Pazar, 19 Kasım 2017
Anasayfa Yazılar Röportaj Allah şifa versin

Allah şifa versin

erdoSelim Çürükkaya / Güneybatı Kürdistanda olan bitenler üzerinde yazmak istiyordum. Çünkü Kürt düşünce dünyasında büyük bir kirlilik vardı. Yalanlar almış başını gidiyordu. Sahte bir devrim yalanları hızla yayılıyordu. Tam bu ara Gazeteci Ahmet Ün  İhlas haber ajansında yayınlamak için bu konuda bir röportaj yapmak istedi. Bende yazmak istediğim konunun geniş bir çevre tarafından bilinmesini  istiyordum.

"Ahmet, Türk basını özgür değil, sansürcü bir basındır, yazdıklarımı olduğu gibi yayınlamaz," dedim, Ahmet de her gazetecinin dediği gibi: "Hayır ben sansür yaptırmam, olduğu gibi yayınlarım" dedi.

Ben Ahmet'in yayınlatamayacağını biliyordum. Çünkü AKP iktidarı hızla değişiyordu. Bundan iki yıl önce  AKP askeri vesayete karşı mücadele verirken, demokratlar ve liberaller ona destek oluyordu. AKP iktidarını sağlamlaştırınca, yavaş yavaş demokratlara ve liberal aydınlara karşı tavır aldı. Bunların yerine eski ergenekoncuları, yaltakçıları, yağcıları, ikame etmeye başladı.  Bulutları, yiğitleri baş danışman yaptı. Altayları basında bir numaraya çıkardı ve istisnasız basının hemen hemen tümünü kontrole aldılar. (İyilerle bir olup kötüleri hal edersin, sonra kötülerle işbirliği yapıp iyileri ezersin kuralı işliyor artık Türkiye'de.)

Öyleki hiç bir gazete hükümet aleyhtarı bir paragraf dahi yayınlamıyor. Gazete yönetmenleri 1945 lerdeki CHP il başkanları gibidirler. Benim röportajda  hükümete yönelttiğim bir iki haklı eleştiri var, ama röportaji yayınlamaktan sorumlu olan kişinin, ne bana, nede benimle röportaji yapan Ahmet Ün' e saygısı var, bize danışmadan makasını atıyor. Çünkü O, bir hükümet görevlisidir ve başbakanı ona bu gerevi vermiştir. Makasını  atıyor, maaşını alıyor. Onun dünyası makas ile maaştır, gerisi lafu güzaftır.


Benim sorunum makasçı değil, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'dır. Çünkü O, giderek APO laşıyor. Yapılan eleştirileri, duymuyor, kimseleri gözü görmüyor, yakınında olanları bile dinlemiyor. Bu bir iktidar hastalığıdır. Allah bu hastalığı kimseye bulaştırmasın! Bu hastalığa yakalananlar, her şeyi kendilerinin bildiğini sanırlar, arkadaşları dahi olsun kimseyi dinlemezler, eleştirilere tahammül etmezler, sonsuz güçlerinin olduğuna inanırlar, dünyaya kafa tutarlar, aya el atmaya calışırlar....... Yazmak zorundayım Türkiye Basbakanı Recep Tayip Erdoğan bu hastalığa yakalanmaya başlamıştır.

Allah Şifalar versin.......

Alahtan bu isteğimden sonra Ihlas haber ajansı tarafından makaslanan röportajımın makaslanan bölümlerini yayınlıyorum:

 "Ahmet ÜN: PYD EL KAİDE VE EL NUSRANIN TÜRKİYE TARAFINDAN DESTEKLENDİĞİNİ VE KÜRTLERİ KALETTİĞİNİ SÖYLÜYOR

Selim Çürükkaya : Evet,  bu aşırı uç örgütler Türkiye tarafından destekleniyordu. Türkiye’nin Suriye politikası baştan beri yanlıştı. Savaş başladığı zaman yazmıştım. Esat rejimi zalim bir rejimdi ve Esat da Saddam gibi bir diktatördü. Türkiye Baas rejimine karşı tavır alırken, bu zalim rejim yıkılsın yerine demokrat ve libaral bir rejim gelsin diye tavır almadı. Baas rejiminden daha demokrasi düşmanı kesimlere yardım etti, eli satırlı sakallıları meydana saldı, gayri müslüm olan herkesi, bunların korkusu ile rejimin saflarına itti. Kürt fobisinin korkusu ile hareket eden Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasını, politikasının hareket noktası yaptı. Sonuçta dünyada yalınız başına kaldı.


Ahmet ÜN: PYD BAAS REJİMİNİN MİLİS GÜCÜ İSE, TÜRKİYE PYD LİDERİ MÜSLİM İLE NEYİ GÖRÜŞÜYOR?


Selim Çürükkaya: O başka bir konu; biraz geriye gidersek, eskiden Öcalan İmralı da Ergenekon veya ordunun emrindeydi. Ergenekon, CHP, Suriye, İran Maliki rejimi bir cephe gibiydi. Öcalan PYD ve Qandil de bu cephe ile birlikte hareket ederdi. Öcalan Cephe değiştirdi, AKP nin rotasını kabul etti. Ve  MİT başkanına söz verdi, sadece Türkiye Kürtlerini değil, dört parçadaki Kürtleri Türkiye’ye bağlayacağım dediği anlanşılıyor. Diyarbakır’ da 21 Martta Sırrı Süreyya Önder’e okutulan metinde, Türkiye sınırlarının genişletilmesinden yanayız demesi bunun işaretiydi. Öcalan saf değiştirince, kendisine bağlı olan örgütleri de kendi safına çekmeye çalışıyor, kendisi tek başına bunu başaramayınca,  MİT seferber olmuş, dış işleri bakanlığı ha keza Öcalan’ ın mektuplarını Qandil’e, Avrupa’ya ulaştırıyorlar, PYD lideri Müslim’ i ikide bir özel uçaklarla getirip götürüyorlar. MİT Müslim ile Öcalan arasında mı gidip geliyor, ikisini buluşturuyormu bilemiyorum.

Müslüm de ayni Öcalan gibi microfon görünce: “biz, özerklik ilan etmeyeceğiz, bağımsız devlet istemiyoruz, federasyondan yana değiliz” diyor. MİT, Dış işleri bakanlığı ve Öcalan Müslim’i cephe değiştirmesi için ikna etmeye çalışıyorlar.



Ahmet ÜN : SİZE GÖRE İKNA ETMİŞLER Mİ?

 Selim Çürükkaya: Sorun ikna olma sorunu değildir. PYD Esat rejimine karşı tavır alabilir mi? Sorun odur! Bir rejimin milis kuvvetisiniz ve başkaları size; rejimin düşmanı olun diyor. Rejime karşı geldiğiniz gibi, yaptığınız hareket ihanet sayılır ve korkunç bir katliamla cezalandırılmanız söz konusudur. Türkiye ABD, Güney Kürt hükümeti olası bir katliamı önlemek için harekete geçebilirse, PYD Öcalan’ın isteği ile cephe değiştirebilir! Ama bu değişim tüm PYD yi mi kapsar o, o zaman belli olur.


Ahmet ÜN: HEVLERDE BİR KÜRT KONFERANSI DÜZENLENİYOR, BU KONFERANS HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZ

Selim Çürükkaya: Kürt konferansı düzenleyen Türk Milli İstihbarat teşkilatıdır. Amacı bütün Kürtleri devletin Öcalan’a savundurttuğu görüşlerin etrafında bir araya getirmektir. Misak i milli sınırlarını genişletmek, Kürtlerin tümünü bağımsız devlet kurma düşüncelerinden uzak tutmak, Ortadoğu’ da ki saflaşmada Kürtleri Türkiye’ nin bulunduğu safa aktarmaktır.

Ahmet ÜN: SİZ KÜRTLERİN HANGİ CEPHEDE YER ALMASINI İSTERSİNİZ?

Selim Çürükkaya: Suriye ve İran rejiminin oluşturduğu saf, geleceği olmayan bir saftır. Kürtlerin o cephede yer almalarını doğru bulmuyorum. Diğer cephede yer alacaklarsa  öyle bedavadan yer almaları doğru değildir. Kürtlerin ulusal hakları var, Kürtlerin inkâr edilmiş varlıkları var, Kürtlerin yasaklanmış dilleri var, Kürtlerin kendi kendilerini idare edemez halleri var. Bütün bunlar pazarlık konusu yapılmalı ve Kürtler eşit ortaklar olarak kabul edildiyse  bu cephede yer almalıdır. Onurlu olan budur, diğeri efendi köle birliğidir, birilerini kandırarak, kullanarak, hile, entrika ile bunu başarabilirsiniz ama yüzünüz açığa çıkar ve nihai olarak başarılı  olamazsınız.


Son Güncelleme (Cuma, 13 Eylül 2013 13:13)