybedecek kısa bir an, hepimizin imhası olabilirdi. Kavaklara henüz yetişmiştik ki, bir anda büyük bir gürültüyle köy kıyamet yerine döndü. Kurşun sesleri, roket patlamaları, bağırıp çağırmalar...

Kavaklar etrafına örülü kaya parçalarının ardına gizlendik. Her yanımız sarılmıştı. Munzur arkadaş, bulunduğumuz yerde bir arada kaç kişi olduğumuzu sordu. Biri bayan dört arkadaştık. Grup kopmuştu ve 7 arkadaşımız kayıptı. Yağmur gibi  üzerimize gelen düşman kurşunlarına karşı biz de karşı ateşe başladık. Her taraf alev içindeydi. Az sonra karşıdaki koyakların ardından da silah sesleri gelmeye başladı. Bunlar gruptan kopan arkadaşlarımızdı. Munzur heval, bulunduğumuz yerin iyi olduğunu söyledi: 'Ama grup dağıldı. Düşman çemberini yarmanın tek yolu arkadan dolanmak. Bir geçit açabilirsek manevra yapabiliriz. Beni koruyun, bu görevi ben yapacağım' dedi. Hemen ardından dut ağaçlarının yanına doğru hızla koşmaya başladı. Munzur hevali korumak için üç noktadan seri taramalar yaptık. Ama zaman geçtikçe cephanemiz de tükeniyordu. Baskın yediğimiz için kurşun fazla harcıyorduk. Daha fazla dayanamazdık. Bizi yaylım ateşine tutan düşman güçleri, çemberi habire daraltmaya çalışıyordu. Çok geçmemişti ki dut ağaçlarının oradan üst üste seri taramalar yapıldı. Bu Munzur hevaldi. Düşman mevzilerinden telaşlı sesler yükseliyordu. 'Axx, mirim daêêê!'

Böğürtü Kürtçe geliyordu. Büyük ihtimalle vurulan korucuydu. Bir anda tekrar üç koldan seri taramalara başladık. Munzur heval, yanımıza ulaşınca ateşi kestik. Neval tarafından hala silah sesleri geliyordu. Arkadaşlarımız çarpışıyorlardı.

Yağmur biraz daha hızlanmıştı. Her tarafımıza kadar ıslanmıştık. Vücudumuz, giysilerimiz çamur içinde kalmıştı. Düşman ateşi kesmiş, mahşer yerine dönen köy bir anda ölüm sessizliğine bırakmıştı kendini. Düşman taktik yapıyor olabilirdi. Ama biz de bunu fırsat bilerek yararlanabilirdik. Bu esnada birden köy içinden bağırtılar duyuldu. Sokak lambasının altında birbirine tutunup çamur içinde debelenen insanlar vardı. Bir taraftan bağırmalar, çağırmalar: 'Komutanım kurtarın, öldürecekler beniii!... Ölmek istemiyoruuum!...'hasan3

D. arkadaş  ve bir düşman askeri köy içinde kalmıştı. Silah sesleri kesilince bunu fırsat bilerek mevzilerine doğru koşmak istemişlerdi. Ama ters tarafta bulunduklarından bir anda fırlayınca  kavşakta birbirlerine çarpmışlardı. Silahları düşmüştü. Asker başta D. arkadaşı kendilerinden biri olduğunu sanmış, ardından durumu kavrayınca kene gibi yapışmış, bağırmaya başlamıştı. Tekme tokat kavgaya tutuşmuşlardı. Silah sıkamıyorduk. D. arkadaşı vurabilirdik. Ama askerin kopacağı da yoktu. Hava karanlık olduğundan hedefe isabetli atış yapamıyorduk. D. arkadaş fırsatını bularak bir anda yere yuvarladı kendini. Telaşa kapılan asker, düşman mevzilerine doğru koşmaya başladı. Biz tetikteydik. Munzur arkadaş, seri atışlar yaptı ve asker olduğu yerde yere yuvarlandı. D. arkadaş bulunduğumuz kavak ağaçlarına doğru sürüklenmeye başladı ve ne olduysa işte o an oldu. Yakınımıza havan topu isabet etti. İnce kavak ağaçları patlamanın etkisiyle üzerimize doğru düştüler. C. arkadaş kolunu burktu. D. arkadaştan ses seda çıkmıyordu. C. arkadaş girdiği suçluluk psikolojisiyle koşmaya başladı. D. hevali sırtlayıp getirdi. Omuzundaki yara ağır değildi. Şarapnel parçasıyla sarsılmıştı. Henüz D. arkadaşın yarasını bağlıyorduk ki, ikinci kez sarsıldık. Koyaklardan yüreklere don vuran slogan sesi işitildi: "Şehit namırın!"

Geri çekilmek zorundaydık. Koyaklarda bulunan arkadaşlara manevra işaretini verdik. Ve kavak ağaçların ardından korunaklı bir şekilde geri çekildik. Önce komutanımız Munzur ve bayan heval, ardından bin, D. ve C. arkadaşlar. Biraz sonra koyaktaki arkadaşlarda geri çekilme yaptılar. Bir şehidimiz ve bir de hafif yaralımız vardı. Buna karşı düşmana iki kayıp verdirmiştik. Yarım saat sonra grubun tümüyle birinci buluşma noktasında bir araya geldik. S. arkadaşın her tarafı kanlar içindeydi, ama kan ona ait değildi. Tüm arkaşların korktuğu bir şey vardı: Agit'in sesi çıkmıyordu! Öğrendiğimizde beynimizden vurulmuşa döndük. Şehit düşen arkadaş, grubumuza yeni katılan, henüz 12'sinde, Sinam ananın torunu Agit'ti. Bir hafta önce katılmıştı grubumuza. R. arkadaş karşı çıkmış, 'o henüz çocuk ana! Silah almasını bile bilmez! Sonra Munzur heval kızar bize' demişti. Sinem ana hiddetlenmiş, üç oğul şehit verdiğini belirterek, 'ne dedin sen? Munzur da kim oluyormuş kızacak. PKK onun babasının malı mı? Agit'imi alacaksınız o kadar!' diye karşı koymuştu.

Gecenin koyu karanlığında umudun gerçeğe dönüştüğü topraklara doğru hareket ederken Sinem ananın titrek sesi tekrar yankılanmıştı ardımızdan: 'Agiiit, intikam yemini ettin , unutma! Babanın intikamını alacaksın!' Şimdi Agit yoldaşın şehadetiyle Sinem ana, dördüncü şehidini de vermişti. Kurşunlar başına ve göğsüne isabet etmiş, yüzü kan kızıla boyanmıştı. Damla damla kan süzülüyordu küçücük bedeninden. Kürdistan topraklarına çağlayan gibi körpe bir bedenden kan akıyordu. Bayan arkadaşımız R., Agit'in kanlı bedenine sarılarak ağlamaya başladı: 'Kapama, aç gözlerini Agit heval! Sen ölemezsin. Çünkü ölüm sana yakışmıyor. Sana söz veriyoruz küçük heval, sen ölmeyeceksin. Kürt anaları milyonlarca kez yeniden doğuracaklar seni!'

O, henüz birkaç gün önce  Sinem anaya intikam yemini eden bir Kürdistan savaşçısıydı. O, isyan türküsüydü. Düşman namlularından süzülen kahpe kurşunlar, henüz gencecik umut dolu göğsüne saplanmıştı. Bu, savaşın acımasız kanunuydu. Kahpe kurşunlar adres ararken o yummuştu gözlerini ölümsüzlüğe doğru, kendisi gibi genç mevzisinde.

hasan6İki gün sonra şehit Agit hevali köye götürüp halka teslim ettik. Halk sevinci ve üzüntüyü bir arada yaşıyordu. Üzüntülüydüler, çünkü Agit'i çok erken kaybetmiştik. Sevinçliydiler, çünkü bin yıllardır süregelen ihanet bir kez daha cezalandırılmış, halka kan kusturan Fako alçağı köyde vurulmuştu.

Gece geç vakitlerde kampa doğru tekrar harekete geçtik. Hava yine bozmuştu. Yollar çamur içindeydi. Yağan yağmur toprağı o denli yumuşatmıştı ki, kendimizi çamurdan zor kurtara biliyor, çok ağır ilerliyorduk. Kırılacak bir emaneti taşırcasına ayaklarımıza kadar inmişti yorgunluk. Uzun bir yürüyüşün ardından nihayet kampa varmıştık. Ama üç saatlik yolu, ancak altı saatte alabilmiştik. Grup yorgundu. Bu yüzden akşama kadar yorgunluğumuzu üzerimizden atıp arkadaş değişimi yaptıktan sonra tekrar yola koyulduk. Önümüzde vurulması gereken hedefler vardı ve Agit hevalin intikamı mutlaka alınmalıydı.

Şafak sökümü ulaştığımız noktada birkaç gün üstlendik. Toplam 11 arkadaştık. Hedefimizde iki eylem vardı. İlk hedefimiz önümüzde duran X. karakoluydu. Beşinci gün, güneş doğmadan iki arkadaşı keşfe çıkardık. O gün düşman helikopterleri akşama kadar başımızda dönüp durdular. Akşam üzeri keşfe çıkan arkadaşlar çok yönlü bilgiler getirmişti. Bilgiler doğrultusunda planlar hazırladık ve yarın akşam eylem için karar aldık. Sabah tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra her arkadaşa yeteri kadar mermi dağıtıldı. Karanlık çökmeden tekrar harekete geçtik. Yağmur durmuştu ama hafif bir rüzgar esiyordu. İliklerimize kadar heyecanlı ve eylem coşkusuyla doluyduk. Yüreklerimiz intikam çığlıklarına bilenmiş, tüm benliğimizle hedefe kilitlenmiştik.

Biraz sonra hedefin tam üstündeydik. Doğa sessiz ve kıpırtısızdı. Sadece kulelerden gelen düdük sesleri işitiliyordu. Karakolun çevresine kurulu projektör ve ışıklandırmalar her tarafı aydınlatıyordu. Hedef karanlığın içinde parlak bir ışık kümesi gibiydi.

Komutanımız Munzur heval, arkadaşları etrafına topladı ve hazırlanan  eylem planını tüm  ayrıntısına kadar tekrar uzun uzun anlattı. Gözleri öfkeyle büyümüş, parlıyordu. Her eylem öncesi gibi sesi yine titriyordu. Bütün arkadaşları derin derin süzdü ve "unutmayın, şehitler en yüce değerlerimizdir. Her şeyimizi, onurumuz, insanlığımızı şehitlerimize borçluyuz. Onların yolunda yürümek, intikamlarını düşmandan en acımasızca almakla mümkündür. Bu akşam bütün kinimizi, bütün bilenmiş öfkemizi mutlaka kusacağız düşmana. Bu konuda her arkadaşa güvenim tamdır..."

Munzur heval, büyük bir güven kaynağıydı. Özgürlük kültürüyle yetişmiş, Öncü'nün öğretilerine sıkı sıkıya sarılmış, onu özümsemiş, davasında kararlı, tutarlı, çağdaş devrimci ruha sahip korkusuz bir komutandı. Parti disiplinini içselleştirmiş, nerede nasıl hareket edeceğini, eylem ve sözünde neyi gözeteceğini bilen, buna göre kendisine biçim veren bir kişilik yapısına sahipti. Partiye, halka, insanlığa ve yoldaşlarına müthiş bağlı, büyük sevgi, saygı ve güven duygusu taşıyordu. Her konuşması, her tavrı, hareketi ve davranışı, yoldaşları için bir eğitim, büyük bir tecrübe, büyük bir deneyimdi. 

Her ayrıntısına kadar planı yeniden gözden geçirdikten sonra büyük bir disiplin içinde sessizce hedefe doğru ilerlemeye başladık. Grubumuz mevzilenmek üzere dört bir yana dağıldı. Karakolun önünden geçen çayı geçerek belirlenen yerlere mevzilendik. Birkaç dakika sonra Munzur hevalin patlattığı ilk roket gümbürtüsüyle her taraftan hedefe doğru kurşun yağdırmaya başladık. Gece şenlenmiş, muhteşem bir görünüme bürünmüştü. Düşman büyük bir panik içine girmişti. Vurulanlar avazları çıktığı kadar bağırıyor, habire yardım istiyorlardı. Her patlayan roket, her sıkılan kurşun düşmandan bir parça daha koparıyordu.

Yaklaşık yarım saat düşman hedefini kurşun yağmuruna tutup geri çekildik. Bir tek kaybımız bile yoktu. Eylem başarıyla geçmiş, düşmana büyük kayıp verdirmiştik. Hızla eylem alanını terkettik. Ama paniğe kapılan düşman, kilometrelerce yol almamıza rağmen hala ateş etmeye devam ediyordu. Anlatılması güç duygular yaşıyorduk. Bütün arkadaşlar büyük bir coşku içindeydi. Saflarımıza yeni katılan ve ilk kez düşmana kurşun sıkan bir arkadaş, yaşadığı derin duygularla Nuri Dersimi'nin "İntikam'ını haykırıyordu: 'İntikam!... Kürt namusuna sürülen lekeyi temizlemek için... Darağaçları altında ölümü kahramanca selamlayan, yaşayan özgür ve bağımsız Kürdistan diye haykırarak şehadet tacını giyen binlerce vatan evlatlarının amaçlarını gerçekleştirmek için... Kürdistan denen harabezar anayurdun kurtulması için... 'Uygarlık' denen kahpenin arkasına sığınarak bize uluyan köpekleri susturmak için...'

Yağmur hafif hafif çiselemeye devam ediyordu. Planımızdaki ikinci hedef için sabaha kadar yol yürüdük. Şafak söktüğünde yağmur durmuş, hava açılmıştı. Doğa muhteşem bir görünüm içindeydi. Üstlendiğimiz noktada iki gün hem dinlendik hem de eylem için istihbarat topladık. Yeni hedefimiz Karvelan köyüydü. Köy karışık bir yapıya sahipti. Hem yurtseverleri barındırıyor hem de bölgedeki en azılı korucular bu köyde bulunuyordu. Bir kısım ise korucu oldukları halde gizliden gizliye partiye destek veriyorlardı. Akşam üzeri iki arkadaşı gizlice köye soktuk. Bir yurtsever aracılığıyla koruculara haber saldık. Ya silahı bırakacak ve PKK'nin yüce adaletine sığınacaklardı, ya da hedeflerimizin başında yer alacaklardı.

 

Öbür gün sabah aracı olarak gönderdiğimiz yurtsever köylü, beyaz, acar bir kısrakla bulunduğumuz noktaya geldi. Bütün korucuların silahlarını teslim edeceklerini, özellikle de korucubaşının, 'karanlık basınca gelip silahları alsınlar, ihanet boğazımıza kadar vardı artık' dediğini belirtti. Yurtsever köylüyü uğurladık. Sonra gelen istihbarat üzerine kapsamlı tartışmalar yaptık. Munzur heval, derin politik kişiliği ve öngörüsüyle bu işte bir bit yeniğinin olabileceğini söylüyordu. Koruculara güven olmazdı. İhanet edenin ne zaman insanı arkadan hançerleyeceği belli olmazdı. Bu yüzden akşam köye gitmeyeceğimizi, birkaç gün sonraya bırakacağımızı açıkladı. O gece köye uğramadık. Zamanı biz belirleyecek, hareketi biz başlatacaktık. Ertesi gün akşam üzeri iki arkadaşı, gözlem altında tutmaları için köye gönderdik. Olağanüstü bir durum yoktu. Her şey olağan seyriyle sürüp gidiyordu. Öbür gün karanlık iyice çöktüğünde harekete geçtik. 5 arkadaş ağır silahlarla köyün stabilize yoluna pusu attık. Köyün tek yoluydu bu. 4 arkadaş her biri ayrı noktalarda köyün çevresine mevzilendiler. Komutanımız Munzur ve Meh... arkadaş, gizlice köyün içine sızdılar. Önce korucubaşının evine girilecek, herhangi bir olasılığa karşı etkisizleştirilecek, ondan sonra silahlar toplanarak konuşma yapılacak ve geri çekilinecekti. Bütün ısrarlarımıza rağmen köye sızma görevini Munzur heval üstlenmiş, bir komutanın en ön saflarda olması gerektiğini belirtmişti.

Aradan uzun bir zaman geçmesine karşın köyden ses seda yoktu. Parmaklarımız tetikte, kulağımız  köyde sabırsızlık içinde bekliyorduk. Dakikalar dakikaları izliyor, bir türlü işaret gelmiyordu. Ama neden? Neden işaret gelmiyordu? Acaba bir aksilik mi çıkmıştı? Acaba...

Ve silahlar birbiri ardına patlamaya başladı. Sonra sustu. Tek ses yoktu. Heyecanımız dorukta... Bir işaret, sadece bir işaret... Köyde neler olup bittiğini bilmiyoruz. Bütün gözler birbirine kilitli. Ve aniden bir keklik sesi. Dönüp arkamıza baktık. Arkadaşlar tepeden geri çekilme işaretini veriyor. Keklik sesinin anlamı belli. Aceleyle toparlandık. Hızla pusu yerini terkettik. Karanlıkta parlayan gözler öfkeyle açılmış: Köy düşman askeriyle dolu. Munzur heval, korucubaşının evine yöneldiği an...' Beynimizden vurulmuşa döndük. Tüylerimiz diken diken. Yüreğimiz ateş kuyusu, yandıkça yanıyor. Çok sonraları kaçıp da ihanet edecek manga komutanı, 'kampa dönmeliyiz' diyordu. 'Şu an gücümüz yetmez. Düşman köyü sarmış, basamayız. Başka zaman Munzur hevalin intikamını alırız!'

Buruk duygularla yola koyuluyoruz. Birinci buluşma noktasında yarım saat bekledik. İkinci buluşma noktasında iki saat, üçüncü noktada sabaha kadar... Belki gelir diyoruz. Belki yaralıdır diyoruz. Ama Munzur heval gelmiyor. Yüreğimiz kabul etmese de artık şehit olduğu konusunda kesin yargıya varmıştık. Tekrar yola koyulduk. Sabahın erken saatlerinde kampa vardık. Ama ihanet cezasız kalmamalıydı. Başka bir zaman, başka bir grubumuz Karvelan köyünü bastı ve 25 korucuyu öldürdü. Ama buna rağmen yüreğimizdeki kin bitmedi. Bilenmiş öfkemiz sönmedi.

Munzur un Silah arkadaşı

 

 

 

Son Güncelleme (Çarşamba, 27 Mart 2013 10:39)