KitapRoman

Bu roman’dan sinama için bir senaryo mutlaka çıkarılmalıdır.

Hasan YILDIZ :  Kürdistan’ın sosyo-ekonomik bünyesinde olağan olan bir yaşamın, olağanüstü macerası: Dr. Said. Ne romanın kalın sayfaları, ne de tarihten ve topraktan aldığı tanıklığın yorgunluğu okuyucunun gözünü korkutmasın.  Bu tanıklığın doğurduğu dinamizmi yakaladıktan sonra kelimeler bir su gibi akıp gidiyor.

Roman, PKK yönetiminin gelişmiş kadrolarını nasıl yokettiğini, körelttiğini anlatan bir belgesel niteliğinde. Bu aynı zamanda, PKK dışında modern bir ulus hareketinin oluşmasındaki engelleri de kelimelerin gerisinde anlatıyor.

40 yılı aşan bir mücadele pratiğinde, kongre kararlarını uygulama adına, savaş alanında varını-yoğunu ortaya koyanların suçluluk psikolojisine uğratılarak yargılandığı, ama cephe gerisinde oturanların «kararnamelerle» örgütü nasıl olup ta yönetebildiklerinin ip uçlarını da ortaya koyuyor.

 Evet; 40 yılı aşan bu mücadelede Kürdistan dağlarında da bir Fidel’in, Che’nin, Giap’ın çıkması beklenirdi…

Bu isimlere lâyık adaylar yok  muydu? Onlarcası sayılabilir. Bunlardan biri de, gayri nizami harp taktiklerini savaştığı düşman kadar iyi bilenlerden olduğunu ispatlamış, komutanlık ruhunu yönettiği gerillara hissettiren Dr. Said’dir.

Ne var ki bu komutanların yarattığı irade ve savaş kapasitesi bir duvara çarpıyordu. Kürt siyasal yaşamına müdahale eden dış güçlerin oluşturduğu bu duvarı aşmak ne yazık ki mümkün olmuyordu. Halkını ve kadrolarını siyaseten esir alan bu güç, kendi içinde farklı bir düşüncenin, savaş stratejisinin gelişmesinin önünü kesti.

 Siyasi eğitimdem yoksun kadroların ellerine verilen silahlarla sıkılan kurşunların üzerinden hedef sapması yapmak bu ‘merkez’in ana politikası oluyordu. Dağlarda ve ovalarda süren mücadele içinde askeri olarak yetkinlik kazanıp, savaş stratejilerini siyasi kalıplara dökme aşamasında olanların sürekli olarak önlerinin kesilip, soruşturma adı altında geriye çekilmeleri bu nedenleydi.

Savaşan bir örgüt olarak, Filistinli siyasi hareketlerde var olan demokrasi kadar bile örgüt içi tartışmalara izin verilmedi. Despotizm ve disiplin birbiriyle karıştırılarak yaratılan kaba güç altında kalan siyasi eğitimi zayıf kadrolar, kolaylıkla kontrol altına alınıyordu.

Bu kadrolarla, terörden arındırılmış farklı bir modern ulus hareketi stratejisi izleyenler karşı karşıya getirilerek parti içindeki aydınlanmacı güçler tasfiye edildi. «Önderlik» çizgisi denen ve bugün asimetrik savaşın karşı cephesini tamamlayan strateji böylece tamamlanıyordu. Ve yaratılan kişi kültü altında yığın haline getirilen kadroların önünde elle tutulur ne bir strateji, ne de bir taktik kaldı.

Tarihte bazı dönüm noktaları vardır ki, eğer müdahale edilmez ise, tarihin seyri kurucuların eliyle tekerrürle devam eder. Dr. Said ve arkadaşlarının Öcalan’ın İmralı sürecindeki dönüşümüne tepki koymalarını anlamakla birlikte, «kardeş kavgası» endişesiyle Kandil’de konaklayan uydu yönetime karşı sadece siyasi olarak seslerini çıkartıp, savaşan bir örgüt olarak bu siyaseti askeri düzeyde tamamlayamamaları, tarihin neden ve nasıl tekerrür ettirildiğine örnek olarak siyasal tarihimizde bir yerlere not edilecektir.

PKK tarihinin bir diğer dönüm noktalarından olan IV. Kongre kararlarının bir tek kişi -Öcalan- tarafından «çöpe» atılmasına karşı gösterilen sessizlikle, Dr. Said ve arkadaşlarının izledikleri «kaygılı » siyaset, Kuzey Kürdistan’daki mücadelenin seyri açısından kırılma noktalarıydı.

Dr. Said’in kaçındığı kardeş kavgası bir dönem bizzat Öcalan ve şürekası tarafından en acımasız yöntemlerle IV. Kongre kararlarını savunanlara karşı yürütüldü. Bütün bunlar yaratılan sözde bir «önderliğin» yaşam hikayeleriyle uyutulan kadrolar eliyle yapıldı.

En çetin çarpışmalarda canıyla kanıyla olağanüstü yardımlaşma içinde gerçek bir yoldaşlığı ve kardeşliği yaşayan kadrolar, kimlerin lider olduğunu görüyorken, savaş içinde palazlanan bürokratik bir aygıtın eline teslim edilerek, soruşturmalara neden oluyor ve «hiç»leştiriliyorlardı. Roman bu haliyle, sıcak savaşın en önünde yürüyen aydınlanmacı komutanların, cephe gerisinde saklanmış sözde önderler tarafından nasıl dumura uğratıldıklarının, yollarının nasıl kesildiğinin de resmini bize veriyor… 

O kahramanlar ki, kar-kış, açlık, yokluk ve ateş altında sadece  savaşmayı öğrendiler ama örgütün dillendirdiği aşırı sloganların arkasında hangi stratejinin yattığını öğrenecek zamanları olmadı…

Siyaset bilimi yerine Öcalan’ın yaşamının hikayesi el kitapları oldu. Hiçbir hedefi tutturamayan önder geçinenlerin kendileri soruşturmaya uğratılacak iken, gerilla önderleri soruşturmalardan geçirilerek düşünmelerine, inisyatif geliştirmelerine fırsat verilmedi.

Düşünmeye başladıkları zaman ise artık çok geçti. Çünkü karşılarında adım adım, itinayla hayata geçirilmiş bir organizasyonun, uydu takımının varlığıyla karşı karşıya olduklarını anladılar. Bilgi ve birikimlerinin ne kadar kapsamlı olduğunu, Federal Kürdistan hükümet kuvvetlerinin yanında katıldıkları operasyonlarda gösterdiler.     

Günümüz dünyasında bu kahramanların öykülerini yazıyla, söylemle anlatmanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Görsel alanda milyonlara bu resmi tanıtmak gerekiyor. Nasıl olur bilemem… Ama bu roman’dan sinama için bir senaryo mutlaka çıkarılmalıdır.

                                                                                             

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu