Makalelerim

Sezar ilkesi

Abduldevlet’in tahakümündeki örgüt demokratikleşiyor nihayet, o­nun deyimiyle “demokrasi gümbür gümbür geliyor.”
Hatta Abduldevlet yalnız kendi örgütünü değil,
Türkiyeyi ve Ortadoğuyu da demokratlaştıracakmış,
dalkavuk kalemler öyle yazıyor, yazılan ve söylenene böyle inanılıyor…..
Abduldevlet 19 Mayıs 2004 tarihli Avukatlarla görüşmesinde kendi örgütü içinde bundan sonra geçerli olan demokratik anayasayı açıkladı.
Demokrasinin geleceğini oradan çıkarabildim!
Bu yeni anayasa iki ilkeden veya maddeden oluşacakmış, birinci ilke Sezar ilkesi, ikinci ilke ise Dilek Kurt ilkesiymiş.
Bu iki ilkeye uymayanlar, demokrasi gereği halledilecekmiş ama halledilme yöntemleri biraz garip!
Bilindiği gibi Sezarlar Roma‘sı millattan önceki tarihlere ait. Koca Roma imparatorluğunda geçerli olan bir yasa varmış ve bu yasa yalnızca soylulara ve Sezarların komutanlarına karşı uygulanıyormuş.
Bu yasaya göre Sezarlara ihanet eden, o­nlara karşı gelen veya büyük suçlar işleyen komutan veya soylunun eline bir kılıç verilir ve bir odaya kapatılır.
Suç işleyen kişi kendisini kılıçla öldürmek zorunda bırakılır.
Bu Roma İmparatorluğuna özgü, yasa ile belirlenmiş bir ceza yöntemidir.
Başka idam yöntemlerinden tek farkı, ölen kişinin cellatlığını kendisinin üstlenmesidir.
Abduldevlet millattan önce Roma’da geçerli olan bu yasanın bundan sonra demokrasi adına kendi örgütünde geçerli olacağını şu cümlelerle açıklıyor:

“Disiplin kurallarına ilişkin ilkeler söyleyeceğim.
Komutanlık yapmış olanlara Romalı general Patus’un ilkesi uygulanmalı. Biliyor musunuz bu ilkeyi?
 
Avukatları: -Hayır!
 
“Mücadeleden kaçma varsa, değerlere ihanet etme varsa, komplo işlerine giren varsa, bu komutanlara, yani önde gelenler için bu ilke uygulanır. Bu ilke şu demektir. Kendi kendini kılıçla öldürme. Eskiden kılıçla yapılıyormuş. Şimdi kılıç yok, bir kurşun verilir. Biliyorsunuz. Brütüs Sezar’ı vurdu ve bu ilkeyi kendine uyguladı. Sezar’a ihanet ettiği için. Bundan sonra bana ihanet eden varsa, APO’ya komutanlık düzeyinde ihanet eden olursa Patus ilkesi uygulanır. Bizde de ihanet edenler böyle yapacaklar.”
(19 Mayıs Avukat görüşmesinden)
Abduldevlet anayasasının birinci ilkesi böyle iken; ikinci ilkesi bundan daha ilginçtir. Gerçi bu ölümle ilgili bir ilke değil, bir “yaşayabilme” ilkesidir. Oda en az köleci dönemden kalmadır. Ama Ortadoğuya demokrasi getirme iddiasındaki bir zihniyetin, kölecilik anlayışının açık bir örneğidir.
Abduldevlet, buna “Dilek Kurt ilkesi” adını vermiştir.  Dilek Kurt Hollanda Pasaportuna sahip olmasına rağmen Abduldevlet’in çağrısıyla çocuklarını Hollanda da terk ederek “Barış Grubu” adı verilen bir grupla birlikte Türkiyeye gitti. Ve iye devletine karşı hiç bir „suç” işlemediği halde, kendini devlete teslim ederek o­n sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. İşte Abduldevlet, kendi örgütünde yer alan herkesin bundan sonra bu Dilek gibi olmasını istiyor ve bunu anayasasının bir ilkesi haline getiriyor.
Konuyu avukatlar aracılığıyla kullarına şöyle izah ediyor:
“Bir diğer ilke ise şu. Dilek İlkesi diyorum buna. Dilek Kurt’ tan bir mektup geldi. Eski  20 Şubat tarihli. Evli bir kadın. Sizin yaşınızda çoluk çocuğu var. Dışarıdayken de tanıyorum o­nu. Bana son derece bağlı. Çizgisini sürdürüyor ve şunu söylüyor. Aynen yazın: „Tüm özlem ve arayışlarımın yanıtı, gerçek sevgimin ve barışımın teminatı; yokluğun acıtsa da, kanatsa da yüreğimi, her sabah güneşten beslenerek güne daha güçlü ve umutlu başlıyorum. Seni çok özlüyorum.” diyor.
Bunun anlamı şu; bu evli bir arkadaşımız, 40 yaşlarında. Çocuklarını, evini Avrupadaki yaşamını bırakmış. Biliyorsunuz barış grubunun içinde yer alarak geldi. Şu anda cezaevinde. Buna Dilek İlkesi diyorum. Bu ilke uygulanacak. Bu temelde bana bağlı olmayan zayıf kişilerin bizim örgüt şeyinde yeri yok” (19 Mayıs avukat görüşmesinden) Dilek Abduldevlet’e körü körüne bağlılığıyla çağımızın gerçek kölesi ve Abduldevlet kendi örgütünde yer alan herkese Dilek‘leşmeyi dayatıyor.
Böyle  olmayanları “zayıf kişilikler” olarak değerlendiriyor ve bizim “ortamımızda yerleri yoktur” diyor.
Abduldevlet anayasasının birinci ilkesi, militanlarını kendi eliyle kendilerini fiziki olarak imha etmesini sağlıyor. İkinci ilkesi insanı ruhen imha ediyor. Hangisi hangisinden daha insancıl? Onu size bırakıyorum! Ama Rıza Altun‘un Sezar ilkesi ile Dilek Kurt ilkesi arasında kaldığını kesin biliyorum. Kırk katırla kırk satır arasında kalmak gibi! Ama Rıza hangisini tercih edecek? Üçüncü bir yol arayışı varsa; ben yardımcı olmaya hazırım.
Ve Abduldevlet’in yeni anayasasının özeti şudur:
Ya benim emrimle Dilek Kurt gibi gelip TC’ye teslim olacaksınız, ya da emrime karşı geldiğiniz için elinize silahı alıp kendi kendinizi vuracaksınız!”
27.05.2004

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı