Makalelerim

Anafartalarda patlayan bomba analizi

Selim Çürükkaya / Ankarada Anafartalarda bir bomba patladı, ölenler ve yaralananlar oldu.
Türkiye kamuoyu bu olaya adeta kilitlendi.
Genaraller, politıkacılar olay yerine koştu.
Gazete sayfalarından, Televizyon ekranlarından tehdit, katliam, işgal kokan demeçler patlatıldı.

 

 Savaş naraları atıldı.
Ben ise bir kaç günden beri dikkatle olayı izlemekte, değişik kesimlerin olayla ilgili açıklamalarını kaydetmekteydim.
Düşman kardeşlerin” yaptığı açıklamaların kökünün yalan olduğunu bilmekteyim.
Olayın neden niçin ve hangi amaçla yapıldığını bilen kişiler ise; dolaylı bir anlatımı yeğlediklerini görmekteyim.
Daha işin başında şunu kesinlikle söylemek istiyorum ki; Ankara Anafartalar’ da patlayan bombanın etkisi, altı  insanın öldürülmesi, yüz insanın yaralanması ile sınırlı bir olay değildir.

 

Ve bu olay kendi başına ele alınıp Türkiye’ de uzun bir süreden beri yaşanan gelişmelerden kopuk olarak değerlendirilemez.
Türkiye’ de artık tartışmasız olarak herkes kabul etmelidirki; iktidarın gerçek sahipleri askerlerdir.
 Ve bunun ötesinde görünür devleti  yöneten görünmez bir devlet vardır.
Bu görünür devleti yöneten görünmez devletin adı da ERGENEKON dur.

Bu örgüt son kırk yılda Türkiyde ceryan etmiş bütün karanlık ve bazı aydınlık olaylara damgasını vurmuştur.
Türkiyede „terör olayları” olarak tabir edilen çoğu olayın altında devleti yöneten bu çekirdeğin damgası vardır.
Bu çekirdek Abdullah Çatlı,  M Ali Ağca, daha sonraları Mahmut Yıldırım gibi bazı kişileri „teröre karşı kullanmak” gerekçesi ile kullanırken, bu kişiler eliyle meydana gelen terör eğlemlerinin sayısını hesaplamak bile imkansızdır.

Ve bu çekirdek günümüze kadar teröre karşı kimleri kullanmışsa bizzat onlar aracılığıyla terör yaratılmıştır.
„Kullanma” kelimesi üzerinde dikkatle durmak gerekiyor.
Bütün karanlık olayların sırları bu „kullanma” kelimesinde gizlidir.
Türkiye de iktidar olduğunu zaneden AKP  „Kullanma” kelimesinin içindeki sırları açıklamadığı için, bu konuda susmak zorunda bırakıldığı için iktidar olamadı veya iktidar olmak isterken iktidardan düştü.

Anafartalarda patlayan bombaya gelmeden, önemli bir kullanma olayına açıklık getirmek istiyorum.
Bildiğimiz gibi birleri çıktığı uzun bir seyahatten sonra, Türkiye’ ye döndüğünde, daha havadayken kameralar karşısında şu sözleri sarf etmişti:
„ Benimde annem Türktür, eğer devlet bana bir görev verilirse hizmet etmeye hazırım” demişti.
Bu hizmeti nasıl yerine getirdiğini daha sonra bir avukat görüşmesinde şöyle okuyacaktık: 

Derin devleti biz daha önce yanlış kavramıştık.
Bir çekirdeğin olduğu doğrudur, her şeyi bu  ayarlıyor.
Bu demokrasinin çekirdeğidir. Bunlar benim soruşturmamı yaptı.
Ben bütün Gerillaları Kuzey Irak’ a çekmek istiyordum. Bir yetkili buna itiraz etti, dediki ‚Sen dağları boşaltırsan, Şemdin Sakık, Dr. Süleyman çizgisi, TİKKO’ cular ve Ermeniler boşalan yerleri doldurur.
Bunun için Beşyüz kişi kadarını dağlarda tut.’ Ben söylediklerini başta pek anlayamadım, sonradan anlayınca hak verdim.”

 

 
“Kullanılan zattan” gelen bütün çatışma emirleri, Kürtlerin yurtseverlik duvarına çarparak tuzla buz oldu.
Bu durumun derin bilincine varan Ergenekon anti Amerikancılık ve anti Kürt bilincini veya düşmanlğını Türklere şırıngalamaya başladı, yarattığı bu düşmanlığın dalgaları üzerinde sörf yaparak iktidar kavgasına da el attı.
Kuzey Kürdistanda süren çatışmasız ortam Türkiyede tam olarak iktidar olmak isteyen AK Partinin işlerini kolaylaştırırken, iktidarın merdivenlerine tırmanmaya başlayan AKP’ nin takunya seslerinden rahatsız olan Ergenekon, ortamı bulanıklaştırmak için yeniden çatışma durumu yaratmaya karar verdi.

 
Yirmi yıldan beri süren çatışma ortamı kendine has bir ekonomi yaratmıştı. Bu ekonominin gerçek patronu Ergenekondu.
Karapara, rüşvet ihale, eroin ihracı üzerine kurulu bu ekonominin geliri yasal develetin gelirinin bir kaç katıydı.
Bu ekonomi çerçevesinde kurulan siyasi, sosyal, askeri yapılar kontrollü bir çatışma ortamı olmadan yaşayamayacaklarını biliyorlardı.
Bunun içinde 2004 yılının Mayıs  ve Haziran ayında „kullanılan” birinın ağzından şu emir verildi „arkadaşlara söyle savaşabiliyorlarsa savaşsınlar” bu emir, başka bir „kullanılan”tarafından  dağda yapılan Gerilla kongresine götürülerek „Savaş” kararına dönüştürüldü.

AK Parti hükümeti bu durumu biliyordu.
Ama sessiz kalmak zorundaydı.
Neden?
Çünkü devlet böyle buyuruyordu!
Türk basınından bir kaç yazar hariç devletin bu buyruğuna herkes  ve bütün kurumlar uydu.
Devlet, “terörü” durduruyorum bahanesiyle yine “terör” yaratıyordu.
Ve yarattığı terörörü tırmandıran Ergenekon’un kendisi iktidarın koltuğuna tam olarak yerleşmek istiyordu.

 
“Kullanılanların” yaptıkları eylemler yeterli olmayınca, devletin kendisi sağı solu bombalıyor, insanları öldürüyor, bu eylemleride „kullanılanların” üzerine atıyordu.
Bu pis bir oyundu ve kimse kalkıp bu oyunu bozamıyordu.
Nitekim Şemdinli’ de bir kitapçıya bomba atılırken, halkın failleri yaklamasıyla oyun nerdeyse açığa çığa çıkıyordu.
AK Parti Hükümetinin yetkilileri oyunu bozmak istediklerine dair bazı vaadlerde bulundular.
„Yakalananların ardında kim olursa olsun biz oraya kadar gideriz” dediler.
Katillerin izlerini takip ettiler, izler yakında Türkiyenin bir numaralı adamı koltuğuna oturacak ve Ergenekon’ un önemli bir üyesi olan  zamanın Karakuvvetleri komutanının kapsına kadar gidiyordu.

Hükümet ya hükümetliğini yapacaktı, yada hükmünü kaybedecekti, satırlarımı daha olayın olduğu günlerde kaleme aldığım makalede izah etmiştim.
Hükümettin hükmü yoktu, istihbaratın sorumlusunun ve savcısının başını yedi.
Emekliye ayırılması gereken Karakuvvetler komutanını Genelkurmay Başkanı koltuğuna taşıdı.
Böylece Ergenekon örgütü Türkiyedeki gidişatın tüm iplerini ele geçirmiş oldu.

 

 Silahlı çatışmalara biraz ara vermek gerekiyordu.
Öyle yapıldı.
Ama Kerkük referandumu, kurulacak bir Kürdistan’ ın ufukta görünmesi, Kendi Kürdistan sorunu, Avrupa birliğinde rejimin yapısına zarar veren hava ve iktidara yerleşmek isteyen AK Partinin Kemalizm rejimiyle kan uyuşmazlığı içinde olması, onları dahada kızdırıyordu. Bunun tek yolu vardı iktidara tam olarak yerleşmek için AK Partiyi iktidardan uzaklaştırmak.
Bu işi yapabilmeleri için Türkiye’de ve Kuzey Kürdistanda yeniden bombaların, mayınların veya roketlerin patlaması gerekiyordu.
Şemdinli olaylarından sonra iktidarını yitiren hükümetin, Cumhurbaşkanı seçimlerinde yürürlükteki anayasaya göre Cumhurbaşkanı seçecek yeterliliğe sahipken „Yaşaryasa” gereği Cumhurbaşkanı seçemedi ve genel milletvekili seçimi kararını almak zorunda kaldı.

 
Şimdi seçimde tek başına iktidar olmaması, Ağarlı, Baykallı bir kooalisyon için bombaların patlaması gerekiyor!
İşte Anafartalardaki bomba tam olarak bu aşamada patladı.
Bombayı patlatan kişinin adı “Güven Akkuş,” 1998 tarihinde Ergenekon’un mafya işlerini organize eden “Sedat Peker” şebekesine bağlı olarak çalışan polis bir kadın tarafından para karşılığı düzenlemiş sahte bir pasaportla yurt dışına çıkmış.
Aynı yıl üç ay Hollanda’ da bir “PKK kampında” siyasi eğitim görmüş, ardından Bremen Hafen da gençlik sorumlusu olarak görev yapmış.
Frankfurt ve Nürümberg’ de de  gençlik sorumlusu olarak çalışmış, 2000 yılının sonunda Avrupadan ayrılmıştır.

 
Ve geçenlerde  Anafartalarda canlı bomba olarak ortaya çıkmıştır.
Bomba patladıktan hemen sonra olay yerine giden Türk Kuvvet Komutanları Güney Kürdistan’ı hedefleyen açıklmalarını yapmışlardı.
Biz bu filimi daha önce Danıştay baskınında izlemiştik.
Bingöllü avukat, hakimleri kurşun yağmuruna tutarken „Ben Allahın askeriyim” dedikten bir kaç saat sonra olay yerine damlayan aynı kuvvet komutanları hükümeti hedefleyen açıklamaları yapmış, hükümet de onları işaret edince pisliklerini kendi aralarında gizlemişlerdi.

Ama aradan fazla zaman geçmeden Ergenekonun önemli üyesi “Genaral Veli küçük” ile katilin “arkadaşlığı” bir fotoğraf ile kanıtlanmıştı.
Anafartalarda bombayı patlatan, “Güven Akkuş” inançlı bir kişi olarak  o eylemi yapmış olabilir.
Çünkü o buna göre yetiştirilmiştir. Bu eylemi yapmak için onun çokça gerekçeleri zaten vardır.
O kelimenin gerçek anlamıyla cennet vaadiyle kandırılmış bir Hasan El sabah müridi gibidir.
Ama bu eylemleri organize eden, bu müritlerin bir türlü  fark edemediği Ergenekon patentli bir makanizmadır, çünkü Kullanıcılar kullanılanları kullanmak için bir makanizmaya mutlak ihtiyaç duyarlar.

Danıştay baskınını yapan Bingöllü avukat “Allahın askeri” kılığında hakimleri kurşunlarken “Veli küçük’ ün askeriydi.”
Veli Küçük Türk ordusunda Genarallik yapmış bir adamdı.
Şimdi de bütün dünya Türklerini birleştirme çalışmalarını emekli olarak yürütüyor.
Sedat Peker İstanbul’ da gece düzenlerken, Orta asyadaki Türkler gibi sahnede demir dövüyor, mehteran takımına:
„Tarihi çevir nal sesi kısrak sesi bunlar” la başlayan cenk marşlarını söylettiriyor.

Veli Küçük aynı  sahneye davet ediliyor.
Türklük sınırlar Ergenekona kadardır diy en Küçük, sahnede alkışlanıyor.
İşte bu Sedat Peker’ şebekesine bağlı olan bir polis hanım her ne oluyorsa ileride Anafartalar bombacısı olacak olan “Güven Akkuş” a para karşılığı sahte pasaport temin ediyor.
Pasportla ortalıktan kayıp olan Akkuş yıllar sonra bomba olup çarşıda patlıyor.

Genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt olayın hemen ardından diyorki “Bu tür eylemler daha devam edecek! “
Tabii baş organizatör bilmeyecekte biz mi bileceğiz.!
Bu eylemcileri kullanan bir makanizma konusuna tekrar dönersem, Kürt mücadelesinde legal alanı kontrol eden mekanizmanın başınına getirlenin en az anafartalardaki bomba kadar etkisi olan görüşlerine bir bakınız, o zaman Ergenekon’ un nelere muktedir olduğunu daha iyi görürsünüz. Legal alan için böyle bir makanizma kuran ve başına bu tipleri getirenlerin silahlı alanı başıboş bıraktığını zan ediyorsanız, çok safsınız.

Bu saflığınızın derin uykusundan uyanmanız için legal alanın başına atanan kişinin şu sözlerini lütfen dikkatle okuyun:
“Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek.
O bir mucizedir, ölümsüzdür.
Uluslaşmada temel direktir.
Türk halkının ortak bilincinde Sevr ve büyük kurtarıcı imgesi çok güçlü bir enerjiyle ortaya çıkmaya başladı….
Sevr korkularının objesi Kürtler olmamalıdır.
Komşu ülkede yaşananlar Türkiye’deki gerçeklikle örtüşmüyor.
Zaten başka bir boyuttan bakılırsa orası da Misak-ı Milli sınırlarındadır.
Bu işgalci bir yaklaşım değil, samimi ve gönüllü bir kucaklaşma olacaktır.
Burada Kemalist aydınlara büyük görevler düşüyor”

 

 

Selim Cürükkaya

 

Buyrun sahibinin sesi!
Hevler’de Kürtleri vuran bombaya mı yanasınız, Ankara’ da Türkleri vuran bombaya mı?
 Her ikiside alçakça planlar peşinde koşan bir şebekenin işidir.
Bu şebeke suçludur, suçu oranında dakorkusu büyüktür.
Bunun için durmayacaktır ve suçlarını gizlemek için suç işlemeye devam edecektir.
Ya kurulan oyun birileri tarafından açığa çıkarılıp bozulacak yada halklar birbirlerini boğazlama aşamasına gelecek, büyük bir savaş patlayacak ve canavar geberip gidecektir.
 Ergenekon, Kürt sorunu denilince  sadece Kuzey Kürtlerinin sorunu olarak değil, bir bütün olarak Ortadoğudaki Kürdistan sorunu olarak algılıyor.
Ve Gerilla’yı Güney Kürdistan’ a  yollayarak orada Kürt örgütlerini birbirlerine vurdurtarak, daha sonra arbulucu olarak girerek, belkide güney Kürdistan’ ında hakimi olmak istiyordu.
Hasapları tutmadı Amerika Irak’ ı işgal etti.
Kürtler Amerika ile itifak yaptı.
Türk devletinin planını anlayan Güney Kürtleri oyuna gelmeyerek Kürtler arası çatışmaları  sona erdirdiler.

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı