Makalelerim

Kedi ile fare oyunu

Selim Çürükkaya / AKP iktidarı anayasanın 26 maddesini değiştirmek istediğine dair açıklamayı yapınca, ardından değiştirilmek istenen maddeleri Meclisin gündemine getirince, dananın kuyruğu kopmuş ve dana camcı dükanına girmiş, ortalık darmadağın olmuştu.

MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli, hükümeti vatana ihanet ile suçlamış, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal kılıcını çekerek hükümetin üzerine yürümüş, Öcalan en azından Baykal ve Bahçeli kadar anayasa değişikliğine karşı çıkmıştı.
Herbirinin çıkış nedenleri hernekadar farklı olsada, ortak paydaları anayasa değişikiğini „meclisten geçirmemek” olmuştu.

Bu üçlüye yüksek yargı, ordu, kemalist bürokrasi, BDP de hızlı destek vermişti. Bu statükocu cephenin bütün çabalarına rağmen bir madde hariç, değiştirilmek istenen anayasanın  25 maddesi jet hızıyla meclisten geçmişti.

Değiştirilmek istenen anayasa maddelerine referandum yolu görününce, dananın kuyruğu ikinci defa  kopmuştu. Bu kez  çok önemi iki gelişme oldu. Birincisi, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ ın bir sex bombası sıkandalıyla siyaset sahahnesinin dışına atılması, İkincisi, İmralı daki Öcalan’ın: „Ben aradan çekiliyorum” diyerek, silahlı çatışmaların yeniden başlatılmasıdır.

Bu iki olayın bir tasadüf olarak aynı döneme denk gelmesini düşünmek, safdilliktir. Muhtemelen Deniz Baykal’ın götürülüşüyle, Öcalan’ın çatışma sinyali vermesi arasında bir ilişki vardır ve bu iki ayrı olay, bir stratejinin ürünü gibi görünüyor.

 Deniz Baykal’ ı siyaset sahnesinin dışına atanlar ile, yerine Kılıçdaroğlu’nu getirenler aynı odaklardır. Darbe yoluyla iktidarı ele geçiremeyenler, bu kez CHP yi dızayn ederek, küsüp giden alevileri yeniden kazanarak, CHP yi terk eden solcuları yine aynı çatı altında toplayarak, CHP yi MHP nin soluna kıvırarak taze kan vermeye çalıştılar.

Öcalan’ a çatışma sinyali verdirtenlerin amacı, referandumdan önce bir kaos ortamı yaratmak, batıya asker cenazeleri göndertip, MHP yi sokaklara döktürmek, bu cenazelerle Türk ırkçılarının adrenalinini yükselterek, mantıksız hale getirip harekete geçirerek MHP nin oy oranını yükseltmek, yine  çatışmalardaki gerilla cenazeleri ile BDP nin oylarını artırmak gayesi ile Kürtler ile AKP düşmanlığını derinleştirmek ve tüm bunların sonucu olarak referandumda „hayır” oylarının zaferiyle AKP hükümetini erken bir seçime zorlamak, bu seçimden sonra MHP ile CHP koalisyonunu iktidar yaparak, askeri darbe yoluyla ele geçiremedikleri iktidarı, siyasi yoldan ele geçirmekti.

Ama olmadı, generallerin gizli toplantılarda çizdikleri stratejiler hayata uygulanamadı. AKP seçimden zaferle çıktı. Askerlerin, yüksek yargının defterini dürdü. Böylece referandum öncesi çizilen strateji muhtemelen imha edilerek çöp kutusuna atıldı.

Ve referandumdan hemen sonra İmralı’dan gelen yeni bir emirle silahlı mücadele hemencecik bir günde durdu. Türk basınının yalanlarına göre  Öcalan’ la müzakerler yapılıyordu. Artık silahlı mücadele ebedi olarak duracaktı, gerilla güçleri sınır dışına çekilecekti.

Gerçekten çatışmalar durdu. Devleten bir heyetin Öcalan ile görüştüğü de doğruydu. Ama görüşmelerde nelerin konuşulduğunu kimseler bilmiyordu. Bu gün Türk basınında yayınlanan bir haberde şöyle deniliyordu:

„Devletin, İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile sürdürdüğü görüşmelerin durduğu öğrenildi. Görüşmelerin Öcalan’ın “tasfiye mi çözüm mü” sorusuna net yanıt alamaması nedeniyle tıkandığı ve “devlet” adına görüşme yapan heyetin Ekim ayının ilk günlerinden sonra İmralı’ya gitmediği belirtiliyor. Yeni ziyaretin ne zaman yapılacağı henüz belli değil.”

Kürtlerin resmen varlığını tanımak istemeyen, Kürtlere anadilleriyle eğitim yapma hakkını bile tanımayan Türk devleti, kedi ile fare gibi „Kürt temsilcileri” ile oynamaya devam ediyor. Daha doğrusu ortalıkta Kürtleri temsil edecek bir „taraf ve kurum” olmadığı için, bir ulusun geleceği, kaderi kayıtsız koşulsuz Türk devletinin elinde olan Öcalana’ a havale edildiğinden, sorunun çözümüne ilişkin hiç bir gelişmenin olmayacağı ortada olmasına rağmen, bu „kedi fare oyunu” bize seyretirilerek zaman harcanıyor.

Aynı Türk basını bu günkü haberinde bu kedi ile fare oyununu şu satırlarla anlatıyor:

Öcalan ile 20 Eylül öncesi ve sonrasında yapılan görüşmelere devlet yetkililerin sivil olarak katıldıkları, görüşmeye katılan devlet yetkililerinin birbirlerine “isimleri” ile hitap etmedikleri ve “sıfat” kullanmadıkları da kaydedildi. Öcalan’ın görüşmelerde kendilerini biz “devletiz” diye tanıtan katılımcıların kim olduklarını öğrenemediği öğrenildi.”

Öcalan, bir avukat görüşmesinde „Şimdiye kadar benimle görüşmeye  askerler geliyorlardı, onlar bilgi almak amacıyla gelirlerdi, ben ise müzakereye çevirmeye çalışıyordum” demişti. Anlaşılan 10 yıl sonra  bu kez sivil giysili kişiler, görüşmeye gitmişlerdi, ama askerler veya polisler sivil elbiseler mi giyip gitmişti, yoksa gidenler gerçekten sivil miydiler orası bile daha açık değildir. Fakat şurası kesindir ki, Öcalan gidenlerden hiç birinin „adını” ve „sıfatını” bilmiyor!. Bildiği tek şey var „devlet”in kendisiyle görüştüğüdür. Ortada ne bir tutunak, ne bir söz, ne bir anlaşma vardır. Yine gazetelere sızdığı kadarıyla görüşmenin asıl amacı ve içeriği şöyle imiş:

„İmralı’daki görüşmelerde zaman zaman “gerilla” mantığı ve Kürterin dağa çıkış nedenlerini anlamaya yönelik derin Türkiye sohbetleri de yapıldı. Devlet yetkilileri görüşmeye başlamadan önce “Bir şeye ihtiyacın var mı? Sağlığın iyi mi?” diye sorular da yöneltti. Görüşmeler kimi zaman gün boyu sürdüğü ve “karşılıklı güven” esasına dayandığına işaret
edildi.”
Alah bize yardımcı olsun!
Alıntıların kaynağı:http://www.internethaber.com/ocalanla-gorusmeler-neden-durdu-302156h.htm?interstitial=true

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı