Cuma, 22 Eylül 2017

O Güne kadar

ayetler_266_400O güne kadar Apo'nun kurduğu tuzaklardan hemen hemen kurtulan hiç olmamıştı. Ama Apo, bu defa ‘Tilki' lakaplı birisiyle karşı karşıyaydı. İşte bu ‘Tilki', 1993'te Temmuz başında, bir yolunu bulup gözaltından kaçıyor ve Beyrut'ta saklanıyor; Beyrut' ta kaldığı iki ay içinde, deyim yerindeyse, Apo'nun kurduğu tiranlığın temeline kibrit suyu dökecek bir kitap yazıyor.... Apo'nun iç yüzünü anlatan kitap Türkiye'de yayınlandı 
 
ANKARA, 17/4 2005 -Selim Çürükkaya eski bir PKK'li. O da ezilen bir ulusun özgürlük savaşçısı olmak adına PKK'ye katıldı. 12 Eylülde yakalandı, vahşetin çemberinden geçti, yılmadı; 11 yıl cezaevinde yattı. Yattığı dava uğruna kitaplar, romanlar yazdı. Ne var ki tüm bunlar onu Abdullah Öcalan nezdinde "bir kaçkın, hain" olmaktan kurtaramdı. Çünkü Abdullah Öcalan'ın Bekaa'da kurduğu saltanat her türden saf ve temiz duyguların ötesinde; her türden ideali ve insan kişiliğini hiçleştiren bir tiranlıktı...

Bu tiranlıkta ‘Başkanın' varlığı kutsaldı, erişilmezdi, tüm militanlar bu kutsal varlığın sayesinde yaşayan cücelerdi. Cüce olmaya razı olmayanlar ya buharlaşıyor, ya taşaltı ediliyor ya da uyduruk bir mahkemeyle yargılanıp kurşuna diziliyordu. Apo bu tiranlıkta, kendi adamlarına aşkı, sevgiyi, aile ilişkilerini yasaklayıp, karşı cinslerin birbirine gösterdikleri bir anlık bir bakışı bile "zina" deyip en ağır bir şekilde cezalandırırken, kendisi ise, emrindeki güzel kızları hareminde topluyordu.

Selim Çürükkaya, namı diğer Tilki Selim, 1991'de Bekaa vadesine gittiğinde, Abdullah Öcalan'ın kurduğu veya ona kurdurtulan sistemi çok yakından görüyor. İlk etapta fazla sesini çıkaramıyor, hatta bir dönem Abdullah Öcalan'a savcılık yapıyor; o da kendi halef ve selefleri gibi, kendi arkadaşlarını sorguluyor, idam edilmeliri için onay veriyor. Selim bir ara ‘Ulusal Meclis' başkanlığına da terfi ediliyor. Ama gün geçtikçe, Selim, çemberin kendi etrafında daraldığını, savcıyken sanık sandalyesine oturmanın an meselesi olduğunu görüyor derken; nihayetinde yakalanıp gözaltına alınıyor.

O güne kadar Apo'nun kurduğu tuzaklardan hemen hemen kurtulan hiç olmamıştı.

 Ama Apo, bu defa ‘Tilki' lakaplı birisiyle karşı karşıyaydı. İşte bu ‘Tilki', 1993'te Temmuz başında, bir yolunu bulup gözaltından kaçıyor ve Beyrut' ta saklanıyor; Beyrut' ta kaldığı iki ay içinde, deyim yerindeyse, Apo'nun kurduğu tiranlığın temeline kibrit suyu dökecek bir kitap yazıyor.  Kitaba da "Apo'nun Ayetleri" adını veriyor.  En sonunda Selim, Apo'nun kurduğu bütün tuzakları aşarak Almanya'ya sığınıyor. Kendi imkanlarıyla "Apo'nun Ayetleri"ni Almanya'da yayınlıyor. Kitap, Salman Rüşdü' nün "Şeytan'ın Ayetleri" adlı kitabın Humeyni rejiminin üzerinde yarattığı etkinin çok fazlasını Apo'nun üzerinde yapıyor. Apo bütün "müritlerine", "Selim'i öldürün, kitabı imha edin, okuyanları da cezalandırın" şeklinde bir talimat veriyor. Bu talimata bağlı olarak Avrupa 'nın çeşitli ülkelerinde onlarca saldırı gerçekleştiriliyor. Selim de, adeta ömür boyu saklanacak kişi konumuna düşüyor.


İşte bu kitap, bir ek bölümle birlikte şimdi Türkiye'de Doz Yayınları tarafından yeniden yayınlandı. Türkiye'de ve Kürdistan'da herhangi bir kitapçıda bu kitabı, bulabilmek mümkün artık.  Dünyanın en korkak, en merhametsiz  ve en erdemsiz adamı, Apo denilen kişinin, eliyle Kürt ulusal davasına karşı nasıl haince bir tuzağın kurulduğunu ve nasıl kirli-pis bir oyunun oynandığını iyi anlamak bakımından bu kitap vazgeçilmez bir kaynaktır.  Bu kitabı, yüksek gerilimli bir kaçış romanı havasında da okuyabilirsiniz. Ama bu, mümkün değil; çünkü her satırı gerçek ve söz konusu olan sadece bir veya birkaç kişinin hayatı da değil.  Bu, milyonlara karşı kurulan haince bir tuzaktır.  Bu tuzakta, bir milletin en dinamik neslinin nasıl berheva ediliğini, varlığı ve geleceğinin nasıl ortadan kaldırıldığını görüyorsunuz.

Apo'nun dünyasında, iyiler yoktur. Hainler, kaçkınlar, düşkünler vardır; iyi olanlar sadece ölü olanlardır.
Kitaptan rastgele bir kaç satır:


"...yalnız 1992 yılında , önderlik çizgisine uymadığı gerekçesiyle mahkeme kararları ve ulu önderimizin talimatlarıyla kurşuna dizilenlerin (ben bu kadarını biliyorum) sayısı 141 kişidir." (s. 163)


"Uygulanan çizginin sonuçları, 1992 bölge raporlarına şöyle yanısıyordu: ‘Dersimde parti içinde cezalandırılanların sayısı 17, şehit düşenlerin sayısı 23'tür. Amed'te parti içinde cezalandırılanların sayısı 38, şehit düşenlerin sayısı 42'dir. Botan'da parti içinde cezalandırılanların sayısı 17..." Evet bu rakamların sayası uzayıp gidiyordu." (s.176)


"Botan Gerilla komutanı telsizle ulu önderimize: ‘Başkanım, Botan'da bizden önceki yönetim tarafından çok sayıda arkadaş yargılanıp öldürülmüş, aileleri durumu öğrenmişler, gelip bize soruyorlar verilecek yanıt bulamıyoruz'.Diyor, Ulu önderimiz şu yanıtı veriyor: O aileler deyin ki, sizin çocuklarınız devrimciydi. İçimize sızan özel savaş ajanları tarafından katledildiler. Biz, çocuklarınızı öldürenleri kısa zamanda ortaya çıkararak intikamlarını aldık. Ne yapalım savaştır, oluyor deyin'..." (s.178)

"Hollanda'da bir evde öldürülen Mehmet Çimen'in cesedi, bir banyo küvetine atılıyor. Küvet asitle dolduruluyor. Yaklaşık iki saat sonra küvetin tıkacı çıkarılınca saç ve kemik dahil hiçbir şey kalmıyor..." ve Mehmet Çimen buharlaşıyor. (s. 251)

Koca bir milletin bütün umudunun buharlaşmaması dileğiyle.

Doz Yayınları 
 
 

Son Güncelleme (Cuma, 30 Aralık 2011 20:21)