Portreler

Kimliğini yere düşüren adam ve kitabı

18 yıl boyunca girdiği bütün savaş ve çatışmalarda başarılı oldu. Che Guevera onun yanında komutan bile sayılmazdı. Fakat son sınavda sınıfta kaldı. Kahramanlık kimliğini yere düşürdü. O kimliği tekrar yerden alıp almayacağı da belli değil. Hayatı Shakespeare'in trajedilerinin tümünün toplamı kadar karmaşık, acıklı ve girift!

Selim Çürükkaya /  Şemdin Sakık’ın yazdığı kitabı iki gün içinde hiç durmaksızın okuyarak bitirdim.
Tamı-tamına bir gün bu kitap üzerinde düşündüm.
Bazen kendimi Öcalan’ın,
bazen de Şemdin’in yerine koyarak değerlendirmeler yaptım……

Bugün tekrar göz gezdirdim, önemli bulduğum bölümlerin altını kalemle çizdim.

Ve elimi vicdanımın üzerine koyarak, kitapla ilgili bir değerlendirme yapmaya karar verdim.

Kitabin Adı: „APO”

Yazarı: Şemdin SAKIK

Yayınevi: ŞARK YAYINLARI

Adres: sarkyayinlari@hotmail.comBu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Şemdin Sakık’la bu güne kadar yüzyüze gelmiş değilim.

Onu, gıyabında tanırım.

18 yıl boyunca girdiği bütün savaş ve çatışmalarda başarılı oldu. Che Guevera onun yanında komutan bile sayılmazdı. Fakat son sınavda sınıfta kaldı. Kahramanlık kimliğini yere düşürdü. O kimliği tekrar yerden alıp almayacağı da belli değil. Hayatı Shakespeare’in trajedilerinin tümünün toplamı kadar karmaşık, acıklı ve girift!

1993 yılının yaz aylarında Bar Elias da Apo’nun zindanında gözaltındayken, Şemdin‘ nin kaleme aldığı, ama yayınlanmamış bir kitap taslağı elime geçti.

Kitabı okuyup bitirince, çarpıldım!

Gerillayı anlatıyordu Şemdin!

Gerilla için gece ve gündüz.

Gerilla için düz ve dağ,

Gerilla için yaz ve kış,

Gerilla için iniş ve yokuş vs. Akla gelebilecek bütün zıtlıklar izah edilmişti.

Kitabı bitirdiğimde, ilk yorumum:

“Bu adam Giap gibi bir adam” oldu.

Öcalan’ın evinde kalan birisi: “Boşver, tehlikeli biri, kendini önderlik yerine koyuyor” dediğinde, ben Şemdin‘in “suyunun” ısındığını anlamış ve bir ay sonra (1993 Ağustos) kaleme aldığım “Aponun Ayetleri” adlı kitabımda bu konuyu anlatmıştım.

Almanya‘ya ulaştıktan sonra Şemdin‘in tasfiye planını adım adım izliyordum. Nihayet Duisburgda otururken sabahın erken saatlerinde TRT-INT’den basın özetlerini izlerken, Şemdin Sakık‘ın KDP’ye sığındığını öğrendim.
Aynı gün öyle saatlerinde Kurmanci dilini iyi konuşan Eşim, Bonnda oturan KDP temsilcisi Dilşad Berzani´yi telefonla arayarak, Şemdin Sakık´ın telefon numarasını istedi.
Aradan henüz bir saat geçmeden Dilşad Şemdin‘ìn telefon numarasını verdi.

Kendisiyle görüştüm.

İlk öneri olarak: “Avrupaya çıkacaksan sana yardımcı olayım” dedim.

Gerekçem de şuydu:

“Senin için orası tuzaklarla dolu”

Beni ikna eden şu cümleyi söyledi:

“En kısa zamanda burada bir grup oluşturup Diyarbakır dağlarına ulaşırsam ve bir yıl dağları tutarsam, kimse Apo’nun yanında kalmaz”

Benden iki isteği oldu: “BBC ile ilişkimi sağla, tanınan bir basın ekibini buraya yolla!”

“Kamuoyuna yapacağın bir açıklamayı hemen kaleme al bana yolla” dedim.

BBC ile ilişkişini kurdum.

“Der Spiegel” dergisinden bir ekip kendisiyle ropörtaj yapmak için hazırlanıyordu.

Şemdin tutuklanıp D.Bakır‘a götürüldü.

Son yazdığı kitap elime geçene kadar, hakkında sağlıklı bilgi yoktu. Binbir söylenti ortalıkta dolaşıyordu.

Kitabını okuyup bitirince herşeyi öğrenmiş oldum.

İki cümle ile özetlememi isterseniz:

Şemdin‘in Öcalan hakkında yazdığı her şey doğrudur.
TC ve Mustafa Kemal hakkında söylediği her şey yanlıştır.
Kitaba göre Kürdistan sorunu diye bir sorun yoktur. Doğu ve Güneydoğu Anadolu geri kalmıştır. Ağalık ve aşiret sistemi vardır. Cehalet ve yoksulluk egemendir. Apo gibi geri, ilkel, vahşi, obur, gözüaç, üçkağıtçı biri ortaya çıkmış, kendi çıkarı, menfaati için sözde “Kürt sorunu” diye bir sorun çıkarmış, bu yüzden pişmiş tavuğun başına gelenlerden beteri bizim başımıza gelmiştir!

İnsaf yani, bu yalana karşı 18 yıl bizzat savaştın ve sonunda bu yalanı sen de mi tekrarlamak zorunda kaldın?
Şemdin‘e göre Öcalan daha Ankaradayken devletle karanlık ilişkileri varmış! Eğer bu felaketi Öcalan aracılığıyla TC başımıza getirmişse, TC’nin hiç mi suçu yok? Yani yaşadıklarımızın, çektiklerimizin tek suçlusu Öcalan mı? Nasrettin Hoca‘nın eşeğini çalan hırsız fıkrası gibi, yani hırsızın hiç mi kabahati yok?

apo-von-semdin-sakik-kitapŞemdin‘in kitabında “Doğu ve Güneydoğudaki” Türk polisi ve askeri “güvenlik güçleri” kendisi ve askerleri ise “haramî” imiş!

On binlerce silahsız Kürdü öldürdüler, en az bir milyon Kürdü tutuklayıp işkenceden geçirdiler. 2700 köyü boşalttılar, dört milyon kürdü sürgüne zorladılar, bütün oramanları yaktılar. Bütün bunları “güvenlik güçleri” yaptı. Şemdin ve askerlerinin yaptıklarına Şemdin‘in kendisi “haramîlik” diyorsa, Türk devletinin yaptıklarına da bir isim bulması lazım değil mi!

Lakin bu yapılanların haramîlik gibi (masum!) bir kelimeyle açıklanmayacağı kesin!

Şemdin’in kitabına göre eğer biz, ‘aşiret zihniyetini aşar, feodaliteyi halleder, Cumhuriyetin Aydınlığıyla buluşursak problem kalmaz’mış!

Kitabın önemli eksikliklerinden bazıları; ölmemiş kişileri (Baki Karer, İbrahim Aydın, Cemile Merkit) Öcalan’a öldürtmüş, öldürülmüş binlerce kişi hakkında ise bir şey yazmamış!

Kitaptaki Diyarbakır Cezaevi direnişlerine dair yorumların tümü yanlış! Oradaki direnişlerin tümü işkencelerin kaldırılması için Cezaevi Örgütü’nün aldığı kararlar sonucu gerçekleşti. Öcalan‘la ilişki kesinlikle yoktu. 1980 Şubat’tan 1986’ya kadar dışarıyla organik bir bağ yoktur. Şemdin 12 Eylül öncesinin PKK’sini bilmiyor. Veya Apo’nun kendisine anlattığı gibi biliyor.

“Ben tek başıma kurdum”

Şemdin şahadeti getirmiş:

“Geride bıraktığımız asırda, üzerinde yaşadığımız bu topraklarda, yalnızca bir tane lider kalitesinde olan ‘Tek Adam‘ çıktı. O da, kültür – sanat ve ticaret merkezlerinden biri olan Selanik doğumlu ve yetişmeydi.” Öcalan gibi, geri kalmış Ömerli köyünde değil belirlemesiyle ‘lider’ değiştirmiş mesajı veriyor. Şemdin!

Hayırlı olsun. Liderinin lideri, onun da lideri olmuş!
Bu noktadan sonra niye anlaşmıyorlar? Yoksa birileri onları iki yumurta gibi birbirleriyle tokuşturmak mı istiyor?
Kitabın başka bir yerinde “Benim durumum tam olarak Çerkez Ethem‘in durumuna benziyor, ama Apo kişiliği ile Mustafa Kemal‘i kıyaslamak yanlıştır” diyor. Oysa Şemdin‘in 2004 yılında “Apo” adlı kitapta Öcalan hakkında yaptığı tahlillerin tümünü, 1924 yıllarında Türkiye´den sürgün edilen ve Mustafa Kemal’in arkadaşı olan Dr. Rıza Nuri “Hatıratım” adlı üç ciltlik kitabında Mustafa Kemal için yapmıştır.

Al birini vur diğerine, aynı bokun suyu!

İkisine de laf söylenmez; ikisi de kutsal!

İkisi de “annelerinin oğulları”, babaları silik!

İkisinin de soyu belli değil! İkisi de bütün muhaliflerini yok etti!
Kesire ile Latife Hanımların kaderi birbirlerinin tıpkısı!
Öcalan Kesire´yi, Kemal Latife‘yi kovunca “havuzlu ve kızlı evler” süreci başladı.

Biri Türkleri, diğeri Kürtleri ahmaklaştırdı. Elbette ikisinin ayrı yönleri de vardır. Tek yumurta ikizleri değillerdir yani!

Şemdin, nasıl ki Apo diktatörünün bir kurbanıysa, Çerkez Ethem de Mustafa Kemal diktatörünün kurbanıdır. “Biz ve bizim gibilerinin kavgaya yönelmelerinin tek nedeni yaşam karşısında çaresiz kalmış olmamızdır. Yaşam kanunlarını öğrenip uygulama sabrı ve gücü göstermediğimiz için, tüfeklerle sorunlarımızı çözmeye çalıştık.”

Yani biz mi suçluyuz?

Yaşam karşısında kimler bizi çaresizliğe itti? Aşiretleri, toprak ağalığını, kimler ülkemizde ayakta tuttu?

Kimler bizi çağdışı bıraktı?

Silahlar, dipçikler altında kimler bizi esir etti?  Tüfeklere karşı tüfeklere sarılmak dışında hangi çaremiz vardı?
Bizi bu hale sokanların suçu yok mu sence?

“İçimdeki Apo kişiliğini dinlediğim sürece taklitçi ve sadık bir soytarı olarak kaldım. Her nasıl olduysa bir kitap okudum. Okuduğum ilk kitap balonumu patlatmıştı. Bu sesle uyanmıştım. Uyanır uyanmaz onu görmüştüm. Onu    gördüğümde gözlerime inanamamıştım. Meğerse Kral gerçekten de çıplakmış!”

Şemdin hangi kitabı okuduktan sonra Kralın çıplak olduğunu fark ettiğini direkt yazmıyor ama şu tespitlerle konuya giriyor:

“Çevresine topladığı yalakaları ve “militan” dediği müritleştirilmiş kişilikler Apo kişiliğinin düşüncelerini ve yaptıklarını eleştirmediler, eleştiremediler. Ya hakkında bir şey bilmediğimiz, ya da ‘azametinden‘ korktuğumuz için eleştiri geliştirmedik. Bazılarımız ise, bu gafletini kendilerine yararlı buldukları için eleştiri yapmaktan kaçındılar; nede olsa onun gölgesinde yaşamaya çalışıyorlardı. Onun kişiliğini daha iyi anlıyorum: maskesiz, etiketsiz ve çıplak olarak görüyorum.”
Apo cahildi. “Dünyanın en korkunç şeyi cehalettir. Daha korkunç olanı cehaletin güce dönüşmesidir”

“Ona göre; HİTLER, NIETZCHE’den çok daha önemliydi. Hitler dünyayı sarsmıştı, ya NIETZCHE? O düşünceleriyle başbaşa kalmış delinin (!) biriydi.”

“NAPOLYON‘u, ROBESPIERRE’i, PASTEUR‘den daha iyi anlıyordu. Napolyon, savaşlar kralıydı; Robespierre kanlı devrimlerin mimarıydı, ya Pasteur? Onun hangi kanlı tarihin altında imzası var?”

 Apo’nun doğduğu çevreyi tahlil etmekle Apo’yu çözmeye çalışan Sakık, bir psikolog gibi ailesini, çocukluğunu, ilk okuldan başlayarak Ankara yıllarını, sağcılara uğrayan, dincilere uğrayan, solculara uğrayan, Kürt’çülere uğrayan ama hiçbir çevrede yüz bulmayan Öcalan‘ı anlatıyor. Kitabın bir yerlerinde onun liderliği ile yakın tarihteki Kürt liderlerini karşılaştırıyor:

„Durmadan hakaretler yağdırdığı Kürt isyanlarının liderleri; oldukça ilerlemiş yaşlarına rağmen başlattıkları ayaklamalarda asla ödün vermediler. Öncülük yapıp, türlü türlü çatışmalarda savaştılar. Gerektiğinde adamlarıyla birlikte ölmesini bildiler. Düşünce ve görüşlerini, konumlarını, yargılandıkları mahkemelerde açık-açık, sözü-özü bir dile getirdiler. Takiyye yapmadılar. Heyetlerden af ve özür dilemediler.”

Bu satırlardan sonra Şeyx Sait, Seyit Rıza Ve Baba Barzani direnişlerini, kişiliklerini ve Öcalan kişiliğini karşılaştıran Şemdin: „Bunlar kahraman, Öcalan ise ödlekti” sonucuna varıyor. Kendi durumu ile Öcalan’ın durumunun karşılaştırmasını da yapıyor:

„Bir yanda kendisini savunacak bir avukat bile bulamadığı bir ortamda mahkeme huzuruna çıktığında; „Ben Kürdüm, rüyalarım, hayallerim, ağlamam gülmem Kürtçedir. Türkçe okurum ama Kürtçe düşünürüm. Kürt’lüğümden ne gurur ne de utanç duyuyorum” diyen SAKIK, diğer tarafta „Annem Türkmendir. Biyolojik olarak da Kürt değilim” diyen Apo kişiliği”

Ve çarpıcı tesbitler:

„İnsanın en büyük değeri olan yaşam ve özgürlük hakkına saygı gösterme yerine, onlara kölelik zincirini layık gördü. Zincirlediği bu insanı karanlık ruhunun mahzeninde ölüme terketti.”

Özgür bireye asla tahammül edemedi. Köleleri her zaman bireye tercih etti. Zira özgür birey bir ayna gibi ona ne olduğunu gösterecekti. O ise tüm benzerleri gibi gerçekliğe hep hileli aynalardan bakmayı tercih etti.”

Sadeliği ve doğallığı bir tarafa iterek, sahteliği meziyet edindi. Kendisine benzeyenleri sevdi. Alkışı eleştiriye tercih etti. İnsanın muhteşemliğini görecek gözlere sahip değildi. Bu nedenle insanı ve insanın üretim gücünü küçümseyerek, örgüt gücünü pohpohlamayı yeğledi.”

“Ben yoktur, örgüt vardır” diyerek „ben’i öldürdü. „Ben” sözcüğünü kullanmayı da sadece kendisi için hak gördü.”

Tenperver, Yemekperver, Paraperverdi”

„Kan ve ter hırsızı”

„Sevgiden anladığı kurtların kuzuları sevmesiydi”

„Yüceliği ve inceliği darağacına çekti. İlkel kabadayılığı güçlü olmakla karıştırdı.”

“Evet efendimci” leri etrafında toplarken, gerçekleri dillendirenleri öldürdü. Gerçekleri duyma gücünü gösteremedi. Örgütün gelişmesine yol açacak fikir sahiplerini tehlike gördü.”

“Konuştuğu kadar dinlendiğini sandı. Bilgisizliğiyle alay edilmesin diye hiç kimseye söz hakkı vermedi. Kendi sorularına yanıt, yine kendisinden geldi. Kendi konuştu, kendi dinledi. Tek ilgisi rant oldu.”

„Boş teneke çok ses çıkarır, küçük insanlar çok bağırır, boş başaklar dik olur.”

Şemdin, Öcalan’la bazı kişileri karşılaştırmadan edemiyor:

Apo kişiliği, Enver Paşa gibi cesur olsaydı da varsın Sarıkamış‘ta kazık kesilen askerler biz olsaydık”

“Yenilginin kahrındansa intiharı yeğleyen Hitler kadar gururlu olsaydı da Berlin varoşlarında Kızılordu’nun tank paletleri altında ezilen son Alman askeri biz olsaydık”

“Saddam Hüseyin kadar askerliğe yakın olsaydı ve bir tek eyleme katılsaydı da, ilk kurşunu bize isabet etseydi.”

“Şam‘da kavga hırçını Apo kişiliği, İmralı‘da bembeyaz güvercin kesildi… Korkaklığındandı…”

Yargılama sürecinde masum görünümüne bürünerek Şehit analarının önünde eğilip “Hepinizden özür diliyorum” demesi inandırıcılıktan uzaktı. Korkusunun çirkinliğiydi. Zira o anda talimatlarıyla dağlara sürdüğü yirmibeşbin insanın analarını hiç hatırlamadı. Çünkü onların analarından korkmuyordu. O anaların yaptırım güçleri yoktu. Dahası onlara satır arasından hakaret etmeyi de ihmal etmedi”


Şemdin, Öcalan’ın kendi arkadaşlarını sinsice nasıl teker-teker öldürdüğünü, ardından nasıl kendisini devrimci, arkadaşlarını ajan olarak lanse ettiğini, onlarca örnek verip anlatırken, birisinin bu oyunu bozduğunu ve kralın çıplak olduğunu söylediğini yazıyor:

“Belki de ilk kez hesap tutmamıştı. Bu kez yanlış hesap Bağdat‘tan dönmüştü. Taktik tutmamıştı. Örgüt tarihinde, Apo kişiliği böyle bir konuda ilk kez boşa çıkıyordu. Bu kez baltayı taşa vurmuştu. Tilki Selim denilen adamla oynaştığının farkına varamamıştı.”

“Selim, Apo kişiliğinin yaşamı boyunca çalışıp yüzüne taktığı maskelerden bir veya birkaçını düşürmeyi başarmıştı. Apo’nun gerçek yüzünün bir parçasını hepimize gösteren “Aponun Ayetleri” kitabını yazmıştı.”

 

“Sadece maskesini düşürmekle yetinmeyip, kimyasını da bozmuştu. Apo kişiliğinin sirke küpüne dönüşüp, kendisini yiyip bitirmesine, çaresiz kalmasına neden olmuştu.”


Ve bu kitap 1997 Nisan ayının sonunda Almanya’da Fischer Verlag tarafından almanca yayınlanınca, oyunun kesinlikle bozulduğunu anlayan Öcalan, kalan aklını da yitirerek, kitabın yazarı Selim Çürükkaya’dan ve bütün Kürt halkından intikam alırcasına Şemdin Sakık‘ın da bulunduğu bir toplantıda bittiğinin itirafı olan sözlerini söylüyordu.

Öcalanı tanıyanlar bilir. Konuşmalarını ve küfürlerini ayağa kaldırdığı birisine söyler, fakat o konuşma ve küfürler onu okuyan ve dinleyen herkes için geçerlidir.
Dolayısıyla, Selim ve o anda orada hazır bulunan yüzlerce gerillaya karşı sarf ettiği şu sözler onu dinleyen ve okuyan herkesedir.

1997 yılının baharında MED-TV kanalının bir muhabiri onunla Ropörtaj için Şam‘a gelmişti. Röportajda:

‘Bu alçak Selim, zar zor namusumu kurtardım diyor, ‘namusum‘ dediği kadınıdır. Ulan, aşağılık adam, o kadının kaç kez altımdan geçtiğini biliyor mu? Kalkmış utanmadan ‘namusum‘ diyor. Namusunun içine ettim içine!´ sözleri ibret vericiydi.”

 “Selim ÇÜRÜKKAYA‘ya dönük bu mesajdan sonra bile, kendini alamadı. Orada bulunan militanlarına dönerek: ‘Ne öyle mecnun gibi bakıyorsunuz? Hepiniz Selim gibisiniz. Varsa karınız, sevgiliniz, bacınız ben hepsine ettim. Var mı bir itirazınız? Namus sahibi olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Koruyun bakalım namusunuzu benden. Koruyabilecekmisiniz? ‘ diyerek ibretlerine ibret eklemişti.”

Evet Kralın Çıplak ve Alçak olduğu çoktan anlaşılmış, bir tek ahmaklar, salaklar ve korkaklar daha anlamamıştır!

05.05.2005

Etiketler

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı