Pazar, 19 Kasım 2017
Anasayfa Diğer Yazılar Öfke sorunu çözer mi?

Öfke sorunu çözer mi?

avni_ozgurel11

Avni Özgürel / Batı dünyası 'Öcalan mahkûm edilmesin' demiyor, 'adil yargılansın' diyor. Adil olduğuna kimsenin itiraz edemeyeceği bir mahkeme kararı Türkiye'nin elini güçlendirmekten başka sonuç doğurmaz Abdullah Öcalan'ın nasıl bir kişi, PKK'nın nasıl bir örgüt olduğunu dün anlatmaya çalıştık. Özeti şu: İster PKK ister ERNK, ya da görünüşte kurumsallık ifade eden başka bir isim kullanılsın, hiçbiri gerçeği değiştirmez; aslında bunların hepsi en yalın haliyle sadece Öcalan demektir. Ve 'önderlik' diye zikredilen yapıda da ondan başkası yoktur.

 


PKK 1. Kongresi'ne katılanların hemen hepsinin 'ajanlık' suçlamasıyla ortadan kaldırılmış olduğunu herkes bilir, ama kimse Öcalan'a 'Örgütü tamamen ajanlarla kurmuşsun, sen başkan, bu nasıl iş?' diye sormaz. Ya da 'Bari ateşkes ilan ederken merkez Komiteye haber verseydin 'veya 'Avrupa'nın her ülkesinde ERNK'nın farklı tüzüğü var, bizim elimizdeki tüzük de farklı, bunları birbirine benzetsek' demez. Türkiye'ye bakıldığında da sıcak çatışmanın içindeki güvenlik birimlerinin profesyonelliği dışında, mücadeleye aklın hâkim olduğuna ya da sorunu çözmeye dönük iradenin varlığına hükmetmek zor. Zor, çünkü;


1. Öcalan'a bağlılıkları kendilerince de inkâr edilmeyen HEP, DEP veya HADEP'in varlığına senelerce tahammül eden Türkiye (HADEP'le ilgili kapatma davası partinin kuruluşundan beş yıl sonra açıldı) garip bir şekilde Şerafettin Elçi'nin, Demokratik Kitle Partisi'ne aynı 'müsamahayı' göstermedi. DKP hakkında kuruluşundan beş ay sonra kapatma davası açıldı, RP hakkında yedi ayda karar veren Anayasa Mahkemesi, Elçi ve ekibini 22 ay bekletti. (Son 11 ayda DKP dosyası tamamlanmış sadece karar oturumunun yapılması bekleniyordu.)


2. Düseldorf Mahkemesi'nin Abdullah Öcalan hakkında tutuklama kararı vermesine dayanak olan dosyada ilginç bir video kasedi var. Öcalan'ın 'hain, ajan' suçlamasıyla ölüme mahkûm ettiği, örgütün Avrupa'da üst düzey yöneticiliğini yapmış bir kişi hakkındaki kararın infaz görüntüleri bunlar. Kayıt Bekaa'da yapılmış ve ibret almaları amacıyla diğer yöneticilere seyrettirilmek üzere Almanya'ya gönderilmiş. Bu kasetten dolayı mahkeme PKK'nın önce terör örgütü olduğuna, sonra da 'cinayet şebekesi' olduğuna hükmetti, ama Türkiye ne bu davayla ne de kasetle ilgilendi.


Yanlış yapmamak için 3. Selim Çürükkaya, Diyarbakır Cezaevi'nde yaşadıklarına ilişkin iki ciltlik kitabıyla örgüt içinde ünlenmiş bir kişi. PKK'nın Avrupa'daki bütün yayın faaliyetinin tek yetkilisi vs. Onun PKK'dan kaçıp Öcalan'ı gerçek çehresiyle anlattığı ve ölüme mahkûm edilmesine yol açan Apo'nun Ayetleri adlı kitabı örgütün Avrupa'daki sempatizan kadrolarında büyük kopmalara neden oldu. Türkiye bir şekilde basılmasını sağlayıp herkese dağıtması gereken bu kitabı 'içinde Türkiye'ye ve güvenlik güçlerine hakaret var' gerekçesiyle yasakladı.


4. Öcalan'ın DGM savcıları tarafından alınan ve ana hatları basına yansıyan ifadesine bakın. PKK liderinin anlattıkları, konuya aşina bir gazetecinin üstünkörü araştırmayla örgüt hakkında yazabileceklerinin ötesinde yeni bilgiler değil. Savcılığın hazırlayacağı iddianameyi delillendirmek adına elde ettiklerini yeterli görmesi anlaşılabilir de. Ancak içeriği bilinmeyen, Genelkurmay ve MİT görevlilerince yapılmış sorgunun stratejik hedefi önemli. Burada amaç 'sorunu çözmek' olarak belirlenmişse, kuşkusuz Türkiye'nin rahatlayacağına ilişkin umutlar güçlenir. Ama öfke akla galip gelirse sıkıntılarımızın azalmak yerine artması hiç de ihtimal dışı değil. Nitekim, Öcalan'ın TV kanallarınca yayımlanan ilk görüntülerinin ve söylediklerinin kısa bir tereddütten sonra MED TV tarafından yayımlanmış olması anlamlı. PKK adına Cemil Bayık'ın yaptığı açıklamadaki 'Biz asalım, keselim, saldıralım, diyorduk, Apo karşı çıkıyor, elimizi ayağımızı bağlıyordu' sözlerini, PKK liderinin ifadesinde yer alan 'eylemler hataydı, siyasi mücadeleyi sürdüreceğim' mealindeki beyanlarından ayrı yorumlamak da mümkün değil.


5. Konunun devlet çapında değerlendirileceği kimi toplantılarda dahi öfkenin hâkim olması fazla yadırganacak durum değil. Böylesi çalışmalar genelde önceden verilmiş kararın icrasına dönük olarak 'Sen hukuk tarafıyla meşgul ol, sen basını bu yönde bilgilendir, sen eldeki görüntülerden işe yarar birşeyler çıkar TV'lere dağıt vb.' havasında geçebilir. Oysa Türkiye'nin derdi Öcalan'ı mahkûm etmekten ibaret değil. Sağduyulu düşünülürse görülür ki, Öcalan dünyanın hangi mahkemesinde yargılanırsa yargılansın, hukukun imkân verdiği en ağır cezaya çarptırılacağı kesin bir kişi.

 
Türkiye'nin mahkeme konusunda hiçbir komplekse kapılmadan gerekli düzenlemeleri yapmaması için sebep yok. Dikkat edilirse Batı dünyası da 'Öcalan mahkûm edilmesin' demiyor, sadece 'Adil yargılansın' diyor. Adil olduğuna kimsenin itiraz edemeyeceği bir mahkeme kararı da herhalde Türkiye'nin elini güçlendirmekten öte sonuç doğurmaz. Dünyaya 'bebek katili' diye tanıtılan Öcalan'a Ankara 'siyasi kimlik' verme hatasına düşerse, herhalde tarih 'Vatanı çok sevmenin vatana zarar vermeye mani olmadığı' hükmünü' tekrarlar.


Laikliğin tehlikede olduğunu söyleyip sonuçta 'anti laik' hareketi güçlendiren çıkışları 'çare' diye askerin ve siyasetin önüne koyan; terörü önleyeceğiz gerekçesiyle 'resmi çeteler' organize etmeyi keşfeden ' hukukçu bürokrat gazeteci' bulamacı yine aynı yanlışı yapar mı yapar.
 

 

 



Son Güncelleme (Cumartesi, 04 Aralık 2010 21:17)