Makalelerim

Üç adım İleri

Selim Çürükkaya / Bu sabah Mesenger üzeri bir arkadaşımla yazışıyorduk. Ortaokulu birlikte okumuştuk, Öğretmen okulu birlikte bitirmiştik. Yani yedi yıl kadar süren bir arkadaşlığımız vardı, bir gün olsun birbirimizin kalbini kırmamıştık. Bu arkadaşım Bingöl bağımsız adayı İdris Balüken için yazdığım yazıdan dolayı beni kutladı, “bende bağımsız adayları tercih ediyorum” dedi.

  Konu ile ilgili bu kadim arkadaşımla yazıştım, bu yazışma anında tartıştığımız konuları okuyucularımla da paylaşmak istiyorum. Biz Kürtler şu anda üç şeye ihtiyaç duyuyoruz: Birincisi: Ulusal Birlik, İkincisi:

Ulusal irade, Üçüncüsü, Ulusal bir proğram. Bu üç adım atılırsa Kürdistan sorununa bir çözüm bulunabilir. Bu üçünden biri veya ikisi olmazsa, Kürdistan halkının leyhine bir kazanımın elde edilmesi çok zordur.

 

Birinci şıktaki birliğin durumuna bakalım. Bir ulus eğer kendi arasında birlik oluşturamamışsa, bölük pörçükse, bir birine karşı, savaşıyorsa, Ulusu temsil ettiğini söyleyen kurum ve organizasyonlar, ulusal çıkarlar için bir araya gelmiyor veya gelemiyorlarsa veya bir ulus gözü körce bir diktatörün etrafında kenetlenmişse o ulus çok ciddi zaaflar taşıyor, akibeti ya büyük felaketler yaşmak yada  başkaları tarafından yönetilmeye mahküm olmaktır. En büyük felaketleri yaşayan uluslar, ye tek bir diktatörün peşine takılan yada kendi içinde parçalanan uluslardır. Eğer ulus bu mahkümiyetini kırmak istiyorsa, demokratik birlik ve beraberliğe önem vermelidir. Kuzey Kürdistan’ın bu günkü koşullarında, ilk yapılması gereken şey Kürdün kürde karşı olan düşmanlığının sona ermesidir. Kürtlerin bir kesimini temsil eden Kandil ve  BDP  ye  hakim olan anlayış, resmi bir ideolojiye sahiptir, bu anlayışa göre, kendilerine boyun eğmeyen, kendilerinin sloganlarını tekrarlamayan, putperestliği kabul etmeyen bütün Kürtler düşmandır. Birlik ve beraberlik için, terk edilmesi gereken anlayış budur. Bu resmi ideoloji terk edilir, Kürt toplumundan özür dilenirse, birliğin önü açılmış olur.

 Bunun hemen ardından, Kürdistanlı bütün siyasi partiler, Kanat önderleri, Kürdistan sorununun çözümüne yana olan İslami çevreler, Türk devletinin aleti olmak istemeyen Köy korucuları, alevi organizasyonları, Kürdistan’ daki azınlıkların temsilciler bir araya gelip ulusal bir birlik için çalışmayı yürütebilirler.. Ulusal birlik çok önemlidir. Bunun için burnumuzun dibindeki Kuzey Kürdistan örneğine bakmamız bile yeterlidir. Sayın Mesut Barzani ve Sayın Celal Talabani, birlik konusunda çok tarihi adımlar atarak dünyanın takdirini kazandılar. Bunun için önce Saddam döneminde rejime hizmet eden, hemen hemen tüm Kürtlerle olan düşmanlık ve husumeti kaldırdılar. Ardından KDP ile YNK arasında olan çatışma ve kavgaya son verdiler, bir üçüncüsü PKK ile olan çatışmaları bitirdiler, Yezidilere, Asurilere,  Keldanilere  Türkmenlere barış ellerini uzattılar. Onları Ortadoğu da saygın bir güç haline getiren bu hoş görüdür. Ve gerçeği inkâr etmezsek bu hoşgörünün mimarı Sayın Mesut Barzani’ dir.

Kuzeyde birliğin tamamlanması için büyük düşünen adamlara ve yurtseverlere ihtiyaç vardır. Birlik her şey demek değildir. Eğer birlik kendi içinden bir ulusal irade çıkarırsa bir anlamı olur. Ulusun tümü bir olmuş ama bir iradeye sahip değildir, bu en az parçalanmışlık kadar tehlikelidir. Şu anda Kuzey Kürdistan’da mevcut durumda birlik gerçekleştirmek kolay, ama ulusal iradeyi ortaya çıkarmak zordur. Neresi olacak Ulusal irade? Kandil dağı mı, İmralı adası mı, BDP mi, KNK mi DTK mi, yoksa Kürt halkının oyu ile seçilmiş belediye başkanları ve milletvekillerimi? Yoksa bunların toplamı, artı diğer Kürdistanlı bütün siyasi ve dini örgütlerin, kanat önderlerinin içinde yer alacağı bir ulusal kurum mu?
Hiç kukusuz bu son seçenek doğrudur.

 Ancak ulusal bir kurum, ulusal bir irade çıkarır. Diğer seçenekler handikaptır, ulusa dayatmadır, ulusal değildir, iradesizdirler. Dediklerimi tek tek sıralayarak ispatlayayım: Kandil dağının bir iradesi yoktur. Hepimiz biliyoruz. Kandil’in başkanı Abdullah Öcalandır. Ve  mutlak olarak tek irade odur. Onsuz Qandil’in insiyafi sıfırdır, dikkat edin sıfır diye yazıyorum, yüzde bir bile demiyorum. İkincisi Abdullah Öcalan’ın bir iradeside yoktur. Abdullah Öcalan ne bir Mandela, Ne bir Kemal Pir, ne bir Mazlum Doğan, ne bir M.Hayri Durmuştur. Mandela kendisine ölüm dayatıldığında. “Ben bir tutukluyum, irade ANC dir “dedi. Mazlum Doğan kendisine ihanet dayatıldığında, “size boyun eğeceğime kendimi asarım” dedi ve yaptı. Kemal Pir Ve M: Hayri Durmuş ‘ a boyun eğme dayatıldığında ölüme yatarak efsaneleştiler. Öcalan ne Mandela, ne Mazlum Doğan, ne Kemal Pir nede Hayri Durmuş gibi davranamayacak tarzda şekillendirilmiştir. Dolayısıyla kendisinin de iradesi sıfırdır.  Bir an en yimser bir şekilde bile düşünürsek, Öcalan’ı “esir!” edenler, eğer Kürt ulusunun düşmanlarıysa, demek ki Öcalan düşmanın elinde bir “esirdir!”  Peki dünyanın neresinde, tarihin hangi zamanında esir alanlarla,” esir” alınan arasında adaletli bir pazarlık yapılmıştır. Esir alan ile “esir” alınan arasındaki pazarlık kurt ile kuzu pazarlığına benzemezmi ?

Kuzu: Ne olur sevgili kurt beni yeme!
Kurt: Merak etme, karnım tok, yemem seni!
Aradan zaman geçer kurt kuzunun ensesine biner ve dişlemeye başlar.
Kuzu: Hani söz vermiştin, beni yemeyecektin?
Kurt: ne yapayım,  ama acıktım!
Lafı fazla uzatmadan, Kusura bakmasın belki başka Kürtler söylemekten korkuyorlar, aha ben söylüyorum, Öcalan’ın iradesi de Kandil’in iradesi gibi sıfırdır.

Gelelim BDP, KNK, DTK KCK  ve buna benzer harflerden oluşmuş yapıların iradelerine! Onlar zaten çoktan iradelerini imza karşılığında götürüp İmralı ‘ya teslim etmişlerdir. Bu “kurumların!” temsilcileri sık sık televizyonlara çıkıp, İrademiz İmralı’ dadır diye açıklama yapıyorlar.Bununla kendi “iradesizliğini” deklere ediyorlar

Bütün bunların özeti Kuzey Kürdistan’ da ulusun iradesini kullanacak bir kurumun olmadığını bize gösteriyor. Hatta “ulusun iradesi gasp edilmiştir” demek daha mantıkidir. O halde, Qandil’in, BDP nin, KNK nin, KCK nin, DTK, nin Türkiye KDP sinin, Kürdistanlı İslamcı kesimlerin, PSK nin, Hak:-Par’ın KDP’in Kürdistanlı Kanat önderlerinin,  Kuzey Kürtlerini iradesizleştirenlere karşı tavır takınıp bir kenara çekilen on binlerin ilk görevleri: “Ulusal iradeyi temsil edecek ulusal bir meclisi oluşturmaktır.”

Üçüncü adım ulusal bir programdır. Ulusal birlik, ulusal kurumda temsil edilen Ulasal irade, bir programa sahip olmalıdır. Kuzey Kürtleri ne istiyorlar? Bana göre Kürtler en azından kendilerine kolektif haklar tanıyan bir statü istemelidir. Kürtler kendi toprakları üzerinde bir ulus olduklarına göre, Bağımsızlıklarını ilan etme, başka bir ülke ile federasyon şeklinde birlikte yaşama veya özerk bir yönetim seçeneğini kabul edebilirler. Bu durum iç ve dış koşullara ve halkın genel isteğine bağlıdır. Halk adına karar verecek olanda ulusal kurumdur.

Söyleyeceklerimi bitirmeden, şunu da eklemeden geçemeyeceğim, kuzey Kürtleri içindeki resmi ideolojiye angaje olmuş kafalara göre benim tartışmak istediğim, olmazsa olmaz değim, konuları tartışmaya bile gerek yoktur. Çünkü ulusun iradesi zaten vardır. “Abdullah Öcalan’ dır”. Çünkü halk onun üzerine yemin ediyor, hatta bizim Bingöl’ lü onun için kendini yakmıştır. Halkın birliği zaten gerçekleşmiştir, körmüyüz,  başımızı kaldırıp ekranlara bakmamız yeterlidir. İslamcı Kesim ile birlik mi yapılır? (onlar Hizbullah, devletin uşağıdır, tabi bu laflar, devletin hakiki payandası olmuşlar tarafından söylenince çok komik olur)  Diğer Kürt örgütleri ne ki, üç tane adamları bile yoktur. Köy korucularını Ulsal bir güç haline getirmekten ziyade, biz zaten sistemin siyasi korucuları haline gelerek bu temelde silahlı köy korucuları ile birlik sağlamışız diyeceklerdir.

İsteklere gelince, Onun içinde şöyle diyecekler:  onlar bizim için önemli değildir, zira İmralı’daki ulusal irademiz zaten bizim adımıza istiyor, hemde çok şey istiyor: Demokratik cumhuriyet istiyor, demokratik özerklik, istiyor, demokratik konfederalizm istiyor, demokratik ulus istiyor, Demokratik Ortadoğu federasyonu istiyor, demokratik ulusal konferans istiyor. İstiyor ha istiyor! Gerçi bir şey almıyoruz o başka, olsun bir şey almayalım, bir uğraş var ya, oda yeter, nerede harekt orada berekt!

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı