Makalelerim

Herkesin Bildiği Ama Kimselerin Söyleyemediği!

Selim Çürükkaya / Geçenlerde Bu Gün Gazetesine verdiğim röportajda, neden KCK davasından dolayı İmralı cezevinde yatan Abdullah Öcalan yargılanamıyor sorusunu sormuştum. Değişik çevreler bu sorumu farklı şekilde yarumladılar. Abdullah Öcalan’ı Kürt halkının temsilcisi olarak görenler ve onun Kürt halkının haklı davası uğruna cezaevinde yattığını düşünenler, benin sömürgeci bir devlete Öcalan’ı şikayet etmeme bir anlam vermedilerden ziyade, çok kötü bir anlam verdiler denilebilir.

 

 

Yine Öcalan’ı PKK nin Genel Başkanı ve dolayısı ile bir bölüm Kürdün temsilcisi olarak görenler, ama Kürtlere düşman olan çevreler de anlatmak istediklerimi anlamamazlıktan gelerek

 

Ben sorumu sorarken veya o konuyu gündeme getirirken, amacım hapiste yatan Öcalan’ı yeniden Türk devleti aracılığıyla cezalandırmak değildi. O soru ile, Öcalan’ın İmralı’ da devlet ile olan kirli ilşkisini deşifre etmek istedim.

 

İmralı’ da yapılan şey kirli bir ilişkidir. Çünkü Kürt halkına, onun davasına ve binlerce insana karşı kullanılan ve Kürt halkına zarar veren bir ilişkidir. İmralı’ da işlenen suçun asıl sorumlusu Öcalan değil, devletin bizzatihi kendisidir. Öcalan burada sadece kullanılan bir entsrümandır.

 

Bu komuyu açmak istiyorum, Şam’dan İmralı Cezaevine dönen Abdullah Öcalan, Türkiye devletine hizmet edeceğine dair söz verdi. Bunu kameralar karşısında bütün dünyanın duyacağı şekilde yaptı. Devlet, Öcalan’ı, yargılandığı mahkemede istediği biçimde konuşturdu. Kürt halkının haklı mücadelesini karalayan, devletin Kürt davasına  karşı verdiği mücadeleyi meşru gösteren bir tavır sergiledi. Bunun en somut örneği Kürtlere karşı savaşırken öldürülen Türk askerlerinin Öcalan tarafından şehit olarak ilan edilmesi ve onların ailelerinden özür dilenmesiydi. Şehitleri öldürenlerinde katil olduğu gerçeğini o cağrafyada yaşayan herkes bilir. Öcalan Kürtler için çok önemli olan şehitleri bu mertebeye düşürdü.

 

İmralı da devlet ile Öcalan’ın işlediği birinci suç buydu. İkinci suçu, avukat görüşmesinde kendisi itiraf etmişti:

 

Türk devletinin o zamanki Ergenekon kolu neden Gerillaları Güney Kürdistan’a çektirdi? Yine kendisi açıklamıştı: siz benim önümü açın, ben orada kendi adamlarımı KDP ve YNK güçleri ile savaştırırım demişti. Avukat görüşmelerini okuyanlar bu konuda çokça belgeyi bulabilirler. Nitekim 2002 Yılında İmralı’ dan avukatlar aracılığıyla götürülen bir talimatta güneyli güçlere karşı savaş açılması gerektiğini söylemiş, örgüt içi muhalefete rağmen Qandil’ de yapılan toplantıda savaş kararı alınmıştı.

 

Amerika’ nın İrak’a müdahalesi, Saddam yönetiminin devrilmesi sonucu, Kürtler arasında çıkacak olan savaş durdu. Ergenekon’un hevesi kursağında kaldı. İmralıda yapılan hesap Bağdat’ tan geri döndü.

 

Öcalan’a işletilen üçüncü suç, Ergenekon AKP iktidarına karşı darbe hazırlığı yapmaya başlayınca, İmralı’ dan gönderilen talimatlarla yeniden çatışmaların başlatılması ve orduyu işbaşına getirecek ortamın hazırlanmasına hizmet edilmesidir.

 

AKP iktidarı Ergenekon’u gerilettiği oranda İmralı üzerinde denetim sağladı ve bu kez onlar aynı kirli ilişkiyi sürdürdüler. Devletin sürdürdüğü AKP nin de onayladığı kirli ilşkinin en önemli yapısı KCK denilen Kürt tuzağının olşturulmasıdır. PKK de dahil çok sayıda legal ve illegal örgüt varken İmralı’da Türk Ordusunun karargahında KCK nin kurulması dikkat çekicidir. Türk devletinin amacı PKK ye bağlı bütün yapıları idare edecek, yönlendirecek bir çatı örgütü kurmaktı, böylece PKK ye sempati duyan bütün kitleyi denetim altına alıp yönlendirmekti. Bu örgütün Abdullah Öcalan tarafından İmralı da kurulduğu, Proğramının onun perspektifleri doğrultusunda yazıldığı, tüzüğünün yine onun istediği biçimde ve içerikte hazırlandığı, bu tüzükte Öcalan’ ın bu örgütün Genel Başkanı, ideolojik felsefi ve son karar mercii olduğu yazılmaktadır. 

 

Türk ordusunun karargahında bir

 

Adaya ulaşan avukatlar, adadaki bir binanın salonuna alınıyordu, avukatların sayısı kadar devlet görevlisi aynı salonda bulunuyordu, görevli avukatlar ile görevli görevliler karşılıklı masalarda oturuyordu, avukatların ve görevli görevlilerin kalem ve kağıtları devlet tarafından temin ediliyordu. Öcalan görevli avukatlar (avukatların bazıları MİT görevlisiydi) ile görevli görevlilerin orta yerinde oturuyordu, konuşmaya başlayınca, onun konuşmalarını hem avukatlar, hemde görevliler yazıyordu. Bu protokol dijital kameralar tarafından da kayıt altına alınıyordu. Görüşmelerden bir veya üç gün sonra Öcalan’ ın bu konuşmaları talimat halinde KCK ve Qandil’ e ulaştırılıyordu. Diğer taraftan bu protokol konuşmaları hem yazılı hemde görüntülü olarak devletin en önemli ve en hasas makamlarına iletiliyordu. Bu makamların içinde Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğinin de olduğunu hatırlatmakta yarar vardır.

 

Tabiki Öcalan KCK ve Qandil’i yalınızca Avukatlar aracılığı ile yönlendirmekle yetinmemiştir. Devlet Öcalan’a telefon temin etmiş, acil durumlarda Öcalan istediği kişilerle telefon aracılığıyla görüşmüş, yönlendirmeyi telefonla yapmıştır. Üçüncü bir kontak türü Milli İstihabarat Teşkilatının üst düzey sorumluları aracılığıyla sağlanmıştır. Basına sızan Oslo görüşmelerinin ses kayıtları Qandil ile Öcalan arasındaki yazışmaların MİT aracılığıyla yapıldığını kamuoyu öğrenmiş oldu.

 

Önce derin devlet, ardından AKP Öcalan’ a KCK yi kurdurdu ve yönlendirdi. KCK nin Proğramı demokratik özerkliği amaç ediniyordu. Demokratik özeklik fikri, 1982 yılında Avrupa Konseyine bağlı ülkelerin kabul edip imzaladıkları Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı. na dayanıyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1992 yılında Avrupa Konseyinin Özerklik şartıyla ilgili kabul ettiği ilkeleri, onaylamış, bazı maddelere şehr koymuştu. Devlet ve MİT, Meclisin kabul ettiği özerklik şartlarını Öcalan’ın uslubuyla KCK nin proğramı haline getirmişti.

 

MİT, KCK nin hasas kilit noktalarına adamlarını yerleştirdi. KCK adına Kuzey Kürdistan da organizasyon yaratıldı. Legal alanda çalışmalar yürüten, cazaevlerinden tahliye olan yurtsever, kararlı yüzlerce kişi bu örgüte katıldı. Burada özellikle vurgulamak istiyorum. KCK yi MİT kurdu derken yanlış anlaşılmasını istemiyorum. Bunu söylerken KCK ye katılan veya KCK operasyonlarında yakalanan herkes MİT in adamıdır demek istemiyorum. Tam tersine bu yapıya katılanların yüzde 98 i yurtseverdir, kararlıdır, Kürt halkının kurtuluşunu istiyenlerdir, dürüst insanlardır, mağdurlardır. Hiç birisi suçlu değildir. Suçlu olan onlara tuzak kuran, onları bu tuzaklarda öldürten, onları bu tuzaklarda tutuklatanlardır.

 

Biliyoruz ki; KCK ye karşı düzenlenen operasyonlarda binlerce Kürt yakalandı, hapisahanelere atıldı.

 

Savcılar iddianameleri henüz hazırlamadı. Ama görünen köy klavuz istemez. KCK davasında yakalananların neden yargılanacaklarını aşağı yukarı biliyoruz. KCK yi yönlendiren MİT, KCK operasyonlarını başlatmadan önce onlara Demokratik özerkliği ilan ettirdi. Aysel Tulug: Biz demokratik özerkliği ilan ediyoruz dedikten sonra Öcalan, Qandil e bizim demokratik özerkliğin silahlı savunma birlikleri ve mahkemeleri olacaktır açıklamasını yaptırmıştı. Bu açıklamanın yapılması ve göstermelik özerkliğin ilan ettirilmesi tamamen bir provakasyondur. Demokratik özerkliğin ilanı ile yeniden çatışmaların başlaması, bir tesadüfün mü, yoksa derin işlerinsonucu mu, ancak bilenler biliyor!

 

Sonuca geliyorum: KCK adına binlerce Kürt tutuklandı, yargılanmayı bekekliyor. Dava açılırsa bu insanlar:

 

Birde Öcalan’a avukatlık yapmış yaklaşık kırk Avukat tutuklanımıştır. Bunlar hakkında da dava açılırsa, muhtemelen Öcalan’ın emirlerini KCK ve Qandil’e götürmek, yani kuryelik yapmak ve illegal bölücü örgüt üyesi olmakla suçlanacaklardır.

Peki davaların böyle görülmesi mevcut hukuka uygun mu?

Savcıların elindeki KCK tüzüğüne göre örgütün önderi, en üst karar organı Abdullah Öcalan’ dır. Öcalan’a kuryelik yapan avukatı cezalandıran, ama Öcalan’ a dokunmayan bir kanunu nerede bulacaklar? Öcalan’ın kurduğu örgüte katılanı idamla yargılayan, ama KCK nin karar makanizmasına, Öcalan’a dokunmayan kanunu nasıl icad edecekler?

 

Öcalan’ a dokunsalar ne olacak? Öcalan yalınız başına birisi değilki! Hiç bir işi kendi başına yapmamış ki! O sadece devletin kendisinden yapmasını istediklerini yapmıştır. Talimatlarını devletin İmralıda hazırladığı protokollerde vermiştir. KCK yi devletin isteği sonucu ordunun karargahında kurmuştur. Örgütün kuruluş çalışmalarının yazılı ve görüntülü kayıtlarının tümü Milli Güvenlik Konseyi Genel Gekreterliğinin kasasında mevcuttur.

 

Son noktayı koyuyorum. Eğer tutuklanan binlerce Kürt yargılanacaksa, başta Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterleri, Başbakanlar, MİT sorumluları, iç işleri bakanları da bu davada yargılanmalıdır. Çünkü bu oyunun kurucuları onlardır. KCK denilen Kürt tuzağını onlar kurdular. Kürtlerin bir bölümünü onlar bu tuzağa düşürdüler.

 

Olayın bir boyutu böyledir. Ve bu çok vahim bir boyutudur. Diğer boyutuna göre Abdullah Öcalan Kürt halkının iradesidir. Öyle bir iradedir ki, Türk Genel Kurmayı ve AKP bu irade karşısında boyun eğmiştir, Öcalan Milli İstihbarat Teşkilatını da kullanarak kendi örgütünü içerden yönetmiştir. Devletle pazarlık yapıyor, pazarlığı kendisi ile sınırlı bırakmıyor, Oslo da örgüt ile devletin görüşmelerini sağlıyor. Devlet Kürtlerin haklarını vermeyince, silahlı mücadeleyi başlatıyor, bu mücadele sürerken tabi ölenler ve tutuklananlar olacaktır. Koskoca örgüte MİT ten bazı kişilerin sızmasıda doğaldır. Eninde sonunda AKP hükümeti Öcalan’ın iradesine boyun eğecek ve Öcalan galip gelecektir. Olaya böyle bakan çok sayıda Kürt vardır.

 

Üçüncü bir taraf daha  vardır: Bunların bir kısım eski solcu, diğerleri Taraf gazetesindeki bazı yazarlardır. Bunlara göre ise, Öcalan Mendella gibi bir adamdır. En azından aralarındaki benzerlik ikisinin de bir adada tutklu kalmış olmaları olsada, Öcalan da devletle barış görüşmeleri yapıyor. Aslında bu görüşmeler çok iyidir, kesilmesi yanlıştır, bir an önce tekrar başlamasında yarar vardır derler. Bunlar olan biten her şeyi biliyorlar, ama bilinçli olarak HZ. Adem ile HZ. Hevva’ ın haya yerleni kapatan incir yaprağı olmayı yeğliyorlar.

 

Bilmem, anlatamadıklarımı anlatabildim mi?

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı