Pazartesi, 18 Şubat 2019
Anasayfa Yazılar Kitap Yorumları

Kitap Yorumları

Yeni Kitap Çıktı

arkaplan12 Eylül karanlığında Diyarbakır şafağı adlı belgesel romanımın birinci cildinin Üçüncü baskısı Epubli yayınevi tarafından basıldı . Bir hafta içinde Kitap hem  elekronik hemde kağıt olarak Epubli, Amazon, Google, Apple, üzeri satışa çıkacaktır. Üçüncü baskısında kitap kahramanları kendi gerçek isimleri ile yer alacaklardır. Elekronik olarak kitabı almak isteyenler 7 Euro 49 cent ödeyerek sazfaların tümünü bilgisayar, tablet veya telefonlarına indirebilirler. Ama kılasik kitabı satın alanlar için biraz pahalıdır; lüks baskı olduğundan ve Epubli nin özelliklerinden dolayı kitap pahallıdır..

Ama bu kitap okumaya değerdır. Blefeld' e yaşayan bir Kürt, bundan yaklaşık yirmi yıl önce bu kitap hakkında bana şunları anlatmıştı:

 

"Ben ağır hastaydım, beni Blefeld de hastahaneye kaldırdılar. Doktorlar ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Ameliyattan oldum olası korkuyordum. İtiraz ettim, bütün çabalara rağmen ikna olmadım. Hastahanenin bir odasında yatıyordum. Bir akrabam okumam için "12 Eylül karanlığında Diyarbakır Şafağı"nı getirdi. İki gün içinde okudum, bitirdim. Son sayfayı kapattığımda doktorları çağırdım: "Gelin beni ameliyat edin" dedim. "Ne oldu hani korkuyordun?" dediler. "Aha bu kitabı okudum, insanlar o kitapta anlatılan acılara dayandıktan sonra ameliyatınız bana vız gelir" dedim ve bıçağın altına teredütsüz yattım."

Kitabı satın almak için burayı tıkla

Son Güncelleme (Çarşamba, 23 Ocak 2019 13:34)

 

Ölüm ve Hacc üzerine

hacc Selim Çürükkaya / Üç mayıs günü sabahın erken saatlerinde kalktım, duş aldım, traş oldum, giyindim, hastahanede terminim vardı. Böbreğimdeki taşları aldırtacaktım. Saat dokuzda bekleme odasından bir hemşire beni aldı,  başka bir odada önüme sürülen kağıtları imzaladım. Önüme düşen hemşireyi takip ederek bir kabine girdim,: Bana rehberlik yapan  hemşire  beyaz bir ihram uzattı, "sana ait olan her şeyi çıkar, şu plastik torbanın içine koy, üzerinde sadece ihram olsun" dedi. Kabinin giriş ve çıkış kapılarını kapattım, hemşirenin dediklerini yaptım, üzerimdeki ihrama ve kendime bakarken bir gün önce okuyup bitirdiğim İranlı Filozof Ali Şeriati'nin ‘Hacc’ adlı kitabında anlattklarını hatırladım. Şöyle yazmıştı  Şeriati :’Artık elbiselerini değiştirmelisin. Elbise! O seni, senin insanlığını kendi içine alıp sarmıştır, örtmüştür. Elbise insanı giyer. Bir de  insan elbiseyi giyer derler, ne büyük bir yalan. Elbiseyle, insanın insan olma özelliği gizlenir. Kurt, tilki, fare veya koyun elbiseleri içinde  kendini gösterir. Elbise bir kandırmacadır, gizlemedir, yani “küfr”dür. Hakikattin küfre bürünmesidir, elbise.....
Elbise bir göstergedir, hicaptır, işarettir, semboldür, rütbedir, ünvandır, ayrıcalıklı olmaktır. Elbisenin renginin, biçiminin  ve modelinin  tek bir anlamı vardır:
BEN!
“Ben” demek “sen” demektir,  “siz” veya “biz” değil.! “Üstünlük”tür, “ayrıcalık”tır”, yani “sınır”dır, “tefrika”dır. Bu “ben”, soy soptur, ırktır, sınıftır, grupçuluktur, sülaledir, rütbedir, makamdır, değerdir, kişidir, ama “insan” değildir.....
Kefen giy, bütün renklerden sıyrıl.
Beyaz giy, beyaz ol. Her kesin giydiği rengi giy. Kabuk değiştiren yılan gibi “ben” olmaktan çık ve “insanlar” ol. 
 

Zerrelerle karışmış bir zerre ol, denizde kaybolmuş bir damla ol.

Son Güncelleme (Perşembe, 10 Mayıs 2012 19:47)

Devamını oku...

 

D.Bakır Zindani anlaşıldı, ya Bekaa!

tanrilarin yaratamadSelim Çürükkaya / “Tanrıların yaratamadığı cehennem Bekaa” adlı kitap üzerine yazmak gerektiğine inanıyorum. Bu kitap yakın bir zamanda Türkiye de yayınladı. Kürt aydınları bu kitap karşısında suskun kaldı. Türk basını ise yine her zaman olduğu gibi kendi  kirli amaçları uğruna kullanmaya çalıştı. Beni düşündüren Kürt aydınlarının bu kitap karşısındaki suskunluğudur. Oysa bu kitap öylesine bir kitap ki; ancak vicdanlarını yitirenler bu kitaptaki gerçekler karşısında suskun kalırlar.
Çok yakından tanıdığım mekanlar ve şehirlerde başlıyor Dara Botan denilen Roman kahramanının çocukluğu. Ağabeyisi Mahir benimde tutuklu olduğum Diyarbakır cezaevinde esir. Dara Diyarbakır cezaevi kapılarında  büyür. Annesi ve annelerle  ile birlikte dolanıp durur Diyarbakır cezaevinin etrafında. Yüreklerinin teline dayanıp dururlar burada analar, Diyarbakır’ ın yoksul mahallesi Bağları karış karış bilir Dara. Zindanda zulüm altında inleyen  herkesin  ailesinin dertlerini öğrenir, onarla birlikte ağlar, onlarla birlikte çareler arar, evlerinin kapısını her kese açar. 
 

Eylül karanlığı çökmüştür Diyarbakır’ın üzerine, korku egemen olmuştıur, puştluk her bir yana sinmiştir. Kimse kimseye güvenmemektedir. Dara, örgütten bir tek Dırej’e güvenmektetir. Arkadaşlarının tümü yurt dışına çekilmesine rağmen, Dırej, Diyarbakır’ da kalmıştır. Tutuklu ailelerine umut ve cesaret aşılamıştır. Dara Dırej’ i ağabeysi Mahir yerine koymuş ona özenmiştir.  Diyarbakır cezaevi kapısında öylesine haberler, öylesine öyküler duymuştur ki; siyasal eğitimini burada tamamlamış,  abisinin arkadaşı Mazlum Doğan direniş fişeğini patlattığında, yurt dışına çıkmaya karar vermiştir.

Son Güncelleme (Çarşamba, 02 Mayıs 2012 17:52)

Devamını oku...

 

"Sırlar Çözülürken"

sirAlan Lezan / “Delil’in gözüne bir türlü uyku girmiyordu. Doğduğu günden beri göremediği kızını düşündü. Dört yıl önce o dağın başında, o küçük dağ evinde vurulduğu ceylanın arzusuna yenik düşmüştü. Uzunca siyah şaçları vardı. Gözleri fettandı. Yasakların, kuralların, emirlerin mengenesin de ezilmişti”

Bu kadının ismi Berfin’di. Gazeteci olan Delil Demir’ ile bu insan son karşılaştıklarında “kaç gündür seninle dolşıyorum, diğer bayanlara sorduğun soruları, aldığın yanıtları dinlemiştim. Bu dağlarda özgür kadın aramaya gelmişsin. Elimizdeki silahları görünce bizi özgür sanmışsın, ama ruhumuzun nasıl köleleştiğini görememişsin.”

Gerçekten de gerillada bir kadının hamile oluşu onun ölümü demektir ama bu kez bir istisna ile Berfin’in doğurduğu kız çocuk (Lori) partinin çocuğu olarak kabul görür. Ama kimlerin Lori’yi kaçırdığı bilinmiyor.

Son Güncelleme (Pazar, 16 Ekim 2011 01:33)

Devamını oku...

 

Güvercinide Vurdular

dasFerhat Sağnıç/ Selim Çürükkaya ‘ nın 1998 yılındaAvrupa da yayınlanan, Bir blümü Alman PEN kulübü tarafından Almancaya çevrilerek "Stimmen Aus dem Exil" adı altında  "Elveda Güvercinim" başlığıyla yayınlanan kitapta yer aldı.  Kitabın Türkiye baskısı hazırlık aşamasında iken okuma fırsatını buldum.
Selim Çürükkaya ‘nın  kitaplarının  bir nefeste okunduğunu bilen biriyim. Tereddütsüz bu kitabında  bir nefeste okunacağını  ve bazen gayri ihtiyari soluklarınızın kesildiğini  göreceksiniz.
Güvercini de Vurdular; dört kuşak sonraki Kürdistan’ı  tasvir ederken, hayal alemine dalacaksınız. Yazarın hayalleri sizleri kendi içine alacak. Uzaklara bağımsız Kürdistan gerçeği ile buluşacaksınız.
Kürdistan’ın şehirlerini, kasabalarını, dağlarını, ovalarını, göllerini, baraj göllerini anlatırken yazar sizi  cennet ülkesine götürecek.
Kah Suriye’de  Bekaa vadisinde  ihaneti, kah Kürdistan dağlarına  bir çatışmaya, kah bir mağarada toplantıya sokuyor okuyucusunu
Düşlediği Kürdistan ‘nı resmini çizerken, Selim Çürükkaya usta kalemini konuşturmuş, kıvrak zekası ile bir tablo çizerek gözlerinizin önüne cenneti sermiştir.
 
Öykü dört kuşak sonrası Kürdistan’ la başlıyor.
 


Kitabın ikinci bölümü tiyatro sanatçısı bir cüceden alınan Dılşa ile Munzur’un hikayesini anlatan kitapla başlıyor

Son Güncelleme (Çarşamba, 23 Ocak 2019 13:34)

Devamını oku...

 
Diğer Makaleler...