Cumartesi, 18 Kasım 2017
Anasayfa Yazılar Kitap Yorumları Susmak Ölmektir!

Susmak Ölmektir!

reklemresmiSelim Çürükkaya /  Yeni yazdığım kitaba bir isim arıyordum. Gece uyumadan önce düşünüyordum. “Susmak” kelimesi üzerinde yoğunlaşıyordum.
Dalmışım…
Kendimi bir bahçede buldum. Hava sıcaktı; çiçekler açmış, kuşlar ötüyordu.
Kocaman bir söğüt ağacının gölgesinde yedi kişi, yuvarlak bir masanın etrafında oturmuş, şarap eşliğinde sohbet edip kahkahalarla gülüyorlardı.
Ürkek adımlarla yanlarına vardım, “merhaba” deyip bir sandelyeye oturdum.
Masanın üzerindeki boş kadehe benim için şarap dolduran şişmancası, “Ben Napolyon Bonapart” dedi.
Ben de adımı söyledim.
Yakınımda outranı gülümseyerek, “Ben de Brcks” dedi. Karşımdaki genç ve güleryüzlü adam, “Ben de Garcia Lorca” diye tebessüm etti.
Read MoreSakallı olanı en az seksen yaşlarındaydı, “Ben Eflatun” dedi.
Gözlerim fal taşı gibi açıldı.
Onun yanındaki beyaz sakallı, uzun saçlı olanı, “Bendeniz Albert Einstein” diyerek kendini takdim etti.
Gözüm onun bitişiğinde oturana kaydı, “Fyodor Mihayloviç Dostoyevski ben de”.
En sonuncusu, hayli yaşlı olanı “Epicuros” deyince, memnun olduğumu belirttim.

 

 Beyefendiler, hepinizi yakından tanırım, biriniz hariç!

Sizleri bir arada rüyamda görseydim inanmazdım.

Ben susmak üzerine düşünürken uyuyakalmışım, sanki bir güç beni buraya ışınladı.

Aranızda sayın Einstein da olduğuna göre, her biriniz bir çağdan buraya ışınlanmış gibisiniz.

Sizleri bulmuşken “susmak” üzerine fikirlerinizi almak istiyorum, deyince; 52 Yaşındaki Napolyon asker yumruğunu masaya vurarak suskunluğunu bozdu:

Suskunluğumdan dolayı kimse kabahatli değildir. En büyük düşmanım, yine ben idim.” dedi, sustu.

Tanımadığım Brcks’e baktım:

Beni kötülerin zulmü değil, iyilerin sessizliği korkutuyor.”

Genç şair Lorca´ya, sen ne düşünüyorsun, dedim.

İçiniz kor gibi yanarken susmak, acıların en beteridir,” dedi gözlerimin içine bakarak.

Seksenine merdiven dayamasına rağmen hâlâ atletik yapılı ve geniş omuzlu olan Eflâtun dedeye kulak kesildim:

Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar çirkindir.” dedi, Einstein’e göz kırptı.

Einstein sabırsızlıkla sıranın kendisi ne gelmesini bekliyordu.

Kelimelerini alçak sesle ama tane tane söyledi:

“Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer, kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve ses çıkarmayanlar yüzünden.”

71 yaşındaki Epikurus, kadehinden bir yudum aldı, biraz daldı, sesini hepimizin duyabileceği bir tona ayarladı:

“Susmak, kendine güvenmeyenin başvurduğu en emin çaredir“ dedi.

Sonra eliyle Dostoyevski’yi işeret ederek “Aramız da söz ustası var, o söylesin,“ deyince, Epikurus’u kırmak istemeyen 51 yaşındaki üstad:

“Bazen susarsın, yenilmiş sanırlar seni, eksik ve yaramaz. Unutma, susan bilir ki; konuştuğu zaman kimse kaldıramaz.”

 

Bu büyük insanları dinledikten sonra “Söz gümüşse sükût altındır“ sözünü çöp kutusuna attım.

Çünkü anladım ki, doğulu toplumlarının atasözüdür o.

Doğuda, tarih boyunca hep despotizm egemen olmuş ve söz söylemek insanların başına belâ açmakla kalmamış, insanların başlarını de götürmüştür.

Giden baş yerine, susan başa değer verilmesi bundandır.

Bu konudaki fikrimi onlara anlatmak istiyordum ki; telefonumun çalması ile uyandım.

Arkadaşım Zeynel’di. Akşamüzeri kitabın adı üzerinde tartışalım diye anlaşmıştık, ondandı araması.

Ben “Kitabın adı ‘Sus’ olsun” dedim.

“Güzel bir isim“ dedi, “Ama eksik” diye de ekledi.

“Nesi eksik” dediğimde, “Ölmek kelimesi” dedi.

Evet, taş gediğe konulmuş, kitabın adı bulunmuştu: “Susmak Ölmektir!”

 Bu kitabı edinmek istiyorsanız. Aşağıdaki linki tıklayın ve kitabı isteyin:

Satın Al

http://www.epubli.de/shop/buch/Susmak-%C3%96lmektir-Selim-C%C3%BCr%C3%BCkkaya-9783741833724/54402

Son Güncelleme (Cuma, 19 Ağustos 2016 21:53)