Araştırma-İnceleme

O Türküyü Söyle

Selim Çürükkaya 1980 ile 1983 Yıllarında Diyarbakır Cezaevinde yaşananları çok çarpıcı bir dille anlattı.

 

– 10-

ranzaÜçüncü koğuşun kapısı açılır. Yanındaki Mevlüt Çavuş ile Akın bir yana, Kambur ile Karabela diğer yana çekilir. Adem açılan 3. koğuş kapısının tam ortasına dikilir. Göz ucuyla koğuşun içine bakar . Karşılıklı olarak koğuşun her iki duvarına iki katlı ranzalar konulmuştur. Ranzaların arasındaki boşlukta ise iki sıra halinde dizilmiş tutuklular vardır. Kafaları sıfır numaraya vurulmuş tutuklular heykel gibi durmaktadır. Avurtları çökmüş, gözleri çukura düşmüş, benizleri solmuş mumyalar gibidirler.  Hepsinin üzerinde aynı renkten siyaha boyanmış asker elbisesi bulunmaktadır. Gözyuvarlarında oynayan gözlerini görmeseydi bunların ölü olduklarına inanacaktı. “Dikkaaaaaat!” diye gür bir ses duyulunca, tutuklular hep bir ağızdan boğazları yırtılırcasına “Emredersiniz Komutanım” diye karşılık verirler. “Ne biçim ses, lan yavşaklar! Ranza altı ol!” diye bağırdı Mevlüt Çavuş. Sıraya dizilmiş olan tutuklular “Ranza altı ol!” komutuyla birlikte adeta birbirlerini çiğnercesine yerlere uzanıp ranzaların altına girmeye çalışırlar. 3. Koğuşun şişman asker gardiyanı: ” Son sayı üç!” diye bağırır. Ranza dipleri o kadar sayıda insanı alacak kadar geniş hacimli değildi. Yeterince yer yoktu. Bir uzuvları dışarıda kalmasın diye tutuklular birbirlerini çiğniyorlardı. Şişko Komando er “iki” diyor.  En zorda kalanlar ise uzun boylu tutuklulardı. Uzun boylu tutuklulardan biri ranzanın altına giremiyordu. “Üç” denilince bütün hareketli bedenler taş kesiliyordu. Ama kiminin kolu, kiminin bacağı ve kiminin kıçı dışarıda kalmıştı.

….. Ve eli kalaslı komandolar var güçleriyle dışarıda kalan uzuvlara vurmaya başladılar.  Bağırış ve haykırışlar yeri göğü inletiyor. Bu feryatlar karşısında sessiz bir ölüm bile haz veriyor Adem`e……. Mevlüt Çavuş Adem`e dönerek “Burayı beğendin mi beyefendi?” diye sorunca Adem lal kesilir. Yanıt alınmayınca kapı sert bir şekilde kapanır. “Geriye dön! Besinci koğuşa uygun adım marş, marş!” komutuyla birlikte adeta robot kesilen Adem, verilen komutu eksiksiz yerine getirir…

 

– 11 –

Adem zindanı tam ortasından ikiye bölen koridorun orta yerinde beklemektedir. Bu koridor aşağı yukarı 200 metre uzunlukta sekiz metre genişliktedir. Bu ana koridora sağlı sollu açılan çok sayıdaki koridorla cezaevi adeta kocaman bir labirenti andırıyor. Bütün bu koridorların duvarlarına yağlı boyayla savaş manzaraları, Atatürk portreleri ve ay-yıldızlı bayraklar çizilmişti. Askeri marşlar ve Türklüğün büyüklüğünü anlatan çeşitli sloganlar, Atatürk posterleri, savaş manzaraları ve ay yıldızlı şekillerle duvarlar  süslenmişti.

Ana koridorun zemini nemli ve ıslaktı. Hatta yer yer 5 cm kadar deterjanlı suyla doldurulmuştu. 100 metre kadar ileride bir grup tutuklu görünmektedir. Her on metrede bir olmak üzere 20 kadar asker de sağlı sollu olarak koridora dikilmişti. Adem`i koğuşlarda dolaştıran Mevlüt Çavuş: “Kıta dur!” deyince Adem biraz yana çekilerek koridorun kenarında put gibi yerinde durur. Önünden geçmekte olan manzarayı seyre koyulur:

Sekiz kişi sırtüstü yere yatırılmış, sekiz kişi de arkaları dönük halde yerde yatanları ayak bileklerinden tutarak çekmekte ve yatanları paspas olarak kullanmaktadır. Böylece koridorda bir iki tur attırıldıktan sonra, bu sefer de çekenler çekilenlerin pozisyonuna geçerek koridoru temizlemeye devam ediyorlardı. Adem hayretler içinde insanların da paspas olarak kullanılabileceğini ilk defa burada görüyordu. ….. Başını kaldırıp karşısındaki duvara bakıyordu: “Bir Türk dünyaya bedeldir” vecizesini gözleriyle okuyunca, midesi bulanıyordu…..

 

-12-

kitap-okumaBeşinci koğuşun kapısı da komutla açılır ve Adem içeri sokulur. Burada 30 civarında tutuklunun hazır ol vaziyette ayakta dikili olduğunu görür. Tutukluların göğüsleri öne doğru çıkık, elleri ise yandan dizlerine yapışıktır. Elinde kalın kaplı bir kitap tutan tutuklu bu gruptan yaklaşık üç metre uzaklıkta ve yüzü gruba dönüktür. Adem’ın içeri girmesiyle birlikte tutuklu yüksek sesle kitabı okumaya başlar:
“Mustafa Kemal”
Elleri dizlerine yapışık göğüsleri öne fırlamış tutuklular koro halinde “Mustafa Kemal….” Kitabı okumakta olan tutuklu:
“…Atatürk’ün Hayatı”
Tutuklular koro halinde “…. Atatürk’ün Hayatı..”
Kitabı okuyan: “Mustafa Kemal Atatürk’ün….”
Koro “Mustafa Kemal Atatürk’ün…”
Kitabı okuyan “Babasının adı:”
Koro “Babasının adı:”
Kitabı okuyan “Ali Rıza Efendi!”
Koro “Ali Rıza Efendi”
Komando Akın :
“Ses kes lan yavşaklar, ses çıkmıyor” O ara elinde kalas ile içeri giren Karabela “Ses kontrolüne” başlıyor. Karabela: En baştaki tutukluya ” Mehter marşına başla” komutunu verir.

Tutuklu yüksek sesle:
“Ceddin deden neslin baban
Hep kahraman Türk Milleti
Orduların pek çok yaman
Vermiştiler dünyaya şan”

Marşını eksiksiz okur. Karabela: “Lan niye sesin düşmemiş? Dayak düzeni al! Yavşak!” Mevlüt Çavuş diğer bir tutukluya “Sen de Harbiye Marşına başla! Göt!” diye komut verir. Tutuklu:
“Yolumuzda olsa da dağlar kalın bir perde Pervasız bir kartalız bu hudutsuz göklerde” diye okumaya başlar ama sesi çok düşmüştür. Sadece ağzını açıp kapatmakta, ağzından hırlamalar çıkmaktadır. Mevlüt Çavuş: “Lan yavşak hani ses?  Neden sesin düşmüş? Sen de dayak düzeni al puşt!” Tutuklu ellerini öne doğru uzatarak açar. Demir çubuklar, lastik hortumlar, joplar ve kalaslarla dövülmeye başlanır. Gün boyunca bu minval üzeri derse (!) devam edilir. Adem bugün için görmesi gerekenleri görmüş, görmediklerini görmesi için başka bir koğuşa doğru nizami adımlarla yola koyulmuştur.

 

– 13 –

Adem altıncı koğuşun havalandırmasına alınır. Burası da 50 metrekare kadar bir alandır. Başını kaldırır yukarılarda mavi gökyüzünden başka bir şey göremez.  Kırmızıya boyanmış, karşısındaki pencere camlarının ortasında nakşedilmiş beyaz ay-yıldızı görür. Etrafına bakar. Her taraf beton bloklarla sarılmıştır. Ve yaz güneşi ortalığı kasıp kavurmaktadır. Çökmüş vaziyette bulunan tutukluların tümü sıfır numaraya vurulmuş dazlak kafaları ve çıplak ayakları ile bekleşmektedir.

Filmin başlaması için sanki her şey onu bekliyordu. Sessizliğin sesi vardı ortalıkta. Birazdan kıyametin kopacağını çok iyi biliyordu. Havalandırmaya haramiler misali ellerinde coplar, sopalar, kovalar ve içleri yağ dolu şişelerle komando erler dolar. Anlar ki birazdan çokça can yanacak, insanlar ağlayacaktır. Komando erlerden biri  “En baştaki yavşak! Koğuşun ortasına gel!” diye bağırır. Uzun boylu tutuklu orta yere doğru koşar. copEmirle belden aşağı soyunur. Elleri dizlerinde olduğu halde domalır. Katran karası cop kovaya sokularak yağlanır. Önce diğer tutuklular ayağa kaldırılır, yüzleri  duvara çevrilir.

Komando er yağlı copu iki eliyle erkeklik organı üzerine yerleştirerek domalmakta olan tutuklunun makatına sokar. Tutuklunun çığlıkları havalandırma sahasının dışına taşar. Bu bağırış ve feryatlar içinde adeta vahşileşen bir hayvan gibi komando er de ileri geri yaparken: “Bu Ahu Tuğba için, bu Zerrin Egeliler için “[1] diyerek bağırır.. Makatında cop olan tutukluya “Dik dur lan!” komutu verilir ve bu arada yüzleri duvara dönük olan diğer tutuklulara da “Geriye dön!” emri verilerek olay kendilerini seyrettirilir.

“Nedir bu lan?” diyerek seyreden tutuklulardan cevap istenir. Kimseden ses çıkmaz. Herkes içinde kırılan bir şeylerin acısıyla başını önüne eğerek suskunluğa gömülür. İleri geri yapan komando er “Cevap lan!” diye bağırınca başları önlerine düşmüş tutuklular koro halinde “Bilmiyoruz Komutanım” diye bağırarak cevap verirler. Komando er biraz geri çekilerek ” Bakın lan  yavşaklar! Kuyruklu Kürt budur işte!” diye bağırır. Uzun boylu tutuklu grubun içine gönderilirken aynı işlemi tekrarlamak için bir başka tutuklu, ensesinden yakalanarak orta yere alınır…..
…. Ve Adem buradan başka bir koğuşa götürülür.

 

-14-

“Dördüncü koğuşa doğru marş!” komutu ve uygun adımlarla Adem`i koridorda yürütmeye başlarlar. Kendisini dördüncü koğuşta ne türden bir zulüm bekliyor diye düşünerek yürümeye başlar. Başı dik olduğu halde düşüne düşüne uygun adımlarla yürümeye devam eder. Mevlüt Çavuş “Gideceğin koğuşta veremlilerle tanışacaksın!” diye itekler.

Dördüncü koğuşun kapısı açılır açılmaz boğuk öksürük sesleri yükselmeye başlar. İçeri girince sigara dumanından insanları seçmekte zorlanır. Gözlerini ovuşturur, karanlığa uyum sağlamaya çalışırken , bazı siluetler belirir. Gözleri biraz daha seçince; Veremli her hastanın sağ elinin iki parmağı arasında yakılmayı bekleyen dört sigarayı görür.

Komando erin komutuyla bir anda çakmaklar çakılarak sigaralar tüttürülmeye başlanır. Emirle eller kalkar ve yine emirle dudaklar sigaraları yakalar. “Çeeeeeek, bıraaaaaaak! Çeeeeeek, bıraaaaaak!” emirleri eşliğinde koğuşa daha fazla  duman dolar. Kendilerini sigarayla vuran tutuklular için ağlamaya çalışırken,  boynundan tutularak dışarı çıkarılır.

 

– 15 –

sigara31Adem`i 4. koğuşun koridorundan geri çevirirler. 7. ve 8. koğuşun havalandırma yerine götürürler. Gördüklerine şaşkınlık içinde bakar. “Bu da ne?” der kendi kendine. Ayakta duran her tutuklunun bir elinde servis tabağı, diğer elinde ise kaşık var! “Oh! Yarabbim! Demek ki burada yemek  servisi yapıyorlar” diye düşünür. Düşündüklerinin saflığını tutuklular yüzünden okur. Çaresiz bakışlarla ona bakarlar. Bu arada komandolar havalandırmayı basar.

Dört tutukluyu kollarından tutup fosseptik çukurunun bulunduğu  beton kapağın yanına götürürler. Fosseptik kapağını kaldırtıp tabaklara bok doldurmasını emrederler. Bu dört tutuklu bütün tutukların tabaklarına bok doldurup servisi tamamlarlar. Herkes elinde kaşığı ve tabağı ile çömelmiş vaziyette gelecek olan komutu bekler. Komando Akın “Yemeye başlayın çakallar!” diye komut verince, Kambur bağırarak:  ” Çabuk olun lan yavşaklar, son sayı üç! “ Üç dakika içinde tabaklar kaşıklanarak temizlenir. Temizleyemeyenler için  ise işkencelerden işkence beğen safhası başlar!.
…. Ve Adem`i Dante’nin cehennem odalarını dolaştırmaya devam ederler.

 

-16-

Adem Nezan koridora çıkarıldığında  nizamı adımlarla kollarını sallayan bir asker gibi yürüyordu. Zebanileri ise beş adım arkadan onu izliyorlardı. Bok yeme sahnesini düşününce, annesinin çok eskiden anlattığı öyküsünü anımsamaya başladı. Hatta kulaklarına annesinin sesi geldi, şöyle diyordu annesi:

“Oğlum Adem, nelere tanık olmadı ki bu zavallı annen! Henüz 12 yaşındaydım. Tuunst köyünde yaşıyorduk. Ailemin tek çocuğuydum. Babam Ermeni  ve bu köyde demirciydi. Köylülerle aramızda hiç bir sorun yoktu. Hatta  babamı kirve diye çağırırlardı. Birisinin çocuğuna kirve olmuştu, bütün köylüler onu kirve olarak kabul etmişti. Ne olduysa oldu. Bir gün köyün camisine Osmanlı  ve Hamidiye alayı askerleri geldi. Onlar camide imamı, imam da cemaati kışkırttı. ‘Kim Müslüman olmak istemeyen bir Ermeniyi öldürürse cennete gider’ diye cemati kandırdılar. Evimizin kapısı çalındı.”

Burada Adem Nezan`ın annesinin sesi kesildi ve Adem’in gözlerinin önünde annesinin anlattıkları canlandı: Tek katlı bir köy evi. Bina taştan yapılma, üstü toprak. Ön tarafındaki duvarda iki pencere ve pencerelerin orta bölümünde tahtadan bir kapı var. Kızgın bir kalabalık kapıya yüklenmiş. Atlı askerler milleti galeyana getiriyor: ‘Çık dışarı pis ermeni’ diye çağıranlar, ‘La ilahe illalah muhemmedün rasululah’ diye bağıranlar var. Birazdan kapı açılıyor. Kapıda başına h2siyah yuvarlak kep takmış, yakasız  gömlek, siyah şalvar giymiş, pos bıyıklı 40 yaşlarında bir adam beliriyor. Kalabalıktan biri adamın yakasına yapışıp çekiyor, demirciyi yalın ayak sürükleye sürükleye köyün ortasına getiriyorlar. Demircinin 12 yaşında ki kızı ağlayarak, babasını sürükleyip götüren kalabalığı köy meydanına kadar izliyor.

Burada demircinin etrafında bir halka oluşturan asker ve köylüler bağırıp çağırıyor. Bir asker eline aldığı  kürekle bir dut ağacının altındaki çocuk bokunu alıyor, demircinin önüne bırakıyor. Rütbeli bir Osmanlı subayı kalabalığın duyacağı bir ses tonuyla bakın kendisine bir şans tanıyoruz: “Ya önüne konan boku yiyecek, ya da şahadetini getirecek!” diye bağırıyor. Köylüler hep bir ağızdan: „Kirve şahadetini getir, kirve şahadetini getir” diye yalvarıyor. Demirci dininden olmak ile bok yemek arasında öylece dalmış, duruyor. Bir asker demircinin eline bir çubuk tutuşturuyor. Subay, köylüleri galeyana getirmek için: “Bakın, bakın bok yiyecek ama şahadetini getirmeyecek” diye bağırıyor. Köylünün biri demircinin yakasına yapışıyor: “Ye ulan, yine Ermeni inadın tutmasın!” diyerek kızıyor.

Demirci  şaşkın bakışlarla köylüyü süzüyor: “Kirve biraz sabırlı ol, acele etme, bu bok yemektir, başka bir şey değildir!” diyor. Bu sözler karşısında köylüler gülüyor. Demirci ölümü göze alıyor, çubuğu önündeki boka batırarak ağzına götürüyor…
Bu ara subaylardan biri: “Vurun kafire” deye bağırınca, kalabalık adamı taşlamaya başlıyor, sopalar kafasına iniyor, linç edilerek katlediliyor.

Bu manzarayı izleyen 12 yaşındaki küçük kız, çığlık atarak evine doğru koşuyor. Bu durumu fark eden atlı  Hamidiye alayı subayı kızı kovalayarak atıyla önünü kesiyor, eğilip kolundan yakalayarak atın üzerine, kucağına alıyor. Ve diğer askerlerle birlikte hızla köyden ayrılıyorlar. Adem neredeyse sendeleyip düşecekti ama tekrar annesinin sesi kulaklarında yankılandı: Oğlum Adem, atlı adam beni Lice’ye evine getirdi. Orada Müslüman oldum. Adamın benim yaşımda bir oğlu vardı. Biz daha on sekiz yaşındayken Şeyx Sait isyanı patlak verdi. Türk devleti ailenin reisini, yakın akrabalarının hepsini öldürdü. Biz de tesadüfen kurtulduk. Üç yıl sonra beni Tuunst`an getiren adamın oğluyla  evlendim. Sen bizim üçüncü çocuğumuz olarak doğdun.

 

– 17-

Yeni girdiği havalandırma  9. ve 10. koğuşların havalandırmasıdır. Kalabalıktan anlaşılmaz bir uğultu yükselmektedir. Yere çömelmiş tutukluların gözleri yaşlarla doludur. Kalabalık tutuklu gurubuna yaklaştığında sesler bıçak gibi kesilir. Gözler  Adem`e dikilir. Adem dikkatlice bakar. Her tutuklunun elinde kuru bir ekmek vardır. Olağan bir durumla karşılaşmıştır diye sevinir kendi  kendine.

Arkasından gelen Akın’ın  “Kremi ekmeğin üzerine sür” komutuyla düşüncelerinden sıyrılır. Koğuşun ortasındaki krem deterjan kutusu tutukludan tutukluya dolaştırılır…..! Kutuyu alan her tutuklu krem deterjanı  ekmeğinin üstüne sürer. Ardından bir bidondan bardaklara deterjanlı su doldurulur. Lokma başına, komutla coplanan tutukluların mideleri doldurulur. Neler oluyor diye düşünmesine izin verilmeden  Mevlüt Çavuşun  ekibi Adem`i kolundan tuttukları gibi çekip götürürler.

 

-18-

arkaciAdem 11 ve 12. koğuşun havalandırmasındadır. Yine hava sıcak. Tutukluların tümü belden aşağısı çıplak tutulmaktadır. Belli ki her günkü rutin  uygulamaların başlamasını beklemektedirler.  Bir komando asker: “Dikkaaaaat! Hazırmısınız lan ibneler!”
“Hazırız komutanım” diye sesler yükselir. “Herkes eline bir sigara alsın! Lan göt verenler” Eller sigaralara uzanır. Ve hazır ol vaziyette komut beklenir. “Komut bir, Sigarayı yak!” Tutuklular ellerindeki çakmakla sigarayı yakarlar. “Komut iki, Sigaranın filtresini kıça tak!” Sigaralar kıça takılır. “Komut üç, Domal, Eller dizde volta at!” Adem buralarda kıçla sigara içirildiğini görünce yaşadıklarının bir kabus olduğuna inanır….!

 

 

 

-19-

“Yarabbim” der Adem.
“Ben nereye düşmüşüm!?
Cehennemin hangi tabakasındayım? Allah’ım! Eğer burası bir cehennem ise nasıl bu kadar zalim olabilirsin? Yok eğer burası 5 Nolu Diyarbakır E tipi Cezaevi ise bu kadar zulme nasıl tahammül edebiliyorsun? Haşa yoksa benim görmekte olduğum sadece bir rüya mı?” diye serzenişte bulunur.

Belki de akli melekelerimi yitirdim de sadece hayal  görüyorum diye düşünür. Neleri yaşamakta olduğuna daha karar kılmadan ayakları ve yanındaki komandolar onu 13. ve 14. koğuşların havalandırmasına ulaştırırlar. Burada da tutuklular  kendilerine reva görülen azap türünü sergilemeye hazırlanmışlardır. Gördüklerine tutuklu demeye bin şahit lazım. Karşısında iskelete dönüştürülmüş yaratıklar vardı sadece. İşte bu iskelet yaratıklar az sonra tüm hünerlerini ona göstereceklerdi….

“Öl!” dendi mi ölünecekti, “diril!” dendi mi dirileceklerdi!
Oyunun adı da “Öl-Diril” oyunu olacaktı. Yanındakiler gerçekten komando muydu yoksa zebani mi, onu bile karıştırmışken, zebani komando er Akın  komutunu verir:
“Yuvarlak halka olarak dizil!” Tutuklular havalandırma salonunda hemen halka oluştururlar. “Kısa boylu sen, ortaya geç!” Kısa boylu tutuklu halkanın ortasına gidip hazır ol vaziyette bekler.

“Öl! dediğimde dikilmiş bir kalas gibi dümdüz yere düşeceksin! Anlaşıldı mı yavşak!” Tutuklu yüksek bir sesle “Emredersin komutanım” diye bağırır. Akın:
“Öl!” Tutuklu ayakta can vermiş gibi bir kalas düzlüğünde yere  düşer. Akın:
“Diril”
Tutuklu hızla ayağa kalkarak hazır ol vaziyete geçer. “Öl-diril” oyunu tutuklu kalkamayıncaya kadar devam eder. Sonra sıra bir başka tutukluya gelir. Adem’i alıp götürürler.

 

-20-

Koridorların birinde yürütülmektedir Adem. Ve kulaklarına işkence feryatları ulaşmaktadır. Bazen askeri marşlar, bazen da acı yüklü çığlıklardır duydukları. Yalvarıp yakarmalar da bu çığlıklara ve askeri marş seslerine karışır. 15. ve 16. koğuşun kapısında hareketlenmeler görür.  Tutuklular tekme ve kalaslarla dövülüp koğuştan havalandırmaya çıkarılmaktadırlar.

kantarEn son da o alınır havalandırmaya. İçeri girince tutukluları anadan doğma çırılçıplak bulur. Hepsi bir deri bir kemik kalmıştır. Sıfıra vurulmuş kupkuru kafaları ve çukura düşmüş gözleri ile bir hayaleti andırmaktadırlar. Cehennemin bu tabakasındaki azabın ne olduğunu merak eder. Asker komutunu verir: “Yavşaklar! Tek sırayı gir!”

Çıplak tutuklular tek sıra halinde dizilirler. “Baştaki ibne sırtüstü yat!” En öndeki tutuklu hazır ol vaziyette sırt üstü yere  yatar. “İkinci ibne yatanı bacaklarının arasına al! Cinsel organını ve testislerini iki elle tut!” İkinci tutuklu denileni aynen yapar. “Yavşağı tart! Kaç kilo olduğunu bildir!” Arkadaşının testislerini ve cinsel organını elleri arasında tutan ve onu kaldıran tutuklu bağırarak:

” Tarttığım Mardin doğumlu Ali Kaya’dır. 50 kilo gelmiştir. Emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım” der. Tartan tartılanı yere bırakır. Bu sefer de tartılan tartanı tartmaya başlar! Kantar da, tartılan da insandı burada. Birinin ayakları yerde, diğerinin ise gövdesi havada. Ve daha onlarca kişi vardı sırada. O tanıktı. İnsanlar vardı, ama insanlık yoktu burada.

 

– 21 –

zindaniŞimdi girdiği koğuş tertemizdir. Tutukluların bakışları tedirgin, suratları bezgindir. Onu ve yanındaki zebanileri görünce üç sıra halinde dizildiler. Sırayla, “bir, iki üç….” diyerek otuz üçe kadar saydılar. Sayım bitince sessiz kalıp gelecek olan komutu beklediler. Koğuş gardiyanı Jilet  insanın içini ürperten bir ses tonuyla ” Çöp bidonunu koğuşun ortasına al!”  dedi. Bir tutuklu tuvalete koşarak elinde  bir çöp bidonuyla birlikte geri döner.

Suratının ortasında sanki cetvelle çizilerek kesilmiş ince ve uzun burnundan dolayı jilet lakabını alan gardiyan: “Çöpü yere dök!” deyince, sigara izmariti, çamur, süpürge döküntüleri, bez parçaları ve yara sargılarından oluşan pislik koğuşun ortasına saçılır. Jilet: “Rahat! Hazır ol!”

Kolları ve bacakları titrer tutukluların. Denileni yaparlar.. ” Bütün çöpler yenilecek! Son sayı üç!” diye bağırır Jilet.  İnanılmaz bir hızla çöpler ve çaputlar yutularak mideye indirilir. Jilet “üç!” dediğinde koğuş yalanarak temizlenmiştir bile. ….. Ve Adem dövülerek 17. koğuştan kovulur.

 

-22-

Adem tek başına 19. koğuşun havalandırma kısmındadır. Bugün cehennem sessiz. Koğuşlarda çıt yok. Zebaniler ise  ortalıkta görünmüyorlar….. Zaten itekleyerek onu havalandırma bölümüne atmışlardı. Kendileri içeri girmediler.

Belki de işkenceci başı “Yeni İcatları”nı aktarmak için onları çağırmıştı. “Şimdilik ortada yoksunuz, ama imanım gibi biliyorum ki Yüzbaşı Esat’tan öğreneceğiniz yeni yöntemleri gelip bütün koğuşlarda uygulamaya başlayacaksınız. Ortalığı cehenneme çevirecek, sessizliği vuracaksınız, “ dedi kendi kendine.

“Zulümden kurulu kalelerinize yeni burçlar ekleyeceksiniz! Korkularınızdan kurtulmak için korkutmaya çalışacaksınız” diye söylenirken demir kapı açılıyor.  Zebaniler kahkahalarla havalandırmaya giriyor. En öndeki Mevlüt Çavuş yeşil küçük bir kurbağayı bacağından  tutmuş sallıyor; yanındaki dört komando ise kurbağaya bakıp dudaklarını yalıyorlardı.

Mevlüt  Çavuş avazı çıktığı kadar bağırıyor: “Havalandırmaya hazırlan! Lan yavşaklar!” Anahtar şıkırtıları, demir kapının sesi duyuluyor. Tutuklular koşarcasına havalandırma sahasını dolduruyorlar. Uzun boylu şişman, kırmızı suratlı 19. Koğuşun gardiyanı Cellat, kıçında durmayan pantolonunu bir eliyle yukarıya çekerek tutukluların karşısına dikiliyor:

“Rahat! Hazır ol! Yat!”deyince, yatıyorlar.  “Sürün!” deyince sürünüyorlar. “Kalk!” deyince kalkıyorlar. “Hazır ol!” deyince, oluyor. Cellat’ın komutlarına harfiyen uyulur.  Ardından tutuklular duvar dibinde sıralanır. Bu arada Mevlüt Çavuş da havalandırma sahasının ortasına yürür. Bacağından tuttuğu  yeşil renkli küçük kurbağayı havaya kaldır ve bağırır: “Gördüğünüz bu kurbağa çiğnenmeden yutulacak” diyor. ” Daha bitmedi, bitmedi….. Yutulan bu kurbağa tekrar kusulacak!” diye ekliyor. ” Unutmayın bir şartım daha var!” ” Kurbağa midede bayılmayacak! Bayıltan domalacak!”

Canlı kurbağa sırayla teker teker tutuklulara yutturulur.   İki parmak boğaza sokularak tekrar kusturulur. Kurbağa bayılmışsa, bayıltan domaltılır, domaltılanların kıçı coplanır. Kurbağayı bayıltmayanlarsa domalmama zaferinin sevincini yaşar. Adem  yolculuğuna devam eder.

 

 

-23-

Mevlüt Çavuş ve ekibi Adem`in yüzünü bir koridorda duvara çevirip hazır ol vaziyete geçirdikten sonra kaybolurlar.  Adem koridorda birinin geldiğini ayak seslerinden anlar. Yaklaşmakta olan adamı göz ucuyla süzdüğünde; onun bir deli olduğunu fark eder. Delinin saçı sakalı birbirine karışmış. Üzerinde lacivert bir pantolon, aynı renkten askeri bir mont var. Deli kendi kendine bir şeyler mırıldanıp konuşuyor. Dünya umurunda değil, delinin.

kemaloDuvara nakşedilmiş Atatürk portresinin karşısına geçiyor Portrenin altında italik yazıyla yazılmış ” Ne mutlu Türküm diyene!” vecizesini sesli bir biçimde okuyor. Vecizeyi okuduktan sonra tekrardan Atatürk’e bakıyor.

Çı virreki lavo! Çı vırreki!”
“Min got “ez Tırkım” Qet şa nebum. Rezil û perişanbum”[2]

Ardından bir kahkaha daha atıyor. Atatürk’ün portresine bakıyor.

Tu çi bê dengi lavo! Wiha çawxar nenêre min! Ezê diya Evren’ê tenim ha!![3]

Bu ara Mevlüt Çavuş ve ekibinin ayak sesleri geliyor. Yan koridordan Adem`in dikili olduğu ana  koridora giriyorlar. Adem`e “yürü” diyor Akın. Yürüyorlar. Delinin yanından geçerken Mevlüt Çavuş deliye soruyor:
“Lan Salih! Ne yapıyorsun burada?”

Salih: “Atatürk’le dertleşiyoruz komutanım.”
Mevlüt Çavuş: kahkahalarla gülüyor. Adem, katillerin de gülebileceğini ilk defa görmenin  hayreti içinde kalıyor. Mevlüt Çavuş:
“Atatürk’le ne konuşuyordun Salih?”
Salih: “Mutlu olmadığımı söylüyordum, komutanım.”
Çavuş: “Peki o ne diyor?”
Salih: ” Dili tutulmuş! Konuşamıyor ki ……!”

 

-24-

Adem`i 20 ve 21. koğuşun havalandırmasına götürüyorlar. Deli Salih’in sözleri kulaklarında uğulduyor. Birkaç dakika sonra yüze yakın tutuklu havalandırma alanında hazır bulunduruluyor. Havalandırmaya gelenlerin tümünün belden yukarısı çıplak! Birazdan koğuşun gardiyanı dışarı çıkacak ve ne olacaksa işte o zaman olacak! Komandolar küfürler savurarak havalandırmaya giriyorlar. Sağa sola komutlar veriliyor.

gocatepe… ve  herkes “hazır olda” bekliyor. “Rahat!” diyor kısa boylu, sivri burunlu, bol elbiseli ve boynunda kırmızı lekeler bulunan gardiyan. Yüz tutuklu eğitimli askerlerden daha disiplinli bir biçimde rahata geçiyor.  ” Hazır ol!” deyince de aynı biçimde “hazır olda” duruyorlar. Uzun boylulara karşı duyduğu aşağılık kompleksi ile gözleri hazırolda sola yalpalanmış grubun en uzun boylusu bir tutukluya ilişir. Yanına gider “Domal lan yavşak!” der. Tekmelerle uzun boylu tutukluyu yere serdikten sonra “yerine geç!” der Dev.

Dev: “Komando marşına başla ve koş!” Yüz tutuklu hep bir ağızdan:
“Komandoyuz biz! Komandoyuz biz!” diye bağırır. Dev:
“Ses çıkmıyor lan ibneler! Kocatepe ol!”
Komutla birlikte tutuklular havalandırma sahasının ortasında  birbirlerinin üstüne binerler.  Dev, diğer komando erlerle birlikte coplarına davranıyorlar. Saniyeler içinde havalandırma sahasının ortasında  insanlardan bir tepecik oluşur. Yüzbaşı Esat zaten çoktan ismini  koymuştu bu insan tepeciğinin:

 

“KOCA TEPE!”

Komando asker: “Lan sen en üstteki yavşak! Ayağa kalk!” En üstte bulunan tutuklu ayağa kalkar. Dev tepenin üstünde dikilmiş duran tutukluya:  “Lan sen Atatürk’ün Kocatepe’deki pozisyonunu al!” Kalpaksız tutuklu gözlerinin üstünde eli ile uzaklara bakan Atatürk pozisyonunda arkadaşlarının üstünde ayakta beklerken ayaklarının altından çığlıklar yükseliyor. Nefesi kesilenler canhıraş feryat ediyor. Bağırabilenler şanslı! Nefes alamayanlar da bağıramıyor:

Dev: “Ayaktaki yavşak! İstiklal Marşını oku!” Tepedeki tutuklu da marşı okumaya başlar, marş “Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal” dizesiyle son bulur. Marş bitince “Kocatepe! Dağıl!” komutu gelir. Ölen ölmüştür. Kalan sağlar sizindir. Bayılanların üstüne soğuk su dökülerek ayıltılmaya çalışılır. Soğuk suyla ayılamayanlar ise falakayla ayıltılır. Falakayla da ayılamayanların burun uçları çakmakla yakılarak ayıltılmaya çalışılır.

Bu hengamede bizim Adem da payını almıştır! Ama o, diğerlerinden daha şanslıdır. Kendisine gösterilmesi gereken şeyler kalmıştır Ve onu dolaştırmaya çıkaranlar ayaklar altından alıp çıkarmıştır. Bu “iyiliklerine” karşılık o da nizami adımlarla yürüyerek alındığı yere varmıştır.

 

– 25 –

 

Adem, eni üç, boyu üç adım  olan bir hücrede dolanmaktadır. Yırtık askeri elbiselerle dolu bir döşeği ve bir de battaniyesi bulunmaktadır. Hücrenin ön cephesi demir parmaklıklarla örülmüştür. Arka tarafta ise dar yerde bir tuvalet vardır. Gece boyunca gözlerine uyku girmez. Gördüğü manzara ve çığlıklarla irkilerek uyanır.

Kendisine batan yatağında ha bire dönmektedir. Bir diş ağrısı tutmaya başlar. Bastırmaya çalışır ağrılarını; bastıramaz. Sonunda “Komutanım” diye bağırmaktan başka çare bulamaz. ” Ne var lan ibne!” diye bir ses duyar komutanım diye seslendiği taraftan. “Dişim çok ağrıyor” diye inler çocuk saflığıyla. Hücrenin kapısı açılır.  O gece Kambur ile Karabela nöbetçidir. Salona alınır. Bayılıncaya kadar dövülür. Bütün vücudu sancılar içinde kalan Adem diş sancısını da unutur. Derin bir uykuya dalar……!

Önceki sayfa 1 2 3 4 5 6Sonraki sayfa

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu