Çarşamba, 21 Kasım 2018
Anasayfa Yazılar Güncel Dört Kişiydiler

Dört Kişiydiler

osman
Selim Çürükkaya / 12 Eylül 1980 Yılında Türkiye de askeri bir darbe oldu. Askerler parlementoyu kapattı. Siyasi partilerin kapılarına kilit vurdu. Gazeteler, sendikalar suçlu sayıldı. Ve Politik insanlara, aydınlara düşünenlere karşı “cadı avı” başladı. On binlerce kişi yakalandı, hapishanelere, karakollara, futbol sahalarına dolduruldu.

Bu “cadı avı” nın en korkuncu Kürdistan da sahnelendi. Urfa ve kazalarında süren av bambaşkaydı. Ben bu “cadı avı’nda gözaltına alınan dört Kürt aydınının yaşadıklarını sizlere anlatmak isterim. Bunlardan birinin adı, Faysal Dunlayıcı, (Çok sonraları Kani Yılmaz olarak tanınacaktı) birinin adı Bişar Akbaş, (tarih onu, Aliye Yunıs olarak kayda geçecekti) birinin adı Mahmut Güvenç’ti, sonuncunun adı ise Osman Erdal’ dı. Bu dört aydın insan, Türk ordusunun yaptığı operasyonlarla Urfa mıntıkasında gözaltına alındılar ve Diyarbakır da “Kurtoğlu” olarak bilinen işkence haneye götürüldüler. Burada işkence altında ifadeleri yazdırıldı, bölgede işlenmiş suçlar, mağdurların üzerine atıldı, ardından işkence hane olarak ün salan cezaevine gönderildiler.

Osman Erdal, polis soruşturmasında sustu. Tek bir kelime olsun konuşmadı. İşkence tezgahlarında sessiz kalmayı yeğledi. Polis ifadesi olmadan cezaevine ulaşabilen ender insanlardan biriydi. Kurtoğlu işkence hanesinden cezaevine nakilleri yapılınca, asıl işkence haneye geldiklerini sonradan anladılar.

Ceza evi İç Güvenlik Amiri Esat Oktay Yıldıran Kolordu Komutanı Kemal Yamak’tan aldığı emir gereği, Kani Yılmaz, Bişar Akbaş, Mahmut Güvenç ve Osman Erdal’ı konuldukları hücre ve koğuşlardan alarak cezaevi koridoruna çıkaradı. Tehdit, hakaret ve dayak eşliğinde onları cezaevi dış kapısına kadar götürdü. Burada Osman Erdal’ı onlardan ayırarak diğerlerini dış güvenlik bölüğüne teslim etti. Osman Erdal’ı geri getirerek tek kişilik kapalı bir hücreye koydu. Demir parmaklıklı kapsını üzerine kapatıp gitti.

Aradan günler geçti. Geceydi. Sessizliğin sesi vardı hücrelerde. Demir kapının kilidi açıldı. Yara bere içindeki Bişar Akbaş bir grup askerin kontrolünde getirilerek, bir hücreye konuldu. Askerlerden birinin, “dikkaaat!” sesiyle hücrelerin ön salonuna giren İç Güvenlik Amiri Esat Oktay Yıldıran, Bişar Akbaş’ın konulduğu hücrenin önüne kadar yürüdü, sağ elinde bir tomar kağıt vardı. Onu Hücrede ayakta bekleyen Bişar Akbaş’a uzattı:

”Al bu kağıtları Polis’ te verdiğin ifadelerin aynısını yaz ve altına imzanı at” dedi. Bişar Akbaş, onu duymamış gibi, sabit bakışlarala celladına baktı. Elindekileri almayacağını anlayan Esat, kağıtları hücrenin önüne bırakarak askerlerle birlikte ayrıldı.

Bişar Akbaş, bir müddet sonra arkadaşı Osman Erdal’ın başka bir hücrede olduğunu anlayınca, ondan bir çakmak istedi. Ve kendisine ulaşan çakmakla Esat Oktay’ın bıraktığı kağıtları yaktı. Akşam üzeri yazılı ifadeyi almaya gelen Esat’a kağıtların külleri gösterildi.

Esat Oktay, Faysal Dunlayıcı ve Mahmut Güvenç’e istediği tarzda ifadeler yazdırmayı başardı. Bir hafta sonra mahkemeye çıkarılan dört arkadaş, büyük bir komplo ile karşı karşıyaydı. Ama Mahmut Güvenç ölümü göze alarak mahkeme salonunda elini kaldırıp söz hakkı istedi. İfadelerin baskı, zor ve işkenceyle kendilerine yazdırıldığını açıklayınca, oyun boşa çıkarıldı.

Bu dört Aydın 10 yıl kadar ceza evelerinde suçsuz olarak yatırıldı. Ardından tahliye edildi. Bişar Akbaş tahliye olunca, öğretmenlik yaptığı kasabasına geri döndü. Ceylanpınar’ın Diyarbakır hapishanesine döndüğünü kendi gözleriyle gördü. İnsanlar korkuyordu. Kimse kimseyle doğru dürüst konuşamıyordu. Cezaevi arkadaşı İsmail ile buluştu. Ondan kasabanın durumunu detaylı olarak öğrendi. Ardından iki adet silah temin etti. Birini kendisi, diğerini İsmail beline taktı.

Kasabadaki zalimlerin başı, Ceylanpınar Emniyet Müdürüydü. Direkt onun makamına kadar gittiler, İsmail kapıda bekledi. Bişar Hoca içeri girdi. Üç el ateş ederek Emniyet Müdürünü öldürdü. Hiç bir şey olmamış gibi kapıdan dışarı çıkarak İsmail ile binadan ayrıldı, kaçmaya gerek duymadan ovada yürüdüler. Ardlarına takılan jandarmanın “dur!” emrine aldırmadan ilerlediler, arkadan taranıp öldürüldüler.

Mahmut Güvenç tahliye olup eve gelince, ortama ayak uyduramadı. Uyumsuzluk sorunları yaşadı. Ortalıktan kayboldu. Aylar sonra cesedi Mardin bölgesinde bulundu.

Faysal Dunlayıcı, tahliye olunca, Kani Yılmaz adını alarak PKK örgütüne katıldı. Önceleri Lübnan, ardından Avrupa sorumlusu oldu. İngiltere de tutuklanarak Almanya’ya verildi. Tahliye olunca Avrupa’da PKK sorumululuğu yapmaya devam etti. Abdullah Öcalan Türkiye’ye dönünce, Kani Yılmaz’ın arabasına bomba konularak  Süleymaniye’de öldürüldü.

Bu dört kişiden biri olan Osman Erdal cezaevinden tahliye olunca, Türk devletinin bir biçimde kendisini ortadan kaldıracağını bildiği için, kayıplara karıştı. Aradan yıllar geçti. Bundan yaklaşık 24 gün önce Zürih Havaalanında tutuklu olduğunu duydum. Güney Afrika’ dan Sahte bir pasaportla gelmiş. Pasaportunun sahte olduğu anlaşılınca tutuklanmış, mahkeme onu geri Güney Afrika’ya yollamak istiyor.

Bir ölüm maratonuna çıkan Osman Erdal, kırk yıllık yolda üç arkadaşını/ kaderdaşını yitirdi. Kendisi sağ salim Zürih’e ulaşabildi. Bundan sonraki kaderi hakkında Zürih mahkemesi karar verecek. Ya yaşamını kurtaracak, ya onu ölüme yollayacak. Bakalım, Zürihte insanlık ve adalet var mı?

Son Güncelleme (Cuma, 09 Kasım 2018 08:00)