Çarşamba, 21 Kasım 2018
Anasayfa Yazılar Makalelerim Evin Çiçek Ve eski bir gerlla Sakinenin dıramını anlattı

Evin Çiçek Ve eski bir gerlla Sakinenin dıramını anlattı

evinSelim Çürükkaya/  Evin Çiçek Paris’teki Suikastte yaşamını Yitiren Sakine Cansız ile ilgili Dersim li eski bir gerilla ile röportaj yaptı ve bu röportajını Gelavej adlı sitede yayınladı. Röportajı veren Eski Gerillayı tanırım, kimliğini gizli tutmuş, bu ortamda öyle gerekli görmüştür. Ama Evin Çiçek bir sorumluluk üstlenerek açık kimliği ile röportajı yayınlamış, medeni cesaretinden dolayı kendisini kutluyorum. Ama beni bağışlarsa kamuoyuna kendisinin kimliğini açıklayacağım. Konu çok mühim beni bağışlamasını istiyorum.
 

Çünkü kamuoyu kızlık soyadından dolayı kendisini yeterince tanımamaktadır. Evin Çiçek, Aydar soyadı ile tanınıyordu. Eskiden Zübeyir Aydar ile evli idi. Zübeyir Aydar şu anda Avrupa’da ki Örgütün sorumlulardan ve Oslo görüşmeleri olarak bilinen sürece katılan kişi ve Eski Milletvekilidir.

 
Evin hanım Sakine cansız gibi Örgütün köleci ilişkilerine boyun eğmediği için, “yaramaz” olarak damgalanarak bir kenara itildi, Eşi Zübeyir Aydar ise, boyun eğdiği için "yararlı" grüldü ve Avrupa’da örgütün sorumlusu yapıldı. Roportajı veren eski gerillanın anlattıkları harfi harfine doğrudur, ama çok yetrsizdir. Çükü ben daha derin olanları biliyorum, anlatılmaz ve yürekler kaldırmaz olduğu içn daha fazla anlatılmamış diye düşünüyorum. Sözü Eski gerilla ve Evin Çiçek'e bırakıyorum:
 
 
Gerila ortamında ve Sekine-Sakê’yle birlikte kalan bir Dêrsimli anlatıyor.


Evin Çiçek: Toplam kaç yıl?
 
 
Eski Gerilla: -Ben de PKK’ye ilk katılanlardan biri sayılırım. 20 yıl gerila ortamında kaldım.
  Cansız’ı hangi ortamlarda tanıdınız? İlişkilerden bahseder misiniz?
-Hep bekaa vadisinde hem de Zap alanında Sakine’yle beraberdim. Ben kendisiyle birlikte 10 yıl aynı ortamda kaldım. Hem Bekaa’da, hem Zap’da. O Zap kampında ”Dema Mırınê” adlı gerila anıları proğramını çekti. Bu proğram televizyonda da gösterildi.
 
 
Kendisini kişilik olarak anlatın desem?
 
 
O, emekdar, fedakar, kişilik olarakda özgür bir bayandı. Dayatmaları kabul etmiyordu. Kendisini kontrol altına almaya, yönetmeye, baş eğdirmeye çalışan kişilerle, yani köle, emir eri olmasını isteyenlerle boğuştu. Ben onun yaşamının bir kesimine tanığım. Örneğin Avrupa’ya gelmesi gerekiyordu. Üç ay Ürdün’de kaldı. Ürdün’de bekletiyorlardı. İşlemleri yaptırılmıyordu.
 
 
Niye?
 
 
Ürden çıkış işlemlerinin yapılabilinmesi, yani Avrupa’ya gelmesi için para gerekiyordu. Parti görevlileri kendisiyle ilgilenmiyorlardı, kendisini umursamıyorlardı. Güya Bedirxan Bey’in Ürdün’de yaşayan torunlarından biri yardımcı olacaktı. Para verilmedi ve O kişide yardım etmedi. Botan (Nizamettin Taş) Sakine’nin durumunu biliyordu. O bana gerekli olan parayı göndermemi ve Sakine’nin Avrupa’ya gelişini sağlama emrini verdi. Ben gerekli olan parayı gönderdim ve işlemler yapıldı.
 
 
Niye bu yaklaşım?
 
 
Parti de eski kadrolara karşı olan yaklaşımı açıklıyayım: Sakine’nin karakterinde olanları uzaklaştırmak, işlevsiz, etkisiz, değersiz, itibarsız kılmak istiyorlardı. Bu proğrama göre davranıyorlardı. Bu insanlarımızsa daha önceki kadrolardılar. Emek sahipleriydiler. Zindanlarda direnmiş ve sembol olmuşlardı. Halk içinde değer görüyor, takdir ediliyor ve seviliyorlardı. Sakine’yse özellikle Dêrsimli olmasıyla, esirken verdiği direnişle, baş eğmemesiyle, yaptığı siyasal savunmayla tanınıyordu. Özgür bir Kürd kadınıydı. Kürd kadınını sembolleştirmişti. Hiç bir ortamda baş eğmediği biliniyordu. Sayğıyla adı anılıyor ve hitap ediliyordu. O bir ekoldu.
 
 
Ekol olması kimleri, niye rahatsız yada tedirgin etti?
 
 
Özgür Kürd kadınını sevmeyenler, özgürlükten bahsedipde tutsak, kul ilişkilerini sevenler, koruyanlar bu durumdan rahatsız oluyorlardı. Dêrsim dağlarının şekillendirdiği bu dağlı bayan kendi aile, toplum ortamlarında köle, ast-üst ilişkisi yaşayan, bu yaşama alışkın olan, eşitliği benimsemeyen, politik ortamda da köle efendi ilişkisi oturtmak isteyen yani kemalist sistemi kopyalayıp Kürdistan’da yerleştirmek uğraşı veren kişileri rahatsız, huzursuz ediyordu.
Bundan dolayı ona baş eğdirme uğraşı içindeydiler. Özgürlükten teorik olarak bahsediyor, kendi bireysel özgürlüklerini seviyor ama bir bayanın özgür olma, yaşama isteminede düşmanca yaklaşıyorlardı. Saldırıyor, yarğılıyor, yarğılatıyorlardı!
 
 
 
Cansız bütün bu yaklaşımlar karşısında nasıl bir yol-yöntemle mücadele etti? Size açılıyor muydu? Niye uzaklaşmadı?
 
 
 
Sakine ilişkilerine, arkadaşlıklarına, dostluklarına bağlıydı. İnsan ilişkilerine değer veriyordu. PKK’nin kuruluş aşamasından itibaren yer alıp, yaşama veda etmiş olan arkadaşlarının görüşlerine, isteklerine, amaçlarına, ulusuna, memleketine, özgürlüğüne tutkuyla bağlıydı. Şahıslara bağlı değildi, tapmıyordu, tapıcı, putlaştırıcı değildi.
Arada bir kendisiyle sohbet ederdim. O, düşüncelerini, hislerini bana açıklıyordu. Bir kez “Ben birlikte yola çıktığım arkadaşlarıma söz verdim. Burada bana yönelik yapılan sayğısızlığı, özel uygulamaları, yıpratma, değersizleştirme taktiklerini de önemsemiyorum. Bu kişileri ciddiye almıyorum. Bu hareketi biz oluşturduk, biz şekillendirdik ve bazılarımız tutsak düştük, bazılarımız öldü, sağ kalanlardan bir kesim de bu gün buradayız. Biz hapisteyken birileri yapıyı kendilerine göre şekillendirmeye başlamışlar ve bizim de dahil olmamızı istiyorlar.
A.Öcalan bana bu psikolojik zulmü yapıyor, yaptırıyor diye ben bu safları terk etmem. Yaşama veda edenlere verdiğim sözler, davayı yürütme, geliştirme, ulusumun kurtuluşunu görme arzusuyla yoluma devam ediyorum. Adımın öüne “hain” yazma olanağına kavuşamayacaklar. Kendilerine bu imkanı vermeyeceğim.”dedi.
Kendisine yönelik psikolojik zulm yapanlarsa “Sakine’dir, söyler.”diyorlardı. Kendisine değer vermiyorlardı. Onu basit, sıradan bir bayan durumuna koyma uğraşı veriyorlardı. Sarê(Sara) yani Sakine Cansız, tutsak düştüğü T.C. zindanlarında çektiğinden fazlasını bizim içimizde çekti. Daha doğrusu kendisine çektirdiler. Kısacası T.C.de esir düştüğü dönemlerde gördüğü zulmün üç katını biz de gördü.
Sakine: 
1-A.Öcalan’a karşı çıkan, doğrudan düşüncesini onun yüzüne söyleyen ilk bayandı.
2-Ona cevap veriyordu, söylenilenleri kabul etmediğini belirtiyordu.
 
 
Kısaca bir birey, başından beri emek veren bir bayan olarak benim de düşüncem, görüşlerim var. Sizin söyledikleriniz doğru değil, yaklaşımınız doğru değil, bize bu şekilde yaklaşamazsınız, sadece siz kara veremezsiniz, tek başınıza karar mekanizması olamazsınız, biz hak, adalet, eşitlik, demokrasi, özgürlük şiarıyla yola çıktık diyordu.
A.Öcalan Sakine’ye “Sen nasıl evlenirsin? Nasıl eline yüzük takarsın?”diyordu ve yaptıkları evliliği her ikisinin burunlarından getirdi. Şener 1991 sonlarında Şam’da öldürüldü. Sakine, Öcalan’a “Onu öldürtün yeterli gelmedi. Ölümünü burada silah atışlarıyla kutlatıyorsun”demiş. Susmuş, acısını içine gömerek yaşamaya başlamış.
 
 
Sekine’nin eşini tanıyor muydunuz?
 
 
Mehmet Şener’i de yakından tanırım. Sakine’yle evlenmiş ve bizim alanımıza gelmişlerdi. Mehmet Şener “Sadece silahlı savaşla mücadele yürümez. Diplomasi, sanat, kültür geliştirilmeli. Yan örgütlenmeler yapılmalı. Silahlı ve silahsız mücadele birlikte yürütülmeli.”diyordu ve düşüncelerini de sesli olarak dile getiriyordu.
 
 
Son derece normal istekler, görüşler. Bağımsızlık mücadelesi veren uluslar tek araç kullanmıyorlar. Bu durum
Kürdler içinde zorunlu. Bu istek nasıl suç oldu?
 
 
Ne dediler biliyor musunuz? “Sen ortamı bozuyorsun. Farklı düşünceler ileri sürüyorsun, muhalefet yapıyorsun.” Onu öldürdüler. Yakınlarını da suçlu yaptılar.
 
 
Bu yaşanılanlar “çözümlemelerde” yer alıyorlar mı?

A.Öcalan, Sakine Cansız’a küfrediyordu. Akademi de bulunan bir kitap da “Çözümlemeler”de  A.Öcalan’ın Sakine’ye yönelik hakaretleri, küfürleri yazılıydı. Biz o kitabı okurduk. O alan da bulunan herkes biliyor. T.C. görevlilerinin bilmemeleri mümkün değil. Adım gibi eminim ki ayrıntılı olarak biliyorlar.
 
 
Sakine dağ da kalabilecek, görev yapabilecek bir bayan mıydı?
 
 
Sakine yapı itibarıyla dağ insanı, silahlı savaşçı olacak biri değildi. Siyasal faliyetleri, kültürel çalışmaları yapacak bir insandı. Kendisini özellikle dağa gönderdiler. Emek vermiş, bedel ödemiş bir bayandı, A.Öcalan’a cevap vermiş, onu eleştirmiş, “Böyle konuşamazsınız, böyle hitap edemezsiniz.” diyen biri olduğu için özel bir proğramla gözden, üretimden düşürme, kıymetsiz yapma, yıpratma, verimli olamayacağı alana sürme özel psikolojik seferi başlatılmıştı.
 
 
Peki siz bir Dêrsim’li olarak, Kürdistan kurtuluş davasının bir ferdi olarak aynı ortamdaydınız. Siz tanıktınız. Nasıl davrandınız? Sakine Cansız durumu nasıl yorumluyor ve yaklaşıyordu?
 
 
Ben kendisine A.Öcalan’a cevap verme, karşı çıkma, sessiz kal önerisinde bulundum. Sakine’yse bana “Dünya dönüyor öyle değil mi? Gerçek var. O halde gerçekleri söylemek gerek. Özgürlük için başımızı bu yola koyduk. Özgürlük her ortamda savunulmalı, korunmalı. Özgür olmayan, korkularına esir düşen bu ulusu özgürleştiremez. Bireye teslim olmam. Babam da olsa hata, yanlış yapsa hatasını söylerim. Yaklaşımı, tutumu yanlışsa yüzüne vururum. Ben kul değilim, tapmam, kendime peygamber, put oluşturmam. Hepimiz emek verdik, veriyoruz, çok ağır bedeller ödedik, ödüyoruz. O halde konuşma hakkımızda olmalı. Biz kul değiliz bunu bilmelisin.
Ben değişik kimlikler taşıyorum ve birey olarak da haklarım var. Sevme, evlenme hakkım var. Sevme hakkıma kimse dil uzatamaz. Mehmed Şener’i sevdim ve kendisiyle evlendim. Yüzügümüde taktım. A.Öcalan kendisi de evlendi. Kesire Yıldırımla birlikte. Peki ben niye bireysel kararımla yaşamayacağım? Sevme hakkımı kullanmayacağım? Bir canlı olarak sevgi alış-verişi ihtiyaçtır. Hiç kimse bireysel haklarıma müdahale edemez. Ben bir yoldaşımı, mücadele arkadaşımı sevdim, evlendim. Sevme, sevilme beni güçlendiriyor, üretici kılıyor. Suç işlemedim.
Benim özel yaşamım sadece beni ilgilendirir. Her kimliğime göre yaşamasını, sorumluluklarımı, görevlerimi biliyorum. Profesyonel devrimci olmam, siyasal yapı içinde yer almam duygularımı körleştirme, sevme hissimi red etme, görevlerimi karıştırma, yapmama anlamına gelmiyor. Her kimliğime göre nasıl davranmam gerekiyorsa, öyle davranmasını kavrayan, öyle davranan biriyim A.Öcalan benim duyğu dünyama müdahale edemez, karışamaz. Buna hakkı, yetkisi yok. Herkes sınırlarını bilmeli. A.Öcalan yaptığım evliliği malzeme olarak kullanmaz, bu kararımdan dolayı beni yarğılayamaz, yarğılatamaz..”diyordu.
A.Öcalan’sa “Siz sadece beni sevmelisiniz. Sadece ben erkeğim. Bana bağlanın, bir başka erkeği tanımayın. Ben sizi özgürleştiririm, bir başkasını sevemezsiniz.” diyordu.
 
 
Sakine bu cümleleri, istemleri, emirleri kabul eden, sessiz kalan bir bayan değildi. Kabul etmediğini de açıkça belirti. O özgürlüğü Dêrsim doğasında bulmuş, benimsemiş ve yaşamaya başlamıştı. Erkek eğemenliğine girecek, boyun eğecek bir bayan degildi. Ona baş eğdiremeyenler psikolojik savaş yöntemleriyle kendisine yaklaşmaya, etrafını tellemeye başladılar. Yalnızlaştırma, bunaltma, pskolojik olarak çökertme, bitirme hesaplarını yaptılar.
 
 
Kesire Yıldırım’ı(Fatma) anlatın desem?
 
 
Sekine ve Kesire Yıldırım’a(Fatma) yönelik uygulamaların tanığıyım. Kesire’yle aynı köydenim. Fatma’da(Kesire Öcalan) A.Öcalan’ın uygulamalarına, istemlerine karşı çıktı. Öcalan’ın emriyle, istemiyle 6 ay hapis yattı, iftiralara uğradı. Kesireye niye kendini bu duruma koydun sorusunu yöneltiğimde gülümseyerek bana“Nedenleri bilmiyor musun?. Biliyorsun.”cevabını verdi.
 
 
Kendisine yapılanlara rağmen sessiz kalmayı, konuşmamayı tercih etti, saflardan ayrıldı, halen suskun. Kesire, babasının özel görevi, konumu bir yana kendisi çok onurlu, şerefli bir bayandı. O istemlere, uygulamalara karşı çıktığı için “Hain” ilan edildi. Onu “hain” ilan edenler de Yalçın Küçüklerle görüşüyorlardı.  
Cansız’ın kuruluşunda yer aldığı PKK’yle hapisten çıktıktan sonra Bekaa’da karşılaştığı PKK bir değildi. Nasıl oldu da o ortamdan uzaklaşmadı? Bu kadar itilip kakılmaya, acıya rağmen niye orada kalıp falliyet yürütmeye devam etti?
Sakine Kürd ulusuna, Kürdistan’a derin bir sevgiyle bağlıydı. A.Öcalan’a değil. Onun bireye değil halkına, ülkesine olan bağlılığı suç oldu. Suça dönüştürüldü.
 
Sakine Merkez komite üyesi bir bayandı. Bekaa’dayken görevden alındı. Ondan sonra da kendisine görev verilmedi. Sekine görevden alınmadan önce Kürd bayan direnişinin sembolüydü. Sakine o kadar bedel ödemiş, mücadele etmiş bir bayan olarak merkezde olması gereken bir insandı ama ne yaptılar? Onu sıradan bir savaşçı konumuna koydular. A.Öcalan’a karşı düşüncesini dile getirmesinin bedeli olarak kendisini bu uygulamaya tabi tutular, bu duruma koydular. Koydukları yerden  de çıkartmadılar. Özel bir çabayla hep orada kalması sağlandı. Onlar Sakine’ye inanmıyorlardı. Onun görüşlerini önemsemiyorlardı. Kendisine yetki vermiyorlardı.
 
 
Ben kendim bütün gelişmelerin, konuşulanların, değerlendirmelerin şahidiyim. Yanımda konuşulanlardan bir cümle “Biz buna yetki verirsek bizden intikam alır. Bizi cezalandırır.” Yargılayanlar, yargılanacaklarını biliyorlardı. Çünkü Sakine bunu hep söylerdi “ Yarğılayanlar da yargılanırlar.” O merkez komite üyesiyken onu itibarsızlaştırmışlar ve sıradan bir insan durumuna koymuşlardı. O işlem de devam ettiriliyordu.
 
 
Siz bayansınız, anneydiniz, yurtseverdiniz, basın mensubuydunuz, araştırıyor ve yazıyordunuz. Kürd toplumu içinde pratiğinizle, çabalarınızla, çalışmalarınızla, emeğinizle, halkınıza, ülkenize olan bağlılığınızla, özgürlük tutkunuzla biliniyor ve tanınıyordunuz.
 
 
Siz de 8 Mart 1997’de binlerce kişi kadın konulu canlı proğramı izliyorlardı. Siz de katılımcılardan biriydiniz. A.Öcalan yarım saatden fazla konuştu. Proğramın süresinin çok büyük bölümünü kullandı. Siz söz hakkını aldınız, kendisine sorularınızı yöneltiniz ve kamuoyu önünde açıklamalarda bulunan A.öcalan’a bir katılımcı olarak sayın Öcalan bize hakaret ettiniz. Söyledikleriniz doğru değil. Yanlış bilgilendiriliyorsunuz. Gerçekler çok farklı. Siz halkla, sivillerle iç içe değilsiniz bizi suçluyor ve yargılıyorsunuz dediniz..
Ne oldu?
 
Emir veren mekanizma aynıydı. İpiniz çekildi. Hakkınızda karar verildi. Özel psikolojik savaş uygulamasına tabi tutuldunuz. Sizden intikam aldılar. Size yapılanlardan dolayı sizin yaşadığınız sorunlar, sıkıntılar, çocuklarınızın yaşadıkları travmalar kimi ilgilendirdi? Hiç kimseyi. Acı çekmeniz, yıpranmanız istendi. Kürd kitlesi içinde antipropağandanız yapıldı.
 
Size uyguladıkları psikolojik zulm, ambargolar Sakine’ye yapılanların yanında hiç kalır. Siz yurtseverdiniz, bir Kürd entellektüeli olarak rolünüze göre davrandınız buna rağmen size ve zincirleme, bağlı olarak çocuklarınıza bu kadar acı çektirdiler.
 
 
Sakine’yse merkez komite de görev yapmış bir kadroydu. Ona yapılanları düşünebiliyor musunuz? Açıklamak veya açıklamamak. Vicdani bir durumla karşı karşıya kaldım. “Çözümlemeler”i okuyan yaşananları, yapılanları bir kesitiyle görecektir. Sömürgecilerin ayrıntılı olarak bildiklerini Kürd milletinden mi gizliyeceğim?
 
 
Bekaa’dan uzaklaştırılan cansız’la daha sonra nerede beraber oldunuz?
 
 
Hamili Yıldırım’ın durumunu anlatmam lazım. Zap alanındayız. Sakine’de orada. Başta Ali Haydar Kaytan olmak üzere, Şemdin Sakık’da dahil Sakine’ye çok kötü davranıyorlardı, onu yıpratıyorlardı, ona birlikte saldırıyorlardı. Ali Haydar Kaytan, Hamili Yıldırım, Sakine ve ben Dêrsim’liyiz.
 
 
Hamili Yıldırım Sakine’yle birlikte hapis yatmış biri. Sakine’yi iyi tanıyor, özelliklerini biliyor. Ali Haydar Kaytan ve Şemdin Sakık’ın davranışlarını, uygulamalarını kabul etmiyordu. Onları eleştiriyor ve Sakine’yi koruyordu. Hamili Yıldırım Sakine’yi yıpratmadığı, tersine koruduğu için görevden alındı, daha doğrusu düşürüldü. Nerdeyse “hain, ajan” ilan edeceklerdi.
 
 
Yıldırım şu anda nerde?
 
 
Hamili 2003 yılında küçük güney Kürdistan’dan kuzeye geçmek isterken Suriye yetkilileri tarafından yakalanıp, T.C. yetkililerine teslim edildi. Hapistedir. Zaten daha önce de 16 yıl yatmıştı.
 
 
Ali Haydar Kaytan’ın sorunu, sıkıntısı neydi? Kime, neyi ıspatlamaya çalışıyordu?
 
 
Ali Haydar Kaytan “Tamam başkanım, olur başkanım, başüstüne, siz bilirsiniz, nasıl isterseniz”cidir. Kişilik bu ve aynı rolü oynamaya devam ediyor. O, özel görevlendirilmiş gibi Zap alanında sürekli görevini yaptı, Sakine’ye çok çektirdi. Sakine onu yargılayamadan, yargılatamadan can verdi. Ben yapılanları hatırlamak istemiyorum.
 
 
Ölüm haberi sonrası medyayı izlediniz mi? Şimdi “kahraman heval” başlıkları atılıyor. Ne düşünüyorsunuz, ne hisettiniz?
 
 
Televizyondan görüntüleri izledim. Sakine’nin sıradan bir görevli durumuna düşürülmesine, sıradan insanların emri altında görev yapmasına neden olan Abdullah Öcalan’dı. Yıllarca psikolojik savaş uygulanmasına neden olan kişiydi. Yaptığı küfürler yazılmış ve basılmışlardı.
Paris’deki derneklerinde duvarda Diyarbakır direnişinde yer alanların ortasına A.Öcalan’ın resmi, ilerde alttaysa Sakine’nin resmi konmuş. Sakine’nin ölüsü üzerinde Öcalan için slogan atılıyor. “Sakine’ye uzanan el Öcalan’a uzanmış” Vay be!!!
 
 
Kürd ulusu mensupları, halkım değer biliyor, kıymet veriyor ve üç evladını yalnız bırakmadı. Yapılanlar, yaşatılanlar bilinmediği içinde görevlendirilenlerin attıkları sloganları kestirmediler, onları susturmadılar. Beni rahatsız eden atılan sloganlar ve posterlerdi. “Bu suikast Sayın Öcalan’a yapılmıştır” öyle mi ?
 
 
Kürdler ne zaman gerçekleri görecekler, öğrenecekler, bireylere hak ettikleri şekilde yaklaşıp ona göre sloğanlar atacaklar? Diriye acı çektirenler, dirinin ölüsünü de acı çektireni yüceltme malzemesi yapıyorlar. Ben haberleri izlediğimde yeniden acı çektim. Benim gibi durumu bilen onlarca eski siyasi, askeri kadro Avrupa ülkelerinde yaşıyorlar. Onlarda yürüyüşe katılmadılar. Durumu bilenlerin gitmediklerine eminim. Sekine’ye saygılıyım, ölüsünü kulananlara tepkiliyim.
 
 
Sakine’ye hepimizin içinde küfreden kimdi? Merkez komiteden uzaklaştıran kimdi? Eşini öldürten kimdi? Bekaa’da, Zap’da, Zele’de....Avrupa’da sıradan bir bayan durumuna koyan, korumasız bırakan kimdi?
T.C. istihbarat görevlileri, psikolojik savaş merkezi elemanları herşeyden haberdarlar. Sakine’ye yapılanları ayrıntılı olarak biliyorlar. Sessiz kalmayı tercih ettiler. Niye mi? Onlar cevapları çok iyi biliyorlar. Kullanmalraı gerektiğinde kullanırlar. Sakine’nin yakınlarınında gerçekleri bildiklerine eminim. Bilmeyense Kürd halkıdır. Böyle olduğu için Sakine’nin resmi kendisini merkez komitesinden uzaklaştıran, kendisine küfreden, sıradan gerilaya sayğısız davranma imkanı sağlayan kişinin resminin altına yerleştirildi. Yürüyüşde de posteri taşındı.
Cenaze törenine gitmek istedim ama gidemedim. Tanık olduğum bütün gelişmeleri yeniden hatırladım ve onun acısını yeniden yaşamaya başladım. Gitmemeye karar verdim. O tipik bir Dêrsim kadınıydı. Düşüncesinde, yaşamında temiz bir insandı. Kendisini savunuyor, koruyordu. Halka, davaya bağlıydı. Bu durum biliniyordu. Kürdler için önemliydi. Kürdler tümden kendisine sahip çıktılar. Bu yönüyle içim rahat.
 
 
Size göre niye Cansız hedef seçildi?
 
 
Kendisini halkına adamış, kurban etmiş bir bayandı. Olumsuzluklara, yanlışlara karşı duruyordu. Dêrsim’in şanı şoretiydi. Farklıydı, eski kadroydu, Aptullah Öcalan’a bağlı değildi. Kuzey bağımsızlık direnişin semboluydu. Topraklarımızın bütünlüğünün savunucusuydu. Kürd ulusu için önemli bir evlatdı.”
 
Dêrsim toprağının can verdiği, büyüttüğü, şekillendirdiği Sakê-Sekine’sinin tutkusu halkının özgürlüğü, memleketinin bağımsızlığıydı. O bu tutkusunun tutsağı olarak başladığı yol da ilerledi. İtilmek, düşürülmek istendiği çukurlara rağmen sıçrayabildi, silkinip yürümeye devam etti ama yer, güzergah değiştirmedi.
Onun tutkularını kendileri için tehlike görenlerde onu ve iki çalışma arkadaşını yaşam bağlarından, tutkularından koparma kararı vererek canlarını-ruhlarını bedenlerinden ayırdılar. Bütün yıpratma, gözardı etme, unutturma çabalarına rağmen Kürd halkı gerekli sahiplenmeyi göstermiş, sayğıyla Paris’e doğru akmış Sekine’yi tanıdığını, sahiplendiğini, kimlikleriyle, şiarlarıyla kabul ettiğini, benimsediğini belirtmiştir. Halkımın yaklaşımı içimdeki ölüm acısını hafifletmiştir.
 
 
Başları kesilen Batı Dêrsim, Koçgirili Zerfê-Zarife’lerin, kurşunlarla beyinleri dağıtılan Dêrsim merkezden Sakêlerin yerine o topraklar yeni Zerfêleri, Sakêleri besleyecekler, filizlendirip büyütecekler.  
Evin Çiçek
 Resim: Sakine cansız ın paris teki cenaze töreni

Son Güncelleme (Salı, 15 Ocak 2013 19:59)