Salı, 24 Nisan 2018
Anasayfa Yazılar

Yazılar

Gülmece ve İşkence

 

gülmece
1 ) İşkence ile gülmece birbirlerine iki zıt kelimeymiş gibi görünür. Gerçekte ise hiçde öğle değiller, aslında ikisi ikiz kardeş veya bir ağlayan diğer gülen iki yüz gibidirler.

Bakın Diyarbakır zindanında işkence ile gülmecenin beraberliği nasıldı, onu size anlatayım:

Diyarbakır zindanında kışın hava soğuktu, sabahın erken saatlerinde tutuklular koğuşlarından mahkemeye çıkarılmak için alınırdı.

40 Kuğuş, 80 hücre vardı bu zindanda.

Gruplar halinde koğuş ve hücrelerden çıkarılan tutuklular askeri yürüyüşler eşliğinde zorla marş söyletilerek Mahkeme bekleme koridoruna alınırdı.

Burada yüzleri duvarlara çevrilir, hazırolda bekletilir, el bileklerine arkadan kelepçe, kollarına zincir vurulurdu.

Devamını oku...

 

Katiller Ve Soytarıları

12Selim Çürükkaya / Türklerin Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay başkanı, İbrahim Tatlıses soytarısını ortalarına alarak, Afrin’e yakın bir yerde oturmuş, şarkı söylüyorlar.

İbrahim “Dılo dılo yaylalar” şarkısına uyarlamalar yaparak, Türk askerine “Baxti Urfa Xoş degil, Afri’ni dolanda gel, baxti Afrin xoş degil Membiç’i dolanda gel” diyor.

Erdoğan’la Genel Kurmay Başkanı da İbo’ soytarısına eşlik ediyorlar.

HDP sözcüsü Ayhan Bilgen Soytarısı da güya bu durumu eleştirmek için, “Filistin’de onlarca kişi ölürken, yüzlerce kişi yaralıyken, askerlerle eğlence düzenlemek doğru değildir” diyor.

Birisi bu Ayhan Bilgen soytarısına demiyor ki, be hey soytarı, Erdoğan’ın kendisi “Afrın’in işgali sırasında biz 3800 kişiden fazla Kürt öldürdük” diyor.

Sen Afrin ve çevresinde öldürülen ve yaralanan Kürtleri, Filistin kadar bir bölgenin işgal ve harebe edildiğini görmüyorsun da, araya 10 tane Filistinli’yi sokuşturup katilamı neden gizliyorsun?

Lanet olsun Ayhan’a da İbo’ya da!

Devamını oku...

 

Generalimi Sonsuzluğa Uğurladım

  Shahid-Dr.-Sleman-1  Selim Çürükkaya/ 26. 10. 2016 Günü öğleden önce, kardeşim Dr. Sait ile facebook üzeri yazışıyordum. Bana:    “Artık hazırlan Kürdistan’ a gel,”  dedi. Eşim Aysel, evde değildi, kızımız yalnızdı, Aysel bir gün sonra gelecekti. Hazırlandım gidecektim. Öğle sonrasıydı, Erbil de yaşayan arkadaşım Köroğlu Karaarslan’ın Facebook’una düşen haberi beni serseme çevirmeye yetti. Birazcık kendime gelince, bağlantılarımı harekete geçirdim, haberin detayını tam olarak öğrenince; aşağıdaki açıklamayı yaptım: "Değerli arkadaşlar, kardeşim Dr. Sait, İŞİD‘ in Kürdistan‘a saldırması ile birlikte işini bırakarak Almanya‘ dan Erbil' e gitti. Musul' a yakın yerlerde gönüllü peşmergeleri eğitiyordu ve aynı zamanda fiili olarak savaşta, birliği ile birlikte yer almaya başladı. Bu gün öğlenden sonra Kardeşim Dr. Sait, patlayan bir İŞİD bombası sonucu ağır yaralandı, bir peşmerge arkadaşı yaşamını yitirdi. Dr. Sait helikopter ile hastaneye ulaştırılmış, yapılan muayene sonucu, yüzünde ve gözünde, ayrıca boğazında yanık olduğundan uyutulmuştur. Doktorların verdiği bilgilere göre 24 veya 48 saat uykuda kalacaktır. Beyin sarsıntısı geçirme durumu söz konusudur.”

 Dr. Sait’in tedavi amacıyla derhal Almanya’ya nakil edilmesi için telefon trafiği başlattım. Güney Kürdistan yönetimi; bana, bu konuda ellerinden gelen her türlü çabayı harcayacaklarını söyleyince, Almanya‘ da en iyi hastanenin hangisi olduğunu araştırmaya başladım. Bir profesör arkadaşım bana Koblenz Askeri Hastanesini önerdi. Bu öneriyi hemen Güney Kürdistan‘daki bağlantılarıma ilettim. Almanya’ dan bir ambulans uçağın doktor ve sağlık ekibi ile   Erbile geçmek için hazırlandıklarını arkadaşlarım söyleyince, bende eşimi beklemeden akrabam Musa ile Berlin’e doğru arabayla yola çıktık.

24 Saat içinde Dr. Sait’in Almanya’ya getirileceğini aklım kabul ediyordu ve bana Erbil’e değil, Koblenz’e git diyordu. Ama duygularım çok farklı şeyler söylüyordu bana ve hayatımda ilk olarak aklım ile duygularımın bu kadar birbirlerinden ayrıldığına tanık oluyordum. Duygularım bana Erbil’e git, kardeşin uyutulmuş, 48 saat içinde nakil edemezler, giden Alman Doktorlar belki de bu süreyi uzatırlar. Git, belki sağken görürsün, belki de onunla bir iki kelime konuşursun, sarılırsın, hüngür hüngür ağlarsın. Onun başında toplanan vefakar arkadaşlarını görür, onlara teselli olursun. Yenildim duygularıma, Berlin‘ e ulaştım, o gece bir evde barındım, DR. Sait‘ in Avukatı da bize katıldı. Üç kişi olduk, Berlin’den Viyana’ya uçtuk, burada aktarma oldu, ARD nin muhabiri Karaman Yavuz da bize katıldı, varacağımız yer Erbil’di.

 Öğleden sonra Erbil Havaalanında uçağımızdan alelacele indik, kontrol noktalarını geçtik, Rojhat’ı aradım, biz Erbil havaalanına indik, dedim. Bana: „Ben de Dr. Sait’in içinde olduğu özel ambulans uçaktayım ve kalkışa hazırlanıyoruz,“ dedi. Uçağın kalkmakta olduğu alanı tarif etti, havaalanının yan tarafına geçtik, Küçük bir uçak kalkışa hazırlanıyordu. ARD muhabiri kamerasını hazırladı, kalkan uçağı görüntüledi. Ben geldim, o gitti, göremedim kardeşimi, elveda diyemedim, sarılamadım. Bir kelime olsun dahi konuşamadım. Komutanım, Generalim, Doktorum beni yalnız bıraktı. Kanatları kırılmış bir kuş gibiydim. Yolunu şaşırmıştı kervanım. Nereye gideceğimi bilemiyordum. Bizi havaalanından alan arkadaşları konvoyla ‚Darin Plaza‘ oteline götürdüler.

Son Güncelleme (Çarşamba, 23 Kasım 2016 12:19)

Devamını oku...

 

Eser sordu: Çürükkaya ve Tanrıkulu yanıtladı

susmak ölmektırCNN KURD tv deki röpü tıklayın CNNKURD TV Moderatörü Bube Eser  Kürdistan sorunu PKK, Hendekler, Orta doğu savaşı,  cepheleşme ile iligili sorularını Yazar Selim Çürükkaya ve araştırmacı siyasetçi  Vildan Tanrıkulu' a sordu ve yanıtlarını aldı. Selim Çürükkaya CNN KURD TV ye yenin kitabı Susmak Ölmektir in yayınlandığını söyledi. CNN KURD TV nin ikinci bölünü tıklayın

   

 

Son Güncelleme (Pazar, 02 Ekim 2016 20:47)

 

Susmak Ölmektir!

reklemresmiSelim Çürükkaya /  Yeni yazdığım kitaba bir isim arıyordum. Gece uyumadan önce düşünüyordum. “Susmak” kelimesi üzerinde yoğunlaşıyordum.
Dalmışım…
Kendimi bir bahçede buldum. Hava sıcaktı; çiçekler açmış, kuşlar ötüyordu.
Kocaman bir söğüt ağacının gölgesinde yedi kişi, yuvarlak bir masanın etrafında oturmuş, şarap eşliğinde sohbet edip kahkahalarla gülüyorlardı.
Ürkek adımlarla yanlarına vardım, “merhaba” deyip bir sandelyeye oturdum.
Masanın üzerindeki boş kadehe benim için şarap dolduran şişmancası, “Ben Napolyon Bonapart” dedi.
Ben de adımı söyledim.
Yakınımda outranı gülümseyerek, “Ben de Brcks” dedi. Karşımdaki genç ve güleryüzlü adam, “Ben de Garcia Lorca” diye tebessüm etti.
Read MoreSakallı olanı en az seksen yaşlarındaydı, “Ben Eflatun” dedi.
Gözlerim fal taşı gibi açıldı.
Onun yanındaki beyaz sakallı, uzun saçlı olanı, “Bendeniz Albert Einstein” diyerek kendini takdim etti.
Gözüm onun bitişiğinde oturana kaydı, “Fyodor Mihayloviç Dostoyevski ben de”.
En sonuncusu, hayli yaşlı olanı “Epicuros” deyince, memnun olduğumu belirttim.

 

 Beyefendiler, hepinizi yakından tanırım, biriniz hariç!

Sizleri bir arada rüyamda görseydim inanmazdım.

Ben susmak üzerine düşünürken uyuyakalmışım, sanki bir güç beni buraya ışınladı.

Aranızda sayın Einstein da olduğuna göre, her biriniz bir çağdan buraya ışınlanmış gibisiniz.

Sizleri bulmuşken “susmak” üzerine fikirlerinizi almak istiyorum, deyince; 52 Yaşındaki Napolyon asker yumruğunu masaya vurarak suskunluğunu bozdu:

Suskunluğumdan dolayı kimse kabahatli değildir. En büyük düşmanım, yine ben idim.” dedi, sustu.

Tanımadığım Brcks’e baktım:

Beni kötülerin zulmü değil, iyilerin sessizliği korkutuyor.”

Genç şair Lorca´ya, sen ne düşünüyorsun, dedim.

İçiniz kor gibi yanarken susmak, acıların en beteridir,” dedi gözlerimin içine bakarak.

Seksenine merdiven dayamasına rağmen hâlâ atletik yapılı ve geniş omuzlu olan Eflâtun dedeye kulak kesildim:

Son Güncelleme (Cuma, 19 Ağustos 2016 21:53)

Devamını oku...

 
Diğer Makaleler...