Cumartesi, 20 Ocak 2018

Gayri resmi tarih gibi - Sayfa: 3

Makale İçeriği
Gayri resmi tarih gibi
Sayfa: 2
Sayfa: 3
Sayfa: 4
Sayfa: 5
Sayfa: 6
Sayfa: 7
Sayfa: 8
Sayfa: 9
Sayfa: 10
Tüm Sayfalar



Zeki Yıldız 'ı gördüm

zekiyildizpalazeki8
Birkaç gün sonra Zeki Yıldız ile tanıştım
Sesiz, ağırbaşlı, yakışıklı bir gençti.
Saçları kumraldı, sağ gözünün akı üzerinde küçük kahverengi bir leke vardı.
Ankara Yüksek öğretmen okulunda öğrenciydi.
Evine misafir olarak gitmiştim
Bir apartmanda oturuyorlardı.
Babası ölmüştü, üvey bir annesi, beş altı kardeşi vardı.
Hiçbir gelirleri yoktu, aileden kimse çalışmıyordu.
Zeki hem okuyor, hem de aileye bakıyordu.
Evlerinde kocaman bir radyo vardı
İkindi vakti Erivan radyosunu açtı "Salıho lo" yu dinleyince ağladım.
Çünkü bu Kürt destanı beni çocukluğuma götürmüştü.

1965 lerde Murat vadisinde Suveren istasyonunun karşısında
Kuş uçar ama kervan geçmez bir köyde yaşardım.
Köyümüzün tek bir  radyosu vardı
İkindi zamanında Haci Keki ceviz ağacından radyoyu pencereye koyar

Radyonun sesini yükseltir, bütün köylüler toprak damlı evlerin üzerinde çömelir
"Kağus ağıyı" dinlerdi.
Çok sonraları, büyüyünce öğrendim ki; Haci Keki (Keko Tunç) nin annesi ve babası
Şeyh Said başkaldırısından sonra, biz Zazaların "bini xet" dediğimiz  demir yolunun alttarafı, Suriye'ye gitmiş;
Af yasasından yararlanarak geri döndüklerinde, bu kocaman radyoyu birlikte getirmişlerdi.
Zeki Yıldız'ın evinde dinlediğim radyo beni bu anılarıma götürmüştü.
Ona da anlattım.

Zeki Bingöl ile Karakoçan arasında bir dağ köyündendi.
"Kumik"' ti köyünün adı.
Mehmet Hayri Durmuş, kardeşleri Hüseyin ve Yıldız da bu köydendi.
Ve ben Zeki aracılığıyla Hayri' nin ailesiyle de tanışacaktım.
Bingöl' deki ilk  grubumuz böylece oluşuyordu.
Resul Altınok' un iş arkadaşı vardı
O dönemdeki ismiyle "Tunceli'li Ali" ydi.
Oda Bingöl'de Afetlerde bir apartmanda otururdu.
Eşi öğretmendi, zan edersem bir kızları vardı.

 

Başka arkadaşlar

Birde Kısmet ağabeyimiz vardı, en yaşlımızdı
Oda bir aralar Ankara' da kalmıştı, elektrik mühendisiydi.
Orta boylu zayıf, karınca incitmez, efendi bir ağabeyimizdi.
Şalvar' ı unutmak haksızlıktır.
"Hoca" derdik kendisine, zayıf uzun boylu, dosdoğru bir adamdı.

Birde Hoca' nın Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünden Kalka Pazarlı "Heso"! vardı.
İlk başta bu kadardık.
Tunceli öğretmen okulunda okuyan arkadaşlarımı da bunlara katarsak sayımız belli olurdu.
Filozofumuz ve önderimiz Resul Altınok'tu.
Biz ona çoktan "Ho Shi Min" adını takmıştık.
Gerçekten bir eğitmen gibiydi.
Gittiğimiz evlerde kadınları mutfağa sokmaz, kendisi yemek pişirirdi.
Kitap okumayan arkadaşları eleştirir, geceleri bize seminer verirdi.

Grubuz arasında bir hiyerarşi yoktu
Ama birbirimize karşı son derce saygılıydık.
Gündüzleri genellikle şalvarın parkında oturur, bitmez tükenmez tartışmalara dalardık.
Sayımız gün geçtikçe artardı.
Başta pek dikkat çekmezdik, çünkü yeni bir gruptuk!
Ayakkabı fırçası kadar kalın bıyıklı olan solcu ağabeylerimiz, bizi pek ciddiye almazlardı.
Ama biz bize güvenirdik.

 

bingolBingöl neresi?

Bingöl' ü biraz anlatmam lazım.
Orayı tanımanız gerekiyor.
Ben yeterince tanıyor muyum?
Hayır.
Uzak bir kent, gizemli, içine kapalı !
Karlı dağları var.
Bingöl dağ ı olarak bilinen bölgede pek çok su kaynağı bulunmaktadır.
Murat, Karasu, Aras ve Harçik nehirleri buradan çıkan suyla beslenir.
Derler ki; bu dağda bin göl , bin su kaynağı vardır

Hatta Bingöl adının buradan geldiğini söylerler.
Bu dağ ve oradaki göllerle ilgili ilginç bir efsane de vardır, onu anlatmadan geçemeyeceğim.
Yine derler ki;
İskender Zülkarneyn, Bingöl dağında ölümsüzlük suyunun olduğunu duymuş.
Ab -î  hayat derlermiş bu suya!
Askerleriyle yola düşmüş büyük İskender
Günlerce sonra Bingöl dağlarına ulaşmış
Dağ gür ormanlarla kaplıymış, yüzlerce göl varmış
Ama hangi gölde ölümsüzlük suyunun olduğunu bulamamış

Günlerce haftalarca bulduğu her gölden su içmiş
Ama ölümsüzlük suyuna bir türlü rastlayamamış
Rivayet ederler  ki askerleri  arasında biri varmış, adı da İlyas mış
Bu İlyas askerlerden ayrı düşmüş

Dolana dolana karnı acıkmış
İki keklik vurmuş, tüylerini yolmuş
Bulduğu bir gölde yıkayıp temizlemek istemiş
Keklikleri göle batırınca canlanıp "pırr" diye uçmuş.
Bu suyun ab- î hayat suyu olduğunu hemen anlamış
Avuçlarıyla kana kana içmiş, yüzünü vücudunu yıkamış

Görünmez olmuş!
Yani o andan sonra kimse onu gözle görememiş ama O, herkesi ve her şeyi görüyormuş.
İnsanlar ona Xızır İlyas adını takmışlar
Dara düşenler ondan yardım istemişler
Ve inanışa göre O,  Xızır çevikliği ile darda kalanların yardımına koşuyormuş

Söylentiye göre  Bingöl yüresinin adı "Cebel cur" den gelirmiş!
Cebel ‘in Arapçada dağ anlamına geldiği bilinirmiş 
"cur" akan su anlamındaymış, biz zazalar da "çır" çeşmedir.
"Cebel" ile "cur" dan "Çabakçur" un türediği söylense de doğru değildir.

Çünkü "Cabakçur" ismi Araplar buraya gelmeden önce vardır.
Ve büyük bir ihtimalle hem "çur" hem "cabak" kelimesi Ermenicedir.
Ermeniceyi bilmem ama  "Cabakçur akan soğuk su" anlamındadır.
Evliya çelebi büyük İskender ‘den beri bu bölge  "Cabakçur" olarak bilinir dermiş.
Hangi halkların bu topraklar üzerinde yaşadığını sorarsanız diğeceğim ki;
Medler, Gutiler Huriler, Hititler, Urartular Kürtler zazalar..
Hangi işgalci güçler geçti  bu topraklar üzerinde diye sorarsanız  saymakta zorlanırım.
Tarihi aydınlık değil, Cabakçur' un!
Her şey bizden gizlenmiştir.
Birileri bu topraklar üzerinde yaşayanların geçmişini yok saydığı için

Geriye doğru dönüp baktığımızda her şey karanlıktır.
Bu karanlığı iyi anlatabilmek için size bir anımı anlatmak zorunda kalacağım.
Bundan yedi yıl önce Kuzey Almanya'nın Lübeck kentinde yaşıyordum.
Bu küçük kentin, oturduğum evimin yakınında bir kütüphanesi vardı
Dört katlıydı ve her katı en az 300 veya dört yüz metrekare büyüklüğündeydi.
Kütüphanenin ikinci katındaki bütün raflar sadece Lübeck ile ilgili yazılmış eserlerle doluydu
Binlerce kitap, harita ansiklopedi, araştırma, arkeoloji edebi eser vardı bu kent ile ilgili.

Kent kurulduğundan bu güne kadar ne olmuşsa, neler yaşanmışsa kayıt altına alınmıştır.
Kütüphanenin bu katına her gittiğimde Bingöl şehri aklıma gelir ve derdim ki;
Acaba bizim Bingöl hakkında yazılmış toplam kitap sayısı kaç tanedir?

Ve Bingöl tarihi hakkında bizim bildiklerimiz neler dir?
Resmi tarih kitapları hangi imparatorlukların orayı ele geçirdiğini anlatır sadece.
Ve biz tarih hakkıda:
Kral kızı kalesi; Genç ilçesinin merkezine yakın bir tepenin üzerinde 
Pers kralı Dara tarafından kendi kızı için yapılmıştır olarak biliriz.
Ve oraya gidip baktığımızda kalıntılarını görürz yalınız!
Birde Sebeterias kalesi vardır, onuda çoğumuz bilmeyiz.
Bu kalenin de Urartu kralı tarafında yapıldığı yazılmaktadır
Bizansların yaptığı  Kığı kalesinin yapıları hala bize bir şeyler anlatır

Hepsi bu kadar! Başka Cabakçur' un unutlmaz neleri var bilimem ki!
Yüzen adası mesala, bir doğa harikası.
Hazarşa köyü yakınında bir göl var, 3000 metre kare büyüklüğünde  50 metre derinlikteki bu gölün üzerinde
İki adet ada bulunur ve bu adalar yere bağlı değil

bingol_resim_1Adaların üzerinde bitkiler ve ağaçlar yeşermiş
Ve dolanıp dururlar gölün üzerinde.
Ha, güneşin doğuşunu unutacaktım neredeyse
Derlerki dünyanın sadece iki noktasında böyle güneşin doğuş izlenebilirmiş.
Biri İsviçre' nin Alp dağlarında, ikincisi
Bingöl dağlarının Kala tepesinden seyredilir.
Güneş doğarken ilk etapta hafif bir kızartıyla belirir.

Kızartı etrafta çok renkli güzellikler ve dekorlar yaratır.
Daha sonra İnsana korku veren bir karartı şeklini alır. 
Kızarıklıklar kor parçası haline gelir.
Kor parçası içinde insan yüzünü andıran 3 büyük siyah leke belirir. 
Güneş karartı halinde yavaş yavaş açılmaya başlar.
Ufukta görülerek oluşumunu tamamlamak üzere iken altın bir küre gibi görünmeye başlar.

Döndükçe etrafa binlerce ışık saçar.
İnsanoğlunun daha önce görmediği renkleri o anda görmek mümkündür"
Cabakcur' un kaplıcalarını, içme sularını, yüz metre yükseklikteki çır şelalesini unutmamak lazım.
Birde bahçeleri güzeldir Bingöl' ün
Beklide Çevlig adını buradan almıştır!
Bahçelik!

Öğrendim, ermenicede "Cabak" buz, "Çur" akan sudur.
Yani buz gibi akan su anlamına gelen
Cabakçur mıntıkasının bir şehridir Bingöl.
Ben hatırlıyorum, şehir eskiden Bingöl çayının kıyısındaydı
Küçük bir yerdi, büyük bir köy gibiydi.

1965 ler den sonra büyüdü ve asıl şehir aşağı çarşı olarak kaldı. Bingöl depreminden sonra şehir büyümeye başladı Modern binalar, apartmanlar dükkanlar inşaa edildi. Bingöl' ün yerli aileleri çok azdır, çoğu çevre köylerden gelmişti.
Suniler, Aleviler, Zazalar, Kurmanclar vardı.


Bir tek ermeni vardI

1970 lerden sonra Ermeni olarak sadece "Kurt Ali" yi bilirim.
Oda aşırı bir müslümandı.
Bir dükkanı vardı, orada dini yayınları satardı.
Arkadaşım Resul Altınok, Kurt Al' in  Ermeni kökenli olduğunu bana söyledi.

Şu anektodu da anlattı.
"Ben lisede öğrenciyken Kurt Ali' inin oğluyla arkadaştım.
Onu ikna edip komünist yapmak istiyordum.
Okulda anlattıklarım yetmiyordu
Fırsat buldukça, kurt Ali olmadığı zaman
Dükkana gider, orada oğluna propaganda yapardım
Bir gün yine oğluna ajite çekiyordum
Kurt Ali içeri girdi, şişko vücuduma, dolgun suratıma baktı.
Çok kızgın olduğu her halinden belliydi
Bana kızgın bir ses tonuyla 'Adın ne?' diye sordu.
'Resul' deyince,  'ismin güzel, lakin cismin bozuk' der demez dışarı kaçtım."

Tam olarak hatırlamıyorum şehrin girişinde nüfus 16 Bin yazılıydı.
Bingöl'ün bol miktarda kahveleri vardı, tek bir fabrikası yoktu.
Şehrin girişinde  ordu konumlanmıştı.
Orta yerinde kocaman bir hapishane inşa edilmişti.
Asker garnizonu, polis ve jandarma karakolları
Adliye hasta hane, posta hane, maliye Lise, öğretmen okulu
Ve cümle resmi kurumlar vardı.

Bingölde siyasi gurup ve kişiler


1974 ler den sonra Bingöl'de siyasi franksiyonlar belirginleşmeye başladı.
Veya ben bu tarihlerde fark ettim.
En kalabalık grup, sonradan "Özgürlük yolu" dergisi etrafında isim yapanlardı.
Çoğu öğretmen ve memurdu. Hepsiyle ilişkilerim iyiydi.
KDP' ye ilgi duyanlarda vardı. Sonra dan Rizgari çevresinden bazı gençler, DDKD,
Birde Aydınlıkçılar, yani Doğu Perinçek grubundan olanlarda mevcuttu.

MHP, hani şu faşist partinin adamları da vardı.
Özgürlük yolu grubuna mensup olanlar Töb- Der de otururlardı.
O tarihlerde Rahmetli Zeki Atsız sendika başkanıydı.
Uzunca bir boyu vardı, çok yakışıklı bir adamdı.
Konuşmaları, hal ve hareketleriyle insanın üzerinde hemen etki yaratırdı.
Ramazan Adıgüzel her daim Töb- Der de hazır ve nazırdı.

Ya Dursun Belge, Saim Balüken, Birde Sarı Cemal'i unutmak mümkün mü!
KDP' den İdris Ekinci, Cihat Elçi, Hilmi, birde Bizim Kenan Fanidoğan'ı hiç unutmam.
Acayip konuşurdu Kenan, otomatiğe bağlanmış bir keleşkof gibiydi.
Kafaya taktığı, kişiyi ağzından çıkan otomatik kelimelerle vurur, tarumar ederdi.
Kenan ile Ramazan Adıgüzel' in tartışmalarına bayılırdım.
Bizler, yani Kürdistan devrimcileri belediye parkında otururduk.
Çünkü parkın sahibi bizim arkadaşlarımızın babasıydı.
Herkesin tanıdığı ismiyle şalvardı. Bu adamı ilerde anlatırım
Çünkü çok ilginç bir adamdı.

Bizimle özgürlük yolu çevresi arasında bir tartışma vardı.
Biz silahlı mücadeleyi savunuyorduk, illegal örgütlenme esastır diyorduk.
Legal kurumlarda çalışmayı red ediyorduk.
Onlar ise bize goşist diyorlardı.
Sovyetler konusunda da onlardan farklı düşünüyorduk.
Biz revizyonist, onlar ise sosyalist diyorlardı.



Son Güncelleme (Perşembe, 29 Aralık 2011 21:49)