Röportaj

Diyarbakır zindanı O Türküyü söyleyecek

Ahmet Ün / Diyarbakır zındanı film çekime fikriniz nasıl oluştu?

Selim Çürükkaya 1983 Tarihinde zanneresem yaz alylarıydı.

Veremliler koğuşunda kalıyordum. Biz buraya 4. Koğuş diyorduk. Bizi havalandırmaya çıkarmışlardı, Seim Dindar ile koğuşun havalandırmasında volta atıyorduk. Ve orada Selim Dindar’a dedim ki; eğer ölmeden buradan çıkarsam, imkanım olursa, bu cezaevinde yaşadıklarımızın filmini yaparım dedim.  Hemen ardından şunları da ekledim: Filmi yapmasına yaparım da kışın buzlu havada, bizleri havalandırmalarda tek sıraya dizerek üşüyen ellerimizin ayasına vurduklarında, insanların yüzlerinin kırşığında biriken o acıları nasıl, hangi kamera ile çekebilirim?


 

Onu merak ediyorum! Ölmeden ve öldürülmeden Diyarbakır cezaevinden kurtuldum. 2008 Yılındawww.diyarbakirzindani.com adını taşıyan bir internet sitesi kurdum. Burada Diyarbakır cezaevi filminin yapılması için bir çağrı yaptım ve o cehennemde yaşadıklarımızı bu site aracılığıyla kamuoyuna illetmeye başladım. Bunun ardından „Wê Stranê bêjê“ adını taşıyan ve Diyarbakır cezaevini çok trajedik biçimde anlatan bir kitap kaleme aldım. Bu kitabım İstanbul da Komal yayınevi tarafından yayınlandı. Film çekme arayışım sürüyorken, Kürt kökenli ama Almanyada doğup büyüme bir kameraman’ı  tanıdığım biri aracıyla tanıdım. Daha önce Diyarbakır cezaevinde yaşamış, şu anda  Avrupa da yaşayan 25 arkadaşımla kontağa geçtim. Onlara belgesel film çekme projemi anlattım. Sağolsunlar arkadaşlarımın tümü röportaj vereceklerine dair söz verdiler. Kameraman’ın akrabası eski tanıdığımdı, onunla birlikte bu filmi çekmeye karar verdik. İlk başta sadece röportajlardan ibaret bir belgesel çekmeyi düşünüyorduk. Filmin bütçesini yakın tanıdıklarımızdan istediğimiz  parayla oluşturduk. Bu çok cüzi bir paraydı.25 kişiyle röportaj yapmak 25 ayrı yere gitmek demekti. Buda bize pahallıya mal olacaktı bu masraflardan kurtulmak için, bütün arkadaşları üç ayrı noktaya topladık ve röportajları çektik.

 

-Film çekimleri nerede yapıldı?


Filmin çekimleri, Orta, kuzey Almanya, Stockholm ve hevler de çekildi. Biz filmin Röportajlarını Çekerken Yönetmen Çayan Demirel’in aynı konuda röportajlardan ibaret bir belgesel çektiğini öğrendik. Bu, bizi filmi başka türlü çekmeye yöneltti. Röportajlarla birlikte canlandırma sahneleri çekmeyi düşündük. Bunun denemelerini Avrupa’da yapmayı başladık. Ama düşündüğümüz sahnelerin çekimlerinin bize çok pahalıya mal olacağını görünce, vaz geçtik. Bu ara İstanbuldan Röportaj yapmak için Selim Dindar’ı Almanya’ya davet ettim. Telefonla kendisine. „Selim 983 Yılının yaz ayında veremliler koğuşunun havalandırmasında kurduğum düşümü gerçekleştiriyorum. Diyarbakır cezaevinin filmini yapıyorum, röportaj için seni davet ediyorum“ dedim.  Selim hiç teredütsüz „hemen geliyorum“ dedi ve geldi, çekimleri bitirince, Selim Beni filmin canlandırma sahnelerinin çekilmesi için Kürdistan’a davet etti. Sözleştik, O Türkiye üzeri gidecekti bende buradan, Almanya dan gidecektim. Hazırlıklarımı yaptım, gittim. Selim Dindar‘ ın gelmesine iki gün kala İstanbul‘ da Cizreliler derneğinde uğradığı silahlı bir saldırıda yaşamını yitirdi. Selimin yaşamını yitirmesi beni kahretmeye yetti, ama filmin çekiminden vaz geçemezdim. Günye Kürdistan daki Kültür bakanlığına, kürdistan Tv ye ve tanıdığım bazı etkili kişilere baş vurdum. Üç aylık bir çalışma sonucu makânları, oyuncuları, imkânları hazırladık. Almanya‘ dan gelen teknik ekiple filmin canlandırılacak sahneleri çekildi.

-Filmde en çok üzerinde durduğunuz konu neydi ?


Bizim amacımız bu filmle 1980 1983 yılları arasında Diyarbakır cezaevinde yaşananları objektif olarak dünyaya anlatmaktır. Yaşananları üç boyutla anlatmaya çalışıyoruz: Birincisi filmi anlatan bir moderatör vardır. Yaşananların bir kısmını bu moderatör aracalığıyla anlatmaya çalışmışız. İkinci boyutunu  röportaj verek kişiler anlatıyorlar. Üçüncü boyutunu ise canlandırılan sahneler aracılığıyla anlatıyoruz. Yönetmen Çayan Demirel’in çektirdiği Diyarbakır cezaevinin iç görüntüleri, Kameraman Ethem Dağ’ın Dirabakır cezaevi, Bingöl ve Diyarbakır şehrinin görüntüleri, Raessam Arif sevinç ve Zülfikar tak’ın çizimleri filme başka renkler katmıştır. Şıvan Perver’in o kadife sesiyle filmin kürçe versiyonunun moderatörlüğünü üstlenmesi de anlamlıdır.

-Film Türkiye’de gösterime girecek mi ?
Biz filmin Türkiye‘ de gösterime girmesi için özellikle dikkat ettik. Filmin bir propaganda filmi veya birilerini teşhir eden bir film gibi olmaması için çaba harcadık. O duvarlar arasında yaşananları objektif olarak aktarmayı görev bildik, tepkiyi izleyecek olan seyircilere bıraktık.

 


-Siz Diyarbakır zındanında yaşamış birisiniz, o günleri ve bugünü mukayese edersek nasıl bir sonuç çıkar ?

Diyarbakır cezaevinde 1980 -83 Yılları arasında yaşananların bir daha dünyanın hiç bir ülkesinde insanların yaşamamasını dilerim. Bu gün Türkiye ve Kürdistan cezaevlerinde ona benzer muamelelerin olmadığını biliyorum. Ama ordu ve polis karakollarında, işkencenin bittiğine inanmıyorum. Hala çatışmalarda öldürülenlerin kulaklarının ve burunlarının kesildiğini, vucutlarının parçalandığını basından okuyorum. Ölülere bile işkence yapan bir devletin, karakollara sağ olarak götürdüğü, terörist ve düşman olarak gördüğü insanlara Diyarbakır cezaevinden daha beter işler yapıldığını tahnim ediyorum.


-Diyarbakır zındanında en çok etkisinde kaldığınız olayı anlatırmısınız?


Diyarbakır cezaevinde beni etkileyen o kadar çok olay varki, ben bunları dört adet kitap ta anlattım bitmedi, filmini çektim yetmedi,  orada yaşanaları anlatacağıma da inanmıyorum. Binlerce olayın içinde beni en çok etkileyen olay kadeşimden daha çok sevdiğim Arkadaşım Ekrem Yıldırım‘ ın ben suzuluktan ölmek üzereyken bana su verememesiydi. Ben tecrit bölümlerinin dördüncü katında yetmiş arkadaşımla beşbuçuk metre karelik bir hücresinde ayakta kalıyordum. Su vanaları askerlerin denetiminde olduğundan, hücremizde günlerce su akmıyordu. Boğazımız kurumuş, dilimiz damağımıza yapışmıştı. Düşenler, bayılanlar vardı. Kaldığımız yerin bir kat aşağısındaki hücerde arkadaşım, kardeşim Ekrem Yıldırım kalıyordu. Onlar kurallara uyduklarından, musluklarından su akıyordu. Hücremizde bulunan bir pet şişesine uzunca bir ip bağlayarak aşağıya sarkıttım. „Ekrem buna su doldur çekeyim“ dedim. Ekrem den hiç ses çıkmadı. O anda küçükken ninemin bana anlattıkları aklıma geldi: „Cehennem öyle bir yerki; baba oğula anne kıza sahip çıkamaz“

-Hükümet Diyarbakır Cezaevini müze yapmayı planlıyor bu sizce nasıl bir gelişme ?

Türk devletinin karekterinde böyle bir örnek yoktur. Bu yüzden müze yapılacağına inanmıyorum. Devlet son yıllarda yapılan Ermeni katliamını kabul etmiyor, Dersim katliamını kabul etmiyor, zilan katliamını kabul etmiyor, Diyarbakırda yaptıklarını kabul edip müze ile teşhir edeceğine inancım yoktıu. Zira kör gözden yaş aktığını hiç görmedim.

 


-Diyarbakır zındanında özetlersek neler yaşandı ?


Diyarbakır cezaevinde binlerce insanlık dıramı yaşandı. Oruç tutan ağızlara bok yedirildi. Babanın kıçına cop sokularak aynı cop oğula yalatıldı.  Tutukluların sağlam dişleri çekildi. Bazı koğuşlaradaki tutuklulara topluca bok yedirildi. Israilin filistinlilere Hitlerin yahudilere yapmadıklarını malesef Diyarbakır cezaevinde tutklulara yapıldı.

 

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı