Cumartesi, 18 Kasım 2017
Anasayfa Yazılar Kitap Yorumları Talimatla Kitap yazmak 35

Talimatla Kitap yazmak 35

hasan atillaSelim Çürükkaya / Bu gün artık anlıyoruz ki; profesör Yalçın Küçük, Kürtler ile ilgili tezler yazmak ve bunları kitap olarak yayınlatmak için Abdullah Öcalan’ın yanına gitmemiş ve onun kaldığı yerde ikamet etmeye başlamamıştır.

Yine bu gün anlıyoruz ki; Türkiye Dışişleri Bakanlığı müşaviri, İstihbarat Araştırma Genel Müdürü ve Şam Büyük Elçisi, Yalçın Küçük’ün bacanağı, Sabri Cenk Duatepe, sadece büyük elçi olarak Şam’ a atanmamıştır.

Ve yine anlıyoruz ki; Kızıltepe'de Kürt halkına, Antakya’da PKK’ye karşı savaşan ve pek çok faili meçhul cinayetin faili olan, Albay rütbeli, Jandarma Teknik İstihbarat Daire Başkanlığı görevlisi Hasan Atilla Uğur, sadece askeri Ataşe olarak Öcalan’ın Şam’daki apartmanına yerleştirilmemiştir.

2007 Haziran ayında, Türkiye'de başlayan Ergenekon operasyonlarının ardındaki yargılamalarda, Albay Hasan Atilla Uğur ile prof. Yalçın Küçük’ün tutuklandıklarına, Silivri cezaevinde aynı hücrelere konulduklarına şahit olduk.

İkisi aynı Örgütün üyeleriydi ve mahkeme kararlarıyla bu sabit oldu.

Her ikisi, yirmi yılın üzerinde ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Yalçın Küçük ile Albay Hasan Atila Uğur’un üyesi olduğu örgütün adı Ergenekon du.

Bu örgüt, direktmen Türk Genel Kurmay Başkanlığına bağlıydı.

Öcalan henüz Ankara’ da iken ve ajan olarak değerlendirdiği Pilot Necati’ nin kebaplarını ve tatlılarını yerken, paralarını harcarken Necati Kaya’nın Özel kuvvetlere bağlı çalıştığını söylemişti.

İşte bu günkü Ergenekon, o günkü Özel Kuvvetlerin bu günkü adıydı.

1976 larda Özel Kuvvetlere Bağlı çalışan Pilot Necati Kaya ile birlikte mesai yapan Öcalan, 20 Yıl sonra aynı örgütün üyeleri Prof, Yalçın Küçük ve Albay Hasan Atilla Uğur ile Şam’da birlikte çalıştığına tanık oluyoruz.

Türk Genel Kurmay Başkanlığına bağlı örgütle birlikte yapılan çalışmalar neticesinde:

PKK tasfiye edildi.

Bunu kısa başlıklar altında izah etmeye çalışırsam:

Birincisi; bu tasfiye hareketi yıllara yayıldı, PKK nin yöneticisi, aklı başında olan bütün önder kadrolar tek tek ya öldürüldü, kalanlar, ya ölüme gönderildi, ya kaçırtıldı, ya da iğdiş edilerek boyun eğdirildi.

Öcalan 1999 Yılında Kenya’dan İmralı’ya döndüğünde, soruşturmacısı ve mesai arkadaşı Albay Hasan Atilla Uğur’a bu konuda şunları anlattı:

“PKK ile savaşmak demek, PKK'nın merkezi ile savaşmak demek, devleti anlamayanlarla savaşmak demektir.

PKK'nın bu militan, ne yaptığını bilmeyen çılgınca şeyleri var; ben Şemdin için kırk defa söyledim, çingeneye paşalık vermişler önce babasını asmış.

Şunun için bunları söylüyorum, devlet de savaştı tabii ama ben de PKK ile savaştım.

Alternatiflerin hepsini tasfiye ettim. Daha doğrusu ben alternatiflerin hepsini etkisizleştirdiğim için böyle oldu. (1)

İkincisi; PKK 1978 yıllında Bingöl’de baskısı yapılan, Mazlum Doğan, Mehmet Hayri Durmuş öncülüğünde kurulan bir komite tarafından kaleme alınan, "Kürdistan Devriminin Yolu" Kitabını, Parti programı olarak kabul etti.

Bu programa göre Kürdistan sömürge idi.

Dört parçaya bölünmüş idi.

Bölen ve sömürgeci konumda olan devletler, Türkiye, İran, Irak ve Suriye idi.

Kürdistan devrimi, silahlı halk devrimi olacaktı.

Devrimin hedefi sömürgeci devletler ve onlara bağlı olan yerel Kürt işbirlikçileri idi.

Devrimin amacı, Bağımsız Demokratik, Birleşik Kürdistan’ı kurmaktı.

Abdullah Öcalan PKK nin yurtsever önder kadrolarını tasfiye edince, PKK nin programını kaldırdı.

1986 Yılında Bekaaa vadisinde yapılan PKK'nin 3. Kongresinden sonra, daha önceki Programa göre sömürgeci olan Suriye, Irak ve İran devletleri, stratejik müttefikler olarak kabul edildi.

1988 Yılında Milliyet Gazetesi adına Bekaa vadisine giden gazeteci Mehmet Ali Birand’a; bizzat Öcalan tarafından ‘Biz Misaki Milli Sınırlarına bağlıyız ve Misaki Milli içinde bir çözümden yanayız” dendi.

Bu duruma şaşıran Mehmet Ali Birand'ın

“Ne oldu, Bağımsızlıktan vaz mı geçtiniz? Merkez komiteniz toplandı yeni bir karar mı aldı?” Soruları karşısında:

Öcalan: “Bizde Merkez Komite yoktur, her şey bende başlar, bende biter” demiştir.

Üçüncüsü; PKK süre içinde bütün medeni Dünya’ da terörist bir örgüt olarak damgalatıldı.

PKK yi terörist olarak damgalatan bütün eylemlerin emirleri Şam’dan verildi.

Şam’da görevlendirilen militanlar tarafından bu eylemler yapıldı.

Kürdistan da kadın, çocuk sivil ve silahsız kişilerin katl edilmesi, Örgüt içinde infazların çok korkunç biçimde yapılması, Avrupa ülkelerinde, örgüt mahkemelerinin kurulması, bu mahkemelerin ölüm kararlarını vermesi ve uygulaması, savaşın Avrupa ülkelerine taşınması ve “Avrupa’yı yakın yıkın, Botan’a çevirin” talimatının bizzat Öcalan tarafından Şam’da verilmesi ve bu emrin içinde olduğu video kasetin Hollanda’da yapılan cephe konferansında gösterilmesi, Alman istihbaratının eline kasetin geçmesi, Olof Palme cinayeti ve bütün Avrupa ülkelerinde şiddet eylemlerinin Şam’dan verilen talimatlarla sahnelenmesi, PKK yi terörist olarak damgalamakta en önemli gerekçeler oldu.

Üçüncüsü; Güney Kürdsitan'da KDP ve YNK ye karşı Şam dan giden talimatlar, silahlar ve mermilerle Gerillalar Peşmergeye karşı savaştırıldı, Kürt Kürde kırdırtıldı, her iki taraftan yaklaşık olarak beş bin yetişmiş silahlı Kürt öldürüldü.

Bununda ötesinde Kuzey Kürtleri ile Güney Kürtleri arasında oluşabilecek ulusal birlik ve ulusal duygular, dinamitlendi.

Birlik umutları zehirlendi.

Yine bu konuda 1999 yılında Kenya’dan İmralı adasına dönen Abdullah Öcalan, mesai arkadaşı ve soruşturmacısı, Hasan Atila Uğur’a bakınız ne dedi:

"Ben Türkiye’yi unuttum, 93’lerden beri zamanımın büyük bir kısmını Kuzey Irak üzerine yoğunlaştım ve Talabani Barzani ikilemini çözmeye çalıştım.

Ve şimdi de o tam istediğim noktaya doğru hızla gidiyor.

Barzani ve Talabani’ye nefes aldırmayalım. Bunlar Irak’ı kapmak isteyecekler.

Bu açıdan bizim gücün, Türkiye’ye gelip yasal sürece girecek olanlar girer. Diğerlerinin hepsi orada yoğunlaşsın.

Kesin yani sizin de gözlerinizin önünde olsun.

İşte bu Barzani ve Talabani’nin nefes alamaz duruma getirilmesidir.

Türkiye’nin on yıldır, yirmi yıldır yapamadığını biz yapacağız diyorum.

Tekrar söylüyorum bu parayla pulla alınamaz.

Zaten bir önerim de bu Erbil’i almaktır. Süleymaniye üzerinde biraz Talabani’nin etkisi varsa Duhok üzerinde biraz Barzani’nin etkisi varsa her yerde biz oluruz.

Irak’ta bizimkileri hazırlayalım, orada kesinlikle bizimkileri hazırlayalım, biz orayı tamamen kazanabiliriz.

Arkadaşlar çok rahatlıkla Türkmenler ile ilişkiye geçebilirler. Bu aşiret şeyleri orada aslında azınlıktırlar.

Destek olmasa bile birazcık böyle ayarlama gibi bir şey olursa iyi olur.

Çünkü orası Kıbrıs’tan daha önemlidir.

Hiç kuşkunuz olmasın, böylelikle kazanılmış olacaktır.

Unutmayalım, bugün Saddam gider başkası gelir. Arabın şeye ihtiyacı yok, petrolü zaten var. Arabın ülkesi zaten geniş. Afrika’nın kuzeyinden bilmem nereye kadar, dünya kadar petrolleri var. Bir de o kadar katliam olmuş. Onu tekrar egemen kılmanın gereği yoktur.

Bu Barzani Talabani şeyine ben ilkeli karşı çıktım. Onları oradaki insanların üzerinde etkisiz bırakmak basit bir olay değildir.

Bu konuda çok büyük mücadelem var. Ve bunun ileride Türkiye’nin hizmetine neler katacağını göreceksiniz.

MHP bizimle iş yapsın. Irak Türkmenlerinden benim bir sürü dostum vardır. Türkmenler halis muhlis Türktürler. Onlar Selçuklu Türkmenleridir. Temiz insanlardır. Mehmet Özbek’in Kerkük türküleri falan güzeldir. Dilleri de Kürtçe ile çok iç içedir. Yani işte şimdi MHP iş yapmak istiyorsa gelsin bizimle orada yapsın. Yani gelsin beraber yapalım.” (2)

Dördüncüsü; Kuzey Kürdistan'da ne kadar Kürt örgütü var idiyse, süre içinde hepsi tasfiye edildi ve Kürt halkı alternatifsiz bırakılarak Öcalan’a mahkum edildi.

Beşincisi; Kürt köylüsüne dayatılan savaşla yaklaşık olarak altmış bin kişi köy korucusu olarak devletin safına itildi. Altıncısı ; Savaşan Gerilla’ nın ordulaşması engellendi, güven zehirlendi, insiyatifleri gasp edildi, İran, İrak, Suriye ve Türkiye’nin kullanmalığı haline getirildi.

Yedincisi; PKK örgütünden onlarca, kolayca kafada tutulmayacak, elfabenin harfleri kadar insiyatifi olmayan örgütler türetildi.

Sekizincisi; On milyondan fazla Kuzeyli Kürt yerinden yurdundan edilerek, Türkiye ve Dünya’nın çeşitli ülkelerinde göçmen konumuna düşürüldü.

Dört binin üzerinden köy boşaltıldı, yakıldı yıkıldı.

Dokuzuncusu; Bir milyondan fazla Kürt tutuklandı, işkence gördü, binlerce yıl hapis cezalarına çarptırıldı, binlerce erkek veya kadın dul kaldı, binlerce çocuk yetim ve öksüz yaşamak zorunda bırakıldı..

Onuncusu; Türkiye Devletinin resmi rakamlarına göre 40 bin kişi, öldürüldü, 17 bin kişi “faili meçhul(!) cinayetlerle yok edildi, Öcalan’ın kendi avukatlarına yaptığı açıklamaya göre ise; örgüt içinde 14 Bin kişi iç infazla yok edildi..

On birincisi; ve de en önemlisi, Bağımsız Kürdistan’ını kurulması için oluşan ve savaşan PKK, Bağımsız Kürdistan’ın kurulmaması için çalışan ve savaşan bir ‘PKK’ ye dönüştürüldü.

On ikincisi; bu gün mevcut hali hazırda biz Kürtler için kazanç olarak (!) Abdullah Öcalan’ a tapan bir Kürt kitlesi ile, Türkiye Devletine tapan bir Abdullah Öcalan ortalıkta vardır.

Hiç kuşkusuz bütün bu işleri beceren, yalınız Abdullah öcalan değildir.

Öcalan’ın birlikte çalıştığı, Şam, Tahran Ankara ve Bağdat’tır.

Ve birde Kuzey Kürtlerinin gafil olmasıdır.

Elimdeki bilgilerle artık rahatlıkla söyleyebilirim ki; Şam’daki Sabri Cenk Duatepe, Yalçın Küçük, Hasan Atilla Uğur, Suriye Muhabaratının Öcalan' dan sorumlu elemanı Mervan Zirki PKK nin asıl merkez komitesi gibi bir aralar çalışmışlardır.

Ve Öcalan’ın Şam’dan Ayrılması, Avrupa ve Afrika turu yapması, filminin rejisörleri büyük bir ihtimal ile, Şam’daki iki bacanaktır.

Bu filmde Öcalan, mağdur pozisyonunda baş roldedir.

Ergenekon’un düşman gördüğü İsrail, Amerika ve Yunanistan Öcalan’a komplo yapan zalimlerdir.

Öcalan’a tapan bütün Kürtler figürandır.

Türkiye’nin Öcalan'ın Şamdan çıkarılıp İmralı' adasına getirilmesinde rolü çok azdır(!)

Nitekim dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e söyletilen cümle ile taş gediğine konulmuştur.

“Ben hala Amerika’nın neden Öcalan’ı bize verdiğini anlayamadım.”

Bu Ecevit, 1974 yılında Türkiye’de Başbakandır.

1952 Yılında Genel Kurmay Başkanlığı bünyesinde Kurulan, Özel Harp Dairesinden 1974 Yılına kadar haberi yoktur.

Bu dairenin başındaki M. Kemal Yamak ölmeden önce kaleme aldığı anılarında şu satırları yazdı:. “ Genel Kurmay Başkanı, Semih Sancar: ‘O halde sen Milli Savunma Bakanına kısaca daireyi tanıt, Meydana gelen durumu anlat, kendisi ile Başbakan’a özel bir birifing sunalım ve her şeyi önlerine koyarak destek isteyelim’ emrini verdiler….. Bu konuda ne sayın bakanın, nede Başbakan’ın haberi vardı. Milli Savunma Bakanı rahmetli sayın Hasan Esat Işık, Başbakan da Sayın Bülent Ecevit’ti.” (3)

Ve Öcalan İmralı adasında Apartman komşusu, soruşturmacısı Hasan Atila Uğur’un karşısında oturduğu zaman, gizli olarak çekilen kameraya konuştu.

Bu çekim, AKP iktidarı döneminde Operasyonlarla tutuklanan, Ergenekoncular İle iktidarda olan AKP arasında ipler kopmak üzere olduğu noktada kamuoyuna servis edildi.

Bilmememiz gereken noktalar makaslandı.

Ben Öcalan’ın konuşma tarzını, cümle kuruluşunu, düşünce sistematiğini, nefes alışını, iyi bilir, karekterini tanırım.

Konuştuğu her şeyin ona ait olduğunu bilirim.

Bunun için kendisine ait olan alıntıları aşağıya almayı gerekli gördüm.

Öcalan Türkiye’ ye döner dönmez, Albay Hasan Atila Uğur’a taşeron olmak isteğini önerir: “Benim buraya gelişim ile Batı, Rusya, İran panik durumuna girmiştir.

Devletin direkt olarak bir şey yapmasına gerek yok, biz taşeronuz.

Bunlarla yani, Kafkasya’dan Suriye’ye bütün güçle Türkiye’nin emrine gireceğiz, Ve müthiş olacak, bunu küçümsemeyin

. Bu, Türkiye’yi müthiş büyütecek. Büyüyen Türkiye’den de herkes kazanır. Buna neden kimse karşı çıksın ki...

En büyük hizmet tutkusu bendedir. Çatışmalar ve eylemlerle ilgili bin kat acılar içindeyim. Ben bu ülkeye hizmet nasıl yapılır onu göstereceğim. Başka ne yapayım?

Ben eylemlere yüzde doksan karşı idim. En büyük hizmet tutkusu bendedir. Dünyadaki en büyük işleri taşeronlar yapar(4)

Öcalan sadece bunu söylemekle yetinmez, henüz çocukken bile devlete hizmet ettiğini, Kemalizm’in en büyük militanı olduğunu, devletin kendisine ‘gel otur’ demediğini, bundan sonra devlete nasıl hizmet edeceğini de anlattı:

“Hizmetimi çocukluğumdan beri kanıtlarım. Ben tekrar söylüyorum, Atatürk’ün üzerinde yoğunlaşıyorum. Demokratik Cumhuriyet, Atatürk’ün en önemli amaçlarından biridir. Ve bu çizginin en büyük militanlarından birisi benim.

Ben bu devlete büyük güç ile en iyi evsafta çalışacak biriyim. Bunu da sizlere çocukluğumdan beri kanıtlayabilirim.

Milyonlarca insanı ilaç gibi kullanacağız. Şu koşullarda bunu söylememin ne kadar değeri olduğunu bilmiyorum ama ben bu değilim, Apo bu değil. İş yapacağım, hizmetim olacak. Milyonlarca insanın gücünü ilaç gibi kullanacağız diyorum tekrar, yani katacağım.

Türkiye’yi daraltan her şey tam tersine dönüştürülecek. Bunu yapmak az bir hizmet değil. Bu, yalnız benim zora soktuğum yönleri düzeltmeyecek. 75 yıl öncesinden daha güçlü bir Türkiye katkısı yapacağım. Onları düzelteceğim. ‘Dur, gel şerefinle otur’ deseydiniz.. Ama tarihte de bunlar çok olur biliyorsunuz, benim en büyük ızdırabım bu.

Ben şimdi mi bunu söylüyorum, hayır; Ortadoğu’da iken de bunları yaşadım. İnanılmaz acılar içinde idi diyorum. Bir kişi el uzatsa da “Dur, gel şerefinle otur” dese idi ama olmadı. Şimdi diyorum; bu imkân dilerim doğar ve gerçekten bu ülkeye hizmet nasıl yapılır onu göstereceğim.(5)

Abdullah Öcalan, artık maskelerinin hepsini çıkarmış ve konuşuyor, devlete yapacağı hizmeti bir bir gizli kameraya anlatıyor: "Bakın ilkokul sıralarında cami hocası vardı, köyde. Ben hep onun arkasına geçip namaz kılardım. Bana dedi ki, "Sen böyle gidersen uçarsın, yani evliya olursun". Babam da bana "Oğlum, senin alnında fetih yazıyor, sen tuttuğun her işi başarırsın" derdi.

'Gel şunu yap' deyin, bu benim için emirdir. Birçok solcu güya özgürlük, birçok sağcı güya devleti kurtarmak adına devleti en zor konuma düşürmediler mi? Ben bunları geç de olsa gördüm.

Ben basit bir çıkarcılık peşinde değilim. Ama size baktım; "Kendi devleti için böyle çalışan, kendi devletinin amacına bu kadar bağlanmış bir insan bende ancak hayranlık uyandırır" dedim.

Çünkü doğrusunu söylüyor, doğrusunu düşünüyor; bu durumunuz bende saygı uyandırıyor. "Gel" diyorsunuz "şurada şunu yap"; bu benim için emir diyorum, yapmam gereken budur, diyorum.

Devlet bana hizmet imkânı versin Burada ben oyun oynamıyorum. Eğer devlet bana hizmet imkânı verirse, çok açık söylüyorum inanılmaz gelişmeler ortaya çıkacak. Yani doğudaki halkın Cumhuriyetin taze bir kanı haline getirilmesine çalışacağım. Beğenmediyseniz, bana ne yaparsanız yapın diyorum.(6)

Devletin akıllı bir eri olduğunu, on yedi yıldan beri bu yeni çalışmaya kendisini hazırladığını çekinmeden itiraf ediyor: "On yedi yıldır iki kelime öğrenmedim, hep bu göreve hazırlıklı olmak için. (Suriye'de yaşadığı yıllarda Arapça öğrenmemesini kastediyor.) Böyle bir çalışma imkânından kopmamak için böyle yaptım diyorum.

Mesele, bir işi güzel sonuçlandırmak değil midir! Buna yardımcı olun diyorum. Devletin akıllı bir eri gibi çalışacağım Şimdi bu noktada ben tekrar rica ediyorum, ben devletin bir eri gibi, oldukça akıllı bir eri gibi çalışacağım. Bu düşmanlık en fazla bana ve devlete yapılmıştır. Ben neden devletin bir eri olmayacağım! (7)

Devletle birlikte büyüdüğünü itiraf eden Öcalan, Kürtleri bir Mimar mahareti ile devlete nasıl başlayacağını da anlatıyor:

"Yani şimdi biz devletle büyüyen insanlarız. Büyük bir arzu içindeyim. Şu anda milyonlarca insanı bağlayabilirim bu devlete. Mimar gibi bağlayacağım, çok güzel bağlayacağım, zaten çirkin işi sevmem diyorum.

Şimdi hizmet isteğim o kadar büyük ki, parlamentoya yaptırılamayacak işleri yaptırabilirim. Hem de iki üç katını yapabilirim. Para harcatmadan yaptırabilirim. Ve Kürt olayında beş on ülkeye tonlarca istihbarat, para vs. ile dev şeylerin yapamadığını, tek başıma ve kuruş masraf ettirmeden ben yürüteceğim.

Emin olun, bunları yaşayacağız. Bunlar az önemli değildir.(8)

Kalan Örgütü tamamen nasıl tasfiye edeceğini defalarca anlatan Abdullah Öcalan, tekrar anlatıyor:

"Kaç defa bunu söylemiştim, bir güvence istiyordum aslında çünkü o 93'ten sonraki şey dehşet verici idi. Yani çıkmazda kalmıştım. Ama can havli ile de büyük çalışıp mücadele ettim. Yaşatmak için oldukça çalıştım, bunu inkâr etmiyorum, ama bir an önce bütün örgütü de aşarak devlete her an koşmaya hazır bir pozisyon arz ettim.

Çok önemli, örgüte diyeceğim; önce gel devletini tanı, devletini tanımadan sen onun nesine karşı çıkıyorsun, deli misin, bir defa hata yaptık, bir daha yapmayalım. Şiddeti bitirip, örgütü tasfiye edeceğiz. Bu işe temelde çok katkımız olacak; çünkü temelde şiddetten uzaklaşma kararı büyük bir karardır.

Siz de söylüyorsunuz, en temel şart terörden uzaklaşmak değil midir? Sonrasında örgütün tasfiyesi gelecek, zaten şiddet bitti mi ortada örgüt kalmaz. Yani yasaya uyuyoruz, uyacağız, bunu önemle bilmeniz gerekir. (9)

En son Hasan Atila Uğur, Yani Kızıltepe' de Kürt katliamcısı, Antakya’da Gerilla katili, Türk Albay ve istihbaratçısı Hasan Atilla Uğur için sarf ettiği sözleri aktarmakla konuyu noktalamak istiyorum. Anlayan Kürtler anlar, anlamayanları hendeklerde, dağlarda koyunlar gibi yok ederler, kalanları kılıç artığı olarak kullanırlar.

Dikkat ederseniz sizin dediklerinizin, yani bir öğretmen gibi dediklerinizin gereğini yapıyorum.

Ve bu ayıp bir şey de değildir. Bu erdemdir. Devletin büyük bir tecrübesini dile getirenden öğrenmek erdemdir. Ben bunu gerçekten saygın öğrendim. Yani karşımdaki soruşturmacıdır falan demedim.

Karşımdaki bir öğretmendir dedim ve dağlar kadar öğrendim.

Yarın örgüte işte devlet budur diyeceğim. Yani daha önce söyledim; bir gün gösteririm isterseniz size ben PKK'lılarla nasıl savaştım. Eğer devletten daha fazla savaşmadıysam görün, kanıtlayacağım size bunu.(10)

(1.2.4.5.6.7.8.9.10) http://madiya.net/index.php?option=com_content&;view=article&id=238:aponun-ayetleri&catid=43:aratrma-nceleme

Bu ifadeler, İstanbul'da yayınlanan Aydınlık Gazetesinde yazılı olarak, yine İstanbul' da yayın yapan Ulusal Kanal’da görüntülü olarak yayınlandı. İmralı’daki Öcalan ve Qandil’ deki Başkanlık Konseyi itiraz etmedi. Sadece Öcalan’ın avukatları yayının durdurulması için mahkemeye baş vurdu. AKP yanlısı gazete ve televizyonlar “ Öcalan’ın imajı çiziliyor” gerekçesi ile yayına karşı çıktı. Ergenekoncular ile AKP’ nin anlaşması sonucu, Ergenekoncu Askerler serbest bırakıldı ve bu konuyla ilgili yayınlar durduruldu..

(3) Gögede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler, Kemal Yamak, 3. Baskı, Doğan Kitap, sayfa 285

Son Güncelleme (Cumartesi, 09 Nisan 2016 21:10)