Makalelerim

Gerçeğe çağrı İsa ve Aysel Malkaç

Selim Çürükkaya / Aysel Malkaç’ın sağ olduğuna dair haberler,
önce internette, ardından Türk basını ve televizyonlarda yayınlandı.
Bu konuda pek çok yorumlar yapıldı, yapılmaya devam ediyor.
Kürt aydınları ve politikacıları, adeta şok olmuşlar ve Aysel’i suçluyorlar……
“Niye ölmemişsin?” demeye getiriyorlar.
Ben Aysel Malkaç’ın sağ olduğunu çok uzun bir süreden beri biliyordum. İnanıyorum ki; Aysel’i suçlayan Kürt Aydın ve politikacılarının çoğu da onun yaşadığını ve neden gizlendiğini biliyordu. Ama hiçbiri de Anderson’un hikayesindeki çocuk gibi “Anne bak kral çıplak!” diyecek kadar bir cesarete sahip olamadıklarından susuyorlardı.
Ben Aysel Malkaç ile ilgili yorum ve haberleri okuyunca, yıllar önce okuduğum Kazancakis’in ünlü romanı “Günaha son çağrı” daki bazı sahneleri hatırladım. Önce o sahneleri size aktarmak istiyorum.
Kazancakis’e göre İsa gerçekten çarmıha gerilmiyor. Rüya görüyor ve çarmıha gerilen bir insanın çekebileceği bütün acıları rüyasında çekiyor. Sonra kaçıp gizleniyor, bir köye yerleşiyor. Adını Lazarus olara değiştiriyor. İki kadınla evleniyor, marangozluk yapıyor.
Aradan yıllar geçiyor ve Lazarus’un kaldığı köye Paul (Pavlus) isimli bir propagandacı geliyor ve bir avluda Lazarus’la karşılaşıyorlar.
Paul, İsa‚ya: “Nasıralı İsa, duymuşsundur adını. Yusuf ile Meryem’in oğlu değildi. Tanrı’nın oğluydu. Yeryüzüne indi ve insanlığı kurtarmak için insan biçimine büründü. Kötü rahipler ve Farisiler o­nu yakaladılar, Pilatus’a götürdüler ve çarmıha gerdiler. Ama üçüncü gün mezarından kalktı ve göğe çıktı. Ölüm yenilmişti artık kardeşlerim, günahlar bağışlanmıştı, göklerin kapıları açılmıştı.
İsa: “Dirilen bu Nasıralı İsa’yı gördün mü? Kendi gözlerinle gördün mü? Neye benziyordu?”
Paul: “Yıldırıma! konuşan bir yıldırıma.”
İsa: “Yalancı”
Paul: “Havariler görmüştü o­nu. Çarmıha gerildikten sonra bir tavan arasına toplanmışlar, kapıları da kapatmışlar. Birden İsa gelmiş, Selam‚ demiş. Hepsi görüp gözleri kamaşmış, ama Tomas inanmamış. Parmağını yarasına sokmuş ve o­na yesin diye balık vermiş, o da yemiş.
İsa: “Yalancı”
Paul: “Bir insan değilmiş o­nu doğuran, annesi bakireyken karnına düşmüş. Cebrail aleyhisselam gökten inmiş. Selam Meryem demiş ve kèlam da tohum gibi rahmine düşmüş. Öyle doğmuş işte”.
İsa: “Yalancı! Yalancı! Nasıralı İsa benim, ben çarmıha gerilmedim ve dirilmedim. Ben Meryem ile Yusuf‘un oğluyum, Nasıralı marangozum. Ben Tanrı‘nın oğlu değilim, insanın oğluyum. Herkes gibi. Ne büyük küfürler ediyorsun! Ne büyük yalanlar! Sen bu yalanlarla mı dünyayı kurtarmaya kalktın düzenbaz herif?”
Paul: “Utanmaz, ağzını kapat, sus! Seni duyarlar da korkularından ölürler. Bu dünyanın pisliğinde, yoksulluğunda, çürümüşlüğünde çarmıha gerilen ve dirilen İsa, namuslu, hakkı yenmiş olan kimselerin biricik avuntusu oldu. Doğru yanlış ne fark eder! Dünya kurtulsun yeter!”
İsa: “Yalanla kurtulacağına hakikatle yok olması yeğdir dünyanın. Sus diyorum sana!”
Paul: “Hayır susmayacağım. Hakikati, aldatmayı umursamıyorum, o­nu görmüş olayım olmayayım, çarmıha gerilmiş olsun olmasın ne fark eder… Ben hakikati yaratıyorum. İnat, özlem ve inançtan yaratıyorum o­nu. Onu bulmak için çabaladığım yok. Ben kuruyorum o­nu. İnsandan daha yüksek kuruyorum o­nu, böylece insanı büyütüyorum. Dünya kurtulacaksa senin çarmıha gerilmen -işitiyor musun- gerekli, ille de gerekli, sen ister iste, ister isteme, ben seni çarmıha gereceğim. Dirilmen ille de gerekli ise senin için, ister iste, ister isteme, ben seni dirilteceğim. Sen istersen burada sefil köyünde otur, beşik, tekne ve çocuk yap. Bilmek istiyorsan, havaya senin biçimini zorla vereceğim. Vücudunu, dikenli  tacını, çivilerini ve kanı… Bütün bu işler kurtuluş mekanizmasının birer bölümü. Her şey gerekli. Yeryüzünün ta ucunda da sayısısız gökler yukarı bakıp seni havada çarmıha gerilmiş görecekler. Ağlayacaklar, gözyaşları da ruhlarını günahlarından arıtacak. Ama üçüncü günü seni mezardan kaldıracağım, çünkü dirilme olmadan kurtuluş olmaz. En korkunç düşman ölümdür. Ölümü yok edeceğim. Nasıl mı? Seni, İsa; Tanrı‘nın oğlu, Mesih olarak dirilterek”
İsa: “Doğru değil. Kalkıp bağırırım çarmıha gerilmedim diye, mezardan kalkmadım diye, Tanrı değilim diye! Ne diye gülüyorsun?
Paul: “Nasıl bağırırsan bağır. Senden korkum yok. Artık sana ihtiyacım bile yok. Hareket ettirmiş olduğun çark hızını aldı. Artık kim o­nu kontrol edebilir ki? Sen gerçeği bağırsan, sadık olan seni yakalar, kafir diye ateşe verip yakar!”
Bundan iki ay önce bir Grup Kürt entellektüeli, insan hakları kurumlarının temsilcileri ve bir politikacı İsveç‘in Başkenti Stockholm‘e gitmiş olsaydı ve piknik yapmak amacıyla bir parka uğrasalardı. Orada “Berfin” adını kullanan “Aysel Malkaç” la tanışsalardı, muhtemelen aralarında şöyle bir konuşma geçerdi:
İnsan Hakları savunucusu: “Adınızı öğrenebilir miyim?”
Aysel Malkaç: “Berfin”
Poltikacı: “Nerelisiniz?”
Aysel Malkaç: “Dersimliyim”
Entellektüel: “Aysel Malkaç‘da Dersimliydi. Bir haber izlemek için gazeteden ayrılmıştı. Bir daha haber alınamadı. Kontrgerilla tarfından kaçırıldı”
Aysel Malkaç: ” Doğru olamaz”
İnsan Hakları savunucusu:
 
“Onu İstanbulda işkencede görenler var, müthiş iskencelere maruz kalmış, falakaya yatırılmış, ayak derileri soyulmuş, çarmıha germişler çıplak olarak, elektrik vermişler vücuduna, ama başı dik direnmiş, yalvarmamış, boyun eğmemiş korkmamış.”
Aysel Malkaç: “Yalan!”
Politikacı: “Evet, evet doğru, vücudunu parça parça bölmüşler. Ve kimselere göstermeden gömmüşler.”
Aysel Malkaç: “Siz gördünüz mü işkencedeyken veya çarmıhtayken?”
Politikacı: “Görenler olmuş, Cahide Şener, Yahoda gibi o­nu ispiyonlamış. Bir de büyük direnişine şahit olanlar var. Ama biz o­nun ölmesini istemedik, belki fiziki olarak aramızdan ayrıldı. Ama o­nu yeniden dirilttik! Güzel bir kızdı, uzun saçları, yay gibi kaşları vardı. Genç bir gazeteciydi. Fotoğraflarını çoğalttık, ulaşabildiğimiz her yere astırdık. Mitingler düzenledik, o­nun uğruna açlık grevlerine yattık. Herkesin elinde Aysel’in fotoğrafları vardı, dillerinde Aysel’in adı. Çocukları kayıp olan binlerce ana, kocaları kayıp olan binlerce eş, oğlu kayıp olan binlerce baba, kardeşleri kaybolan binlerce bacı Aysel’ i bir sembol haline getirdi. O­nu kaybettiler vücudunu paramparça yaptılar ve gizliden gömdüler!”
Aysel Malkaç: “Yalan! Yalan! Benim Aysel Malkaç! Ben kaçırılmadım, kaçtım! Ben işkence görmedim, falakaya çekilmedim, Cahide Şener tarafından ispiyonlanmadım, çarmıha gerilmedim, vücudum parçalanmadı, poligona gömülmedim.!”
Politikacı: “Sus kapat çeneni, kimse duymasın! Türkiyenin pisliğinde, işkencelerinde, yoksulluğunda, faili meçhul cinayetlerinde çarmıha gerilen, vücudu parçalanan ve sonra gömülen binlerce insan vardı. Sen önderliğin yakın ilgisini gördün, o­ndan kalemin nasıl keskin kılıç yapıldığını öğrendin, bu nedenle seni sembol yaptık. Zaten her mücadele, bir sembole ihtiyaç duymuyor mu? Oda sana nasip oldu ve biz yarattık, yalan doğru artık fark etmez!”
Aysel Malkaç: “Ama yalan, ben yaşıyorum!”
İnsan Hakları savunucusu: “Peki bu güne kadar neden saklandın, neden yaşadığını açıklamadın? Neden ismini değiştirdin? Senin için kaç kişi işkence gördü, kaç kişi gözaltına alındı, kaç kişi aç kaldı, kaç kişi yerlerde süründürüldü biliyor musun?
Aysel Malkaç: “Neden kaçtığımı, neden sustuğumu size söylesem, siz de susarsınız! Şimdiye kadar söylediğim herkes sustu ve bana susmayı önerdi. Şu anda sizde sağ olduğumu öğrendiniz. Ve şoke olmuşsunuz. Acaba yaşadığımı ve neden dolayı sustuğumu, neden gizlendiğimi açıklarsam, beni dinleyecek yüreğiniz ve yüzünüz var mı? Devlet’in binlerce faili meçhullerinin yanında sizin cephenin de bir o kadar faili meçhulü var. Bunlar hakkında hep susmadınız mı? Susmak istemeyenleri susturmadınız mı? Susmak suçsa; bende suçluyum, sizde en az benim kadar suçlusunuz!
Politikacı: “Sus kapat çeneni, eğer senin yaşadığını öğrenirlerse, senin için yürüyenler, senin için ağlayanlar, senin için açlık grevlerine yatanlar seni ajan diye öldürürler! Ama konuşmak istersen   konuş hiç umurumda değildir.  Benim  çarkım dönüyor artık. Konuşursan öldürüldüğüne inananlar, seni ateşte yakar.
08.06.2004

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı