Makalelerim

Suçluluk korkusu

Selim Çürükkaya / Türkiye Cumhuriyetinin en derin, en güncel, en tarihi, en korkutucu korkusu bölünme korkusudur.
Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu üç kıtanın üzerinde kurulmuştu. Ve onlarca halkı zorla eğemenliği altına almıştı. Kapitalizm milli duyguları geliştirince; halklar milletleşti ve   zorla gerçekleşen birliğe karşı zorla  ayrılmaya başladılar.
Kendi yaptığı fetihleri, işgalleri, yayılmayı sömürgeciliği, – buna hangi ismi veririrseniz verin fark etmez- haklı olarak gören imparatorluk, ayrılmak isteyen milletleri düşman olarak kabul etmiş, bununla yetinmemiş, onları „bölücü” ve „dış güçlerin maşası” olarak değerlendirmiştir.
Tabiki „bölücü” ve „dış güçlerin maşası” olarak damgalanmanın  cezası katledilmekti.

Osmanlı,  yüz yıllar süren birlik beraberlik nutuklarıyla, ayrılmak isteyen halkları „bölücü” ve „maşa” olarak değerlendirip katl ederek „bölündü”. Önce Balkanları yitirdi, ardından Afrika’yı, ve Anadoluya sıkıştı. Korkusunun sonucu olarak yıkılıp tarihe karıştı.

Onun mirası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Kürdistanı ve Ermenisiz Ermenistanı devralmıştı, birde “bölünme korkusunu”.  Ayrılmak isteyenleri „bölücü” ve „dış güçlerin maşası” olarak suçlama söylemini.
Şimdi anladınız değil mi bu bölünme korkusunun nedenini?
Mesela Almanların bölünme korkusu neden yoktur?
Veya İtalyalıların?
Veya Yunanlıların?
Türklerin bölünme korkusu neden vardır?
Çünkü onlar haksız olarak başka halkların topraklarını gasp etmişler, o halkları ya toptan katl etmişler, yada onları kendi toprakları üzerinde esir düşürmüşler.

Ve bu halklardan biri olan Kürtler, bu tarihi haksızlığı kabul etmek istemediğini refleksleriyler belli etmiştir.
Türklerin tarihi korkuları hemen depreşmiş, kürtler „bölücü” ve „maşa” olarak damgalanmıştır.
Tarihte Osmanlı’nın Ermeniler’ e yaptığının bir benzerini, hatta aynısını Türkiye Cumhuriyeti şu anda Kürtlere yapmaya çalışıyor.
Ermeniler neden katl edilmişti?
Türk tarih kitapları satır aralarında bize şunu anlatıyorlardı: Osmanlı imparatorluğu Ruslarla harp halindeydi, Ermeniler Rus yanlısı bir politika  izledikleri için „tehcir” edildiler.
Şimdi Güney Kürdistan’da bir Kürt devleti kurulmuş ve Türkiye Cumhuriyetinin yetkililerine göre, orada kurulan devlet, Türkiye’ nin esir  Kürtlerine cesaret ve ilham veriyor. Buna karşı ürettikleri çare;
Gelsin Kürtlerin „tehciri”, gelsin katliam, gelsin sıkıyönetimler , gelsin olağanüstü haller!
Katliam için gerekçe çok!
Olmadıysa yaratırlar!

Geçenlerde Ankara’da Anafartalar’ da çarşının ortasında bir bomba patladı. Türk basınının yazdıklarına bakılırsa patlamadan hemen sonra olay yerine gelen Türk polisi üç kamyon dolusu bulguyu  kamyonlara yükleyerek tahlil ettirmeye götürmüş! On sekiz saat içinde Dışişleri Bakanının  insiyatifinde yapılan toplantıdan sonra, canlı bombanın “Güven Akkuş” olduğu açıklanmış.

Brav Türk polisine! Onsekiz saat içinde üç kamyonluk bulguyu topluyor, kamyonlara yüklüyor, gerekli yerlere götürüyor, her şeyi en ince ayrıntılarına kadar tahlil ediyor, bulguların içinde bir parmak, bir de bacak dikkat çekiyor, bunlar üzerinde DNA testleri yapılıyor, canlı bombanın “Güven Akkuş” olduğu hemencecik belli oluyor. İşin ilginç tarafı, böyle bir habere kamuoyu hemencecik inanıyor!

Kamuoyudur ya! Onu çok iyi bilen Kuvvet Komutanları hemen olay yerine koşuyor, burada verdikleri demeçlerle hedefleri hemen belirliyor.
Olayın failleri olarak nitelenenler, gecikmeksizin bir açıklama yapıyorlar: „katliamın kendileriyle bir ilişkisinin olmadığını ve katliamı yapanları kınadıklarını” söylüyorlar. “Güven Akkuş’“un fotosu basına yansıyınca, onu tanıyanlar çoğalıyor, bir aralar Avrupa’da kaldığı, daha sonra Gerillaya katıldığı anlaşılıyor.

Bunun üzerine olayların faili olarak kuşkulanılanlardan yeni bir açıklama geliyor .” Hedef Genel kurmay başkanlığı idi, bomba yanlış yerde patladı” deniliyordu. Aradan bir kaç gün geçince ve bomba gibi başka bir açıklama basına yansıyordu. Polis olayda kullanılan bombanın türünü açıklıyor, bombayla ilgili türk basınında çıkan aşağıdaki haber dikkat çekiyordu:

“TBMM Uğur Mumcu Araştırma Komisyonu Raporu’nda, RDX ile yapılan eylemlerin hiçbirinin failinin yakalanamadığı belirtilerek, bu bomba tipinin istihbarat örgütlerince kullanıldığı vurgulanıyor. Raporda geçen ilgili bölüm şöyle:
‘Ankara DGM’nin 08/09/1993 tarih ve 1993/415 sayılı yazılarında savcı Ülkü Coşkun imzası ile ‚izah edildiği üzere RDX patlayıcı ile meydana gelen olaylar hakkındaki soruşturmalar Cumhuriyet Savcılığımızca sürdürülmekte ve bugüne kadar bu olayların adli açıdan aydınlanması hangi örgütlerin bu eylemleri ifa ettiği, olay fail ya da faillerinin kimler olduğu ve kimliklerinin tespit edilemediği, yakalanamadıklarının görüldüğü ve hadiselerin değerlendirilmesi sırasında RDX plastik patlayıcı ile yapılan eylemlerin profesyonel eylemler olduğu ve gizli servis faaliyetleri kapsamında bulunabileceği savcılığımızca müşahede edilmesi sebebi ile bu kapsamda araştırma ve soruşturmalar yapılıp savcılığımıza bildirilmesi’ içerikli yazı ile Milli İstihbarat Müsteşarlığından bu konuda yardım istemesi bu tür olayların profesyonel ve faillerinin yakalanması güç olan olaylar olduğunu göstermektedir. RDX-A veya RDX-C4 patlayıcısı ile Türkiye’de meydana gelen tüm eylemlerin failleri yakalanamamış ve yargılanamamıştı.’

 

Birincisi ve sonuncusunun vukuu bulduğu yerlere kuvet komutanları gitti. Birincisinde hükümeti hedef gösterdiler, ikincisinde Güney Kürdistan’ı….
Danıştay baskınının faili olay yerinde “Allahın askeriyim” diye bağırdı, sonra Genaral “Veli Küçük’ün arkadaşı” çıktı. Hırant Diknk’i katl eden bir çocuktu, ama ardında devletin kocaman gölgesi göründü.

“Güven Akkuş” bir solcu olarak “hapis yatıp tahliye olmuş,” Kürt mücadelesine sempati duymuş, Avrupa ve dağda kalmış, Akkuş’ un sempati duyduğu örgütün başı Türk Genel Kurmay Başkanının “komanda”sı konumdadır ve  belki Güven Akkuş kimliği meçhul bir “komanda” tarafından çarşının ortasında patlatılmıştır.

Türk milletinin  tarihi korkusu yine harkete geçmiştir. Hakkari’ nin dağı taşı Askerle doldurulmuştur, Günydeki Kürt devletinin varlığını Kabul etmeyenler, oraya saldırmak için iç kamuoyunu hazırlamış durumdalar, sıra Avrupa ve Amerika kamuoyunu ikna etmeye gelmiştir.

12 Eylül öncesi Askeri bir cuntanın gerekliliğine iç kamuoyunu ikna etmek içi binlerce insanı öldürdüler, Avrupa kamuyunu ikna etmek için Papa Johanes Paul’u vurmakla yetindiler. Şimdide Güney Kürdistan’a saldırmak için Ege’de Avrupalı bir gurup turisti bomlamakla işi hal ederler!

Korkaktırlar ya, korkularından dolayı bir yerlere saldırmak zorundadırlar. Esasında bu korku psikolojisi ile yetişen kişiler, askerler, siviller, milletler, halklar, ne derseniz deyin fark etmiyor, çakal gibidirler, korktukça birbirlerine sarılır, birbirlerine sarıldıkça korkak olurlar, korktukça saldırganlaşırlar.

 

 

Selim Cürükkaya

Bu açıklamayla ortalık tam arap saçına dönüyor, at izi ile it izi bir birine karışıyor, muğlak bir ortam, muğlak bir olay ve hep yanlış(!)yerlerde patlayan bombalar!…
Geçen yıl Van çarşısında patlayan canlı bomba için de aynı şey söylenmişti!
Ve daha onlarca yanlış yerde patlayan bomba öyküsü biliriz!
Zan edersem canlı bombalar iki biçimde patlıyor!
Birincisi kendini canlı bomba yapan kişi bir düğmeye basarak bombayı patlatıyor.
İkincisi canlı bombayı uzaktan komandayla yöneten biri, canlı bombanın bombasına telefon ederek patlatıyor.
Korkarım ki önemli hedeflere gönderilen inançlı canlı bombalar, bu hedeflerden çok uzak halkın içinde telefonlarla patlatılıyorlar.
Legal partinin Genel Başkanı Ahmet Türk’ ün komandası olurda canlı bomba kendi başına bırakılır mı?
Ankarada ki son patlama ile Danıştay baskını ve Hırant Dink olayı arasınadaki benzerlikler dikkatlerden kaçmamalıdır. Üçününde failleri 24 saaten daha kısabir zaman süresi içinde bulundu.

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı