Dizi Yazılar

Talimatla Kitap yazmak 1

Nefes alma ve öksürme özgürlüğü dahi yoktur ve kötülükleri Öcalan dışındakiler  yapmıştırMerak edin, ikinci bölümü bekleyin!

Selim Çürükkaya / Bizde ‘Ölünün ardından konuşulmaz’ diye bir söz vardır.
Bu söze bağlı kalarak hapis arkadaşım Sakine Cansız aleyhine bir şey söylemek istemem.
Onun kitabını, ( Hep Kavgaydı Yaşamım)  sağken yayınlatmayanlar, yaşamını yitirince yayınladılar.
Bu kitapta yazılanlar hakkında düşüncelerimi ve tanıklıklarımı anlatmak zorundayım.

Çünkü tarih ve yaşananlar çarpıtılıyor, şimdiki ve gelecek nesil aldatılıyor. Sakine Cansız’la biz, 1991 yılında Bekaa vadisinde idik. Ben 7 Mart 1992  günü oradan ayrılarak Almanya’ya geldim. Sakine’nin kitabından öğreniyorum ki; Kendisi de aynı  yıl Öcalan tarafından Güney Kurdistan a yollanıyor.

Burada resmi ideolojinin gardiyanı Ali Haydar Kaytan’ a teslim ediliyor.
Dağda tecrite alınan Sakine’ye: ‘kimse ile görüşmeyeceksin, kendini yazacaksın!’ deniliyor. Bu durum Sakine’yi bir nevi tutuklamadır, ama tutuklanmasına kibar bir isim takılıyor.
‘Edebiyat çalışması yapacaksın!’
Bu bölümü Sakine’nin kendi kitabından aktaralım:‘Edebiyat Çalışmaları!…..
Bizim bakış açımızı kazandırarak anılarını yazdırmak…
Türkü dilinde görmek…..Önderliğin talimatlarında  yer alan değerlendirmeler parça parça tekrarlanıyor beynimde……

Metni okumuş ve üzerinde bu şekilde yoğunlaşmıştım.
Yine de F. (Ali Haydar kaytan) arkadaşla  bu konuyu konuşma istemim buruk, neleri tartışacaktık ki?
Kısa bir süre önceki platformda anlatamadığım hikayeyi mi tekrar tartışacaktık? Onu nasıl yazacağımın çerçevesini mi çizecekti?

İçimde hiç yazma istemi yoktu ilk başta! Buna rağmen kalktım gittim. Yolda ‘aynı şeyleri tekrarlamasa bari’ dedim ve daha sakin olmaya çalıştım. F. (Ali Haydar Kaytan) arkadaş konuşmaya başlarken zorlandığı belli oluyordu. Masanın üzerindeki kağıda bir şeyler not alıyordu. Kağıdı karalıyor, çeşitli şekiller yapıyordu. Oysa normalde çok titiz, aldığı notları böyle şekiller çizerek bozmazdı, kirletmezdi kağıdı.

Acaba farklı zeminde olan ve farklı dilden konuşan biriyle –benimle- tartışmak mı zor geliyordu? Yoksa söylenenlerden, konuşulanlardan gayri şey bulamadığından mıydı? Kendisini zorlayarak konuşmaya başlaması beni de etkilemişti.Aslında her ikimiz bir birimizin neler söyleyebileceğini tahmin ediyorduk.

Belki de zorlayan buydu. İlginçti! Baştan beri, daha ilk karşılaşmamızda  – ki on altı yıl sonra yeniden buluşuyorduk-  diyaloglarımızda kızan, öfkelenen, nereden kaynaklandığı belli olmayan bir soğukluk, bunların toplamı bir ton vardı ve hala da o tondaydı. Sık sık ‘Sen farklı dilden konuşuyorsun, seni anlamak zor. Yaşadığın zemin ayrı… kendine göresin…’ diyor….. Yazmayı bir cezalandırma, bir sınırlandırma olarak alıyorsun dedi.

Ve ekledi: ‘tabi eleştirilerde abartı var, ama bunların karşısında sen hep kendini savunmaya alıyorsun.Haksızlığa uğradım psikolojisinden kurtulman gerekir.Yazman bu anlamda iyi olur. Kendini, koşullayan çevreyi, toplum yapımızı, iyi çözümleyerek bir arada yazarsan iyi olur.’Konuşmaya ilk girişi böyle yapıyor! Tabi ilginç bir değerlendirme…Beni sınırlandırma tavrının olduğu doğruydu. Bu çok açık belirtildi toplantıda.‘Çok sınırsız dalıp her işe burnunu sokuyorsun, etkin oluyorsun. Kadrolar etkine giriyor.. Bu yüzden tedbir olarak sınırladık..

Denetimde tuttuk.. Demişti. Ve son tedbir olarak da  hiçbir çalışmaya, arkadaş yapısına, bulaşmayacak tarzda konumlandırılmıştım. Bir kenara oturup yazacaktım.

( Hep kavgaydı yaşamım  sayfa 175, 176,177  Mezopotamien  Verlag  3. Cilt Sakine  Cansız

‘Hep kavgaydı yaşamım’ adını taşıyan kitabın yazımı, Ocak 1996 da bitiyor.Dört yıllık bir tecrit döneminde üç ciltlik bu kitabın yazıldığı anlaşılıyor. Çünkü kitabın sonunda Ocak 1996 tarihi var. Önce kişiyi suçlu konuma düşüreceksin, ardından tecrite alacaksın, eline kalem ve kağıt vereceksin ve ‘kendini yaz!’ diyeceksin!
Kimse benim kadar Sakine’ nin o andaki ruh halini anlayamaz!

Çünkü bende 1993 Temmuzunda, Lübnan’ın Bar Elias kasabasında bir tecritte konuldum, elime kağıt kalem verildi, bana  ‘yaz’ denildi.
Sakine ile farkımız şu idi:
Öcalan, Ali Haydar Kaytan Aracılığıyla Sakine’ye ‘kendini yaz’ demiştir.
Bana ise, Cemil Bayık ve Rıza Altun aracılığıyla ‘beni yaz’ demişti.
Ben yazmamak için konulduğum hapishaneden firar ettim, bütün zincirlerimi kopardım, tam olarak özgürdüm, bu koşullarda ‘Apo’nun Ayetlerini’ yazdım.

Sakine ise esaret koşullarında ‘Hep kavgaydı yaşamım’ kitabını yazmıştır.
Ben Diktatörü cepheden eleştirerek diktatörlüğü izah etmiştim.
Sakine ise diktatörü överek diktatörlüğü çok güzel izah etmişti!
Bu kitabın içeriğini ve eleştirisini sizlere sunacağım.

Benim yazdığım kitap ile Sakine’ nin yazdığı kitabın içeriği ve konuları yaklaşık olarak aynıdır.
Kürtlerin başına bela edilen bir diktatörlüğü bende, oda yazmış.
Benim kitapta, kötülüklerin, zulmün işkencenin, diktatörlüğün adaletsizliğin başı Öcalan’dır. Örgütteki  diğer kişiler onun piyonudur.<p>
Sakine’ nin kitabında ise, Öcalan iyidir, önderliktir… Yücedir, dokunulmazdırAma örgüt içi ortam, ama örgütteki  diğer herkes kul gibidir.Nefes alma ve öksürme özgürlüğü dahi yoktur ve kötülükleri Öcalan dışındakiler  yapmıştır
Merak edin, ikinci bölümü bekleyin!

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı