Cuma, 22 Eylül 2017
Anasayfa Yazılar Kitap Yorumları Talimatla Kitap yazmak 37

Talimatla Kitap yazmak 37

pkk-tutanak-yeniSelim Çürükkaya / Sakine Cansız, Kitabının 3. Cildini; Zap’ta Kaybolan adam ara başlığıyla bitiriyor.

Ama alt başlığın altında konuyu öylesine anlatmış ki; o anda Zap’ta olmayan ve olay hakkında bilgisi bulunmayan hiç kimse Sakine’nin ne anlattığını bilmiyor.

En iyisi ben önce Sakine’nin bu konuda yazdıklarını size aktarayım, ardından ne anlatmak istediğini ben size söyleyeyim:

Uzun yıllar Zindan da kalan Nes. Soruşturması tamamlanmış, mahkemesi yapılacaktı.

Ona katılmak için tüm arkadaşlar okula gittik.

Oldukça uzun ve zorlu bir süreçti Nes. İçin.

Hakkında söylenenler de ciddiydi.

Ama yaklaşımlar, eleştiriler, değerlendirmeler oldukça abartılı, zorlayıcıydı.

Bazen pratik sahada sorunları ele alış tarzımız ile PKK nin devrimci yargılama gücü, onun ruhu onu kazandıran ve mutlaka değiştiren, dönüştüren tarzıyla uyuşmuyor……

Nes. Durumu buna örnekti.

Ki buna benzer daha çok olay yok değildi.

Nes’nin yaşadıkları karşısında hepimiz suçluyduk.

Parti kolay kazanmadı, kolayda kaybetmeyecek Nes.yi, bu çok açık.

Ama kendimizi devrimci çizgiye yatırmazsak böylesi trajik durumlardan kurtulamayız.

Yani trajik bitişlere hızla götüren zeminleri hızla kaldırmak ve bireyleri yeniden yaratmak gerekir.

Nes. Dokuz ay soruşturmada kalmıştı ve mahkemesi yapılmıştı.

Çok sert eleştiriler almıştı.

Haksız yaklaşımlar da vardı.

Bu sebeple yaşadıklarının etkisiyle hala kızgındı, küskündü ve acılıydı.

Zap ta kaybolan adam koymuştu adını.

Oysa Zap güzelliklerin yüceliklerin adıydı.

Aslında Zap’ta yüceleşen insan olmalıydı.

Dağılırken mağaranın önünde, yol üstünde, ufak bir ateşin başında gördüm Nes. Yi.

Tokalaştık.

Nasılsın? soruma nasıl olabilirim? Ortadayım işte! Diye yanıt verdi, küskün, kırgın bir ses tonuyla.

Fazla konuşmak istemedim.(1)

 
Ne anladınız Sakine Cansız’ın yazdıklarından?

Nes. İsminde bir nesne, dokuz ay göz altında tutuklu olarak kalmış, okulda yargılanmış, kendisine haksızlık yapılmış, PKK nin adaleti bu değilmiş.

Zap’ta adam kaybolmuş, oysa Zap’ta yüceleşen insan olmalıymış!

Gel gör ki; bizim Sakine bu trajedi hakkında çok şey bilir, ama anlatamaz.

Çünkü yazdıklarını götürüp kendi gardiyanına verecektir.

Gardiyanına teslim olmuş bir kalem, hiçbir zaman gerçeği anlatamaz!

Bu yüzden Sakine’nin anlatamadığını ben anlatmak zorundayım:

Sakine Cansız’ın Nes. Olarak bize tanıttığı kişi; Batman Doğumlu Nesimi Kılıç’tır.
Nesim’i 12 Eylül 1980 Öncesi tutuklanmadan önce, PKK Merkez Komite üyesi idi.

Askeri darbe ile birlikte, tutuklandı, Diyarbakır cezaevine konuldu.

Sakine Cansız ve hepimizin geçtiği işkencelerden nasibini aldı.

Askeri Mahkemelerde ve cezaevindeki zulümler altında boyun eğmedi.

Yaklaşık olarak on bir yıl cezaevlerinde yattı.

Tahliye olunca soluğu Bekaa vadisinde aldı.

Tek bir suçu vardı, oda zeki ve adam gibi adam olmaktı!

Ben 1993 Ağustos Ayında Apo nun ayetlerini kaleme aldığımda, orada Nesim ile aramızda geçen bir anekdotu anlatmıştım.

Önce size o anektodu aktarmam lazım:

“Ulu önderimizin ayetlerinde "köle tip, jandarma tip, feodal tip, köylü tip, küçük burjuva tip"çözümlemeleri vardı.

Bende arazi tip olmaya karar verdim.

Aslında bu terimi, Diyarbakır cezaevinde devlete teslim olup dörtdörtlük kurallara uyan, cezaevinden tahliye olup akademiye geldikten sonra "Biji Serok Apo"diye bağıran, görüntüde iyi ‘asker’ olanlar için kullanıyordum.

Bu tipler, Diyarbakır cezaevinde askerlerin söylediği her sözü kanun sayıp uyuyorlardı, akademiye gelince bu kez ulu önderimizin söylediklerini kanun sayıp, put gibi duruyorlardı.

Bu duruma tanık olunca:

"Bunlar yağmur nereye yağarsa tarlayı oraya taşıyan tipler" dir, diyordum.

Nesim Kılıç'ta gülüyordu.

Sonunda araziye uymaktan başka çarenin olmadığını anlayınca, araziye uydum.

Artık Nesim beni gördüğü her yerde:

"Arazi ne yapıyorsun?" der, birlikte gülerdik.

Nesim'inde morali çok bozuktu.

Anlatılan hikayelere o da inanmıyordu.

Bir ara "bir sempatizan olarak kalacağım" kararına vardı.

Bu kararı kabul edilmeyince, oda ulu öndere kulluk yapmaktan başka bir yolun olmadığını fark etti.

Özeleştirisini verirken ulu önderimiz kendisine:

"Önderliğe bağlımısın?" sorusunu sordu.

Biraz düşünen Nesim; "ortodoksca!" dedi.

Bu söz karşısında İdi Amin gülüşlü ulu önderimiz:

"Ozaman akan sular durur!" dedi.

Ve Nesim'de kullar kervanına katıldı.

Bu olaydan sonra Nesim'e, ‘Nedim’ lakabını taktım.

Osmanlı saray şairi Nedim'in adıydı bu.

Osmanlı saray şairi Nedim, şairden ziyade dalkavuktu.

Nesim'le her karşılaşmamızda ben ona; 'Nedim' O bana; 'Arazi' derdi.

Bu isimlerin ne anlama geldiklerini yalnız ikimiz biliyorduk.

Birbirimizi "Nedim" veya "Arazi" diye çağırdığımızda, gülerdik.

Çevremizdekiler neden güldüğümüzü bilmediklerinden, şaşkın şaşkın bize bakarlardı.(2)

İşte Nesim’in başını yakan, onu Zapta tutuklatan ve yok(!) eden bu ifadelerdi.

Ben 2014 Yılında Hamburg’da Nesim’in gardiyanı ile karşılaştım.

PKK den ayrıldıktan sonra Güney Kurdistan’a yerleşmişti.

Amansız kanser hastalığına yakalanmış, tedavi için Almanya’ya gelmişti.

Duyduğumda, kaldığı evde ziyaretine gittim.

Nesim’in tutuklu olarak kaldığı mağarada tek sorumlu gardiyan olduğunu ve neden Nesim’in tutuklu olduğunu kendisinin de bilmediğini söyledi.

Ama Mustafa Karasu’nun emri ile Nesim’in tutuklandığını bana aktardı.

Qandil’de yetkili olan, daha sonra PKK den ayrılan başka komutanlara Nesim’in neden tutuklandığını sorduğumda, "nedeni muğlak, daha doğrusu kimse bilmiyor, bilenler de söyleyemiyor, biz onu Mustafa Karasu’nun özel tutuklusu olarak biliyoruz,” dediler.

Neden dokuz ay bir mağarada kaldı soruma ise; ‘Mustafa Karasu unutkandır, O'nu mağarada unutmuş,' yanıtını verdiler.

Çok sonraları Türk ordusunun yaptığı operasyonlar sırasında Nesim Kılıç’ ın yargılanmasının tutanakları ele geçti ve Oda Tv de belgeleriyle yayınlandı.

Onları burada dip not olarak vermek istiyorum. (3)

Nesim'in tutuklanma ve yargılama gerekçesi burada vardır:

"Ulusal kurtuluş otoritesini tanımamakta ısrar" bunun ne anlama geldiğini, sadece bilenler bilir.

buradan hareketle diyorum ki; Nesim’in neden o hale getirildiğini, bir Öcalan bilir, bir Nesim bilir, bir Sakine bilir, bir ben bilirim, bir de Mustafa Karasu bilir!

Çok iyi biliyorum ki; Şam’da ki Öcalan, Ağustos 1993 te yazdığım, Ağustos 94 te yayınladığım “Apo’nun Ayetleri”ni okuyunca Nesim Kılıç’ adının üzerini çizmiştir.

Bir talimatla Nesim’i Cezaevi arkadaşı Mustafa Karasu’ ya tutuklatmış ve Mustafa Karasu dokuz ay sonra gelen yeni bir talimatla Nesim’i kurulan uyduruk bir mahkeme de idamla yargılamış, ardından üç aylık emek sürecine almak kararıyla serbest bırakmıştır.

Sakine’ Nes. e karşı ağır eleştiriler vardı, diye yazar, ama bu eleştirilerin ne olduğu konusunda tek bir kelime yazmaz.

Nesim uyduruk gerekçelerle tutuklanmış, ezdirilmiş, boyun eğdirilmiş, bitirilmiş, ıslah edilmiş, PKK den de, kendinden de nefret eder hale getirilmiştir.

Bu gün yaşıyor, ama ahraz, ama dilsiz, ama suskun!

Belki de bu satırları okuduğunda; ya Selim rahat durmuyorsun, yine kim bilir başıma neler getireceksin diyecektir.

Ben de diyorum ki; sevgili Nesim, başına, başımıza gelenler, ben konuştuğumdan mı, sen veya siz sustuğunuzdan mı geldi?

Eğer konuşabilse idik, 1979 Yılında Karakoçan’da katledilen Celal Aydın cinayeti karşısında kıyameti koparsaydık, bu gün üzerimize atılan ölü toprağının altında olmayacaktık.

Sen Zap’ta kaybolmayacak, bu halkın binlerce genç evladı kurşuna dizilmeyecek, Kürdistan halkı bunca acıyı çekmeyecek ve uçurumlardan kendilerini topluca atan koyunlar gibi şimdi hendeklerde topluca can vermeyecektik!

Hani derler ya; atın nalından çivi düştü, çivi düştüğünden nal düştü, nal düştüğünden at hızlı gidemedi, at hızlı gidemediğinden, mesaj zamanında savaşan ordu komutanına ulaşmadı, mesaj ulaşmadığından ordu yenildi, ordu yenildiği için imparatorluk çöktü, koskoca bir imparatorluk gördüğünüz gibi bir çivi yüzünden gitti.

Biz de sustuğumuz için birileri başımıza diktatör olarak atandı, diktatör gelince, yurtsever ve aklı başında olan herkesi öldürdü, aklı başında olmayanları mürit haline getirdi, müritlerden bir tarikat kurdu, akıllarını şeyhlerine teslim eden müritler eliyle bir halkın haklı mücadelesi terörist olarak damgalatıldı, sonuçta kocaman bir halkın mücadelesi yenildi.

Gördüğünüz gibi bütün bunlar, sustuğunuz, sustuğumuz için oldu!

(1) Hep kavgaydı Yaşamım, Sakine Cansız, Mezopotamien Verlag, 3. Cilt, sayfa:193-194

(2 ) Apo’nun Ayetleri, Selim Çürükkaya, Doz Yayınları, 3.Baskı, sayfa 174

(3) Kod adı “Fırat” olan Nesimi Kılıç, 18 yaşında PKK'nın kurucuları arasında yer aldı. Batman'da görevlendirilen Nesimi Kılıç, 1999'da yakalanan PKK'lı Cevat Soysal'ın Meriç Nehri üzerinden 1995'te Yunanistan'a kaçırılmasını organize etti. Bu olaydan bir yıl sonra “çizgiye karşı siyasi suç” işlediği gerekçesiyle sanık sandalyesine oturtuldu.

‘ULUSAL KURTULUŞ OTORİTESİNİ İHLAL ETMEK’

PKK’nın Zap Askeri Mahkemesi’ne ait 23 Ocak 1996 tarihli kararda Kılıç hakkında şu suçlamalar yer aldı: “Çizgiye karşı işlenen siyasi suçlardan 1. dereceden h maddesine göre, ulusal kurtuluş otoritesini tanımamakta ısrar ederek, sömürgeci, siyasal, sosyal ve kültürel kurum ve kuruluşların temsilciliğini yapmak. 3. dereceden suçlar kapsamının a maddesine göre, ulusal kurtuluş otoritesinin karar ve yasalarına uymamak ve ihlal etmek suçları sabit görülmüştür.”

SANIK FIRAT'IN İDAMLA YARGILANMASINA...

“ZAP Askeri Mahkeme Kararları” adlı 2 sayfalık belge, İkinci Ergenekon davasının tutuklusu emekli Albay Mustafa Levent Göktaş’a ait ek delil klasörünün 167 ve 168. sayfalarında yer aldı.

Delil klasöründe yer alan belgeye göre; suçu sabit görülen Fırat (Nesimi Kılıç) hakkında şu karar verildi: “Sanık Fırat'ın idamla yargılanmasına karar verilmiş, soruşturma esnasındaki mahkemedeki iyi hal durumu göz önüne alınarak tutukluluk durumuna son verilmesi, 3 aylık emek sürecine tabi tutulması ve durumunun bu süre içinde değerlendirilmesine karar verilmiştir.”

http://odatv.com/pkk-kendi-kurucusunu-nasil-idama-mahkum-etti-2009141200.html

Son Güncelleme (Salı, 12 Nisan 2016 22:53)