Makalelerim

Yaşar Kaya’ nın son yalanı

Selim Çürükkaya/ Yaşar Kaya hakkında ikinci bir yazı yazmak istemezdim.
Ama son attığı kocaman yalanları, bana ve Hüseyin Erdem’e beslediği düşmanlığı sergileyince susmam doğru olmazdı……

Bakın son yalanını yüzü hiç kızarmadan nasıl atıyor. Kendi kendisine şu soruyu soruyor:

Kürt PEN´i başkanı olarak yanına Selim´i ve Van´lı Senar Turgut´u alarak Rio de Jenerio´ya Brezilya´ya gider. Dünya Pen´i genel kurulunda Kürt Pen´i kabul edilir. Şimdi soruyorum, Selim ve Hüseyin Erdem kimin parası ile Brezilya´ya gittiler? O pahalı otellerin parasını kim ödedi?”
Ve yanıtı ikinci bir soru oluyor:

“-Kim ödedi?”

Cevabını yine kendisi veriyor:

“-Tabii ki Senar Turgut”

Yaşar Kaya, beni Hüseyin Erdem‘i ve Senar Turgut‘u kendi kendine sorulu cevaplı tanıtıyor:

 

“-Okuyucularımız Selim Çürükkaya´yı tanıyorlardır. En azından şu anda nerde ve ne yaptığı biliniyor. Hüseyin Erdem´de öyle. Ama Senar Turgut kim ve şu anda nerede olduğunu biliyor musunuz?

„Kısaca anlatayım, Senar Turgut şimdi Londra´da, 7-8 senedir cezaevinde yatıyor.”

„Neden cezaevinde?

“Tabii ki uyuşturucudan”

Bu satırları okuyunca Yaşar Kaya’nın seviyesizliği hakkında bir karara vardım.

Gerçekten neden bu yalanları atmaya ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalıştım. Bir kere ben 1992 Aralık ayında Rio Djenerio da yapılan PEN kongresine gittiğimde, Yaşar Kaya PEN üyesi değildi. Çünkü o güne kadar yazdığı bir kitabıda yoktu. Ikincisi Yaşar Kaya o tarihe kadar PKK ve ona bağlı çevrelerde bir “şey” değildi. Bu iki nedenden dolayı, benim neden, niçin, nasıl PEN kongresine katıldığımı bilemez.

Onun yalanlarını açığa çıkarmak, hem de bu iddiaları açıklığa kavuşturmak için konuyu kısaca izah edeyim: Ben daha cezaevinde tutukluyken Kürt PEN’in üyesi olmuştum. Çünkü üç adet kitabım yayınlanmıştı. İki adet kitabı yayınlanan ve kulübe üye olmak isteyenler, olabiliyordu. Ben de öyle yaptım. 1992’de Almanya‘ya geldiğimde Kürt PEN‘inin başkanı Hüseyin Erdem ile tanıştım. Yedi dili ana dili gibi bilen, efendi, kibar, yetenekli, başı dik, dalkavuk özelliği olmayan ve kimseye zararı dokunmayan gerçek bir aydındı.

 Hüseyin ile diyaloğumu geliştirdim. Bir ara bana PEN kongresinden söz etti, katılmak istediğimi söyledim. Bu konuşmamızın üzerinden yaklaşık onbeş gün geçmemişti, PEN‘in merkezi beni en uzun süre cezaevinde kalan üyeleri olduğumdan ve yattığım ünlü cezaevini anlatmam için kongreye davet etti. Elime bu davetiyeyi alınca, üç gün sonra Hollanda‘da yapılan PKK Avrupa Merkez Komite toplantısına katılmaya gittim. Avrupa PKK merkezinin bir üyesi olduğum için, komiteye PEN kongresine katılmak istediğimi söyledim ve davetiyeyi gösterdim.

 

O tarihlerde merkezin 13 asıl 2 yedek 15 üyesi vardı. PKK Avrupa Merkez Komitesi oybirliği ile PEN kongresine katılabileceğimi kararlaştırdı. Rio‘ya gidip gelmem için elbette bana para lazımdı. Bu paranın miktarını yazıyorum: Beşbin mark! Bu Parayı da Örgüt ödedi. Yaşar Kaya‘nın hatırı için parayı veren kişinin adını da vereyim: O tarihte Avrupa‘da PKK’nin muhasebe işlerine bakan Karakoçanlı “Erol”du. Ve Parayı Erol ödedi. Bu durumu şu anda sağ olan PKK Avrupa merkez üyeleri bilir. Bunlardan birisi Yaşar Kaya ile Ortak dostumuz Akif Hasan’dır. Akif Hasan‘a sorup gerçeğini yayınlamazsa gördüğüm yerde hesabını sorarım.

Gerçek böyle iken; Yaşar Kaya neden beni “Senar Turgut” un parasıyla Rio‘ya gönderiyor? Daha önce beni Türk istihbaratına bağlatan Yaşar Kaya, şimdi artık eski yalanlarını kimsenin yutmayacağını anlayınca, bu kez eroinciler ve mafia ile bağlantılı olduğumu göstermeye çalışıyor. Oda Önderi Apo‘nun taktiğine başvuruyor. Bilinir ki; daha önce Önderi Apo‘nun hapishanesinden kaçıp Beyrut‘a gitmiş, parasızlıktan bir mağarada kalıyordum. Apo, o zaman ki Kontağı “gazeteci” İsmet İmset‘e telefon açarak, “Selim‘in mafya başı olduğunu ve PKK‘nin 40 bin dolarını alarak kaçtığını” söylemişti. Apo‘nun “dostları” bu haberi acilen, Türkiye´de ingilizce olarak basılan ve elçiliklerin takip ettiği Türkish Daily News gazetesinde yayınlatıyorlardı.  Bununla yetinmiyorlar Star televizyonunda yayınlanan bir porgramda, benim mafya ile olan “ilişkilerimi” konu ediyorlardı

.

Apo ve onun “dostlarının” amacı Beyrut‘tan çıkmamı engellemekti.  Bakınız Beyrut‘tan çıkmam, Suriye istihbaratı ve Apon‘un adamları tarfından öldürülmemem Yaşar Kaya‘ya nasıl koymuş!…

“Selim Çürükkaya´yı Beyrut´tan kaçırıp getiren adam Hüseyin Erdem´dir. Çürükkaya Apo´nun Ayetleri kitabın da bunu tavsilatlı olarak anlatır. Erdem Alman PEN kulubünü sadece Selim için harekete geçirir.”

Hüseyin Erdem‘in işlediği büyük insanlık suçuna bakın!

Selim‘i Beyrut‘tan kaçırmak!”

“Alman PEN‘ini Selim‘in kaçırılması için harekete geçirmek!”

“Selim‘in öldürülmesini engellemek!”

Bu durumu izah edersem hem Yaşar Kaya‘nın hem de Hüseyin Erdem‘in kalitesi ortaya çıkacaktır. Ben Apo‘nun bir diktatör olduğunu, Suriye istihbaratı ile birlikte çalıştığını, Suriye ve Türkiyenin anlaştığını, Öcalan‘ı da bir kumanda (TV kumandası) gibi kullanarak Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücedelesini tasfiye etmeye başladıklarını fark ediyorum. Bu duruma isyan ediyorum. Tutuklanıp Bekaa‘da hapse konuluyorum.

Hapisten kaçıp Beyrut‘a gidiyorum.  Apo, bu durumumu aynı gün Suriye muhaberatına, Türk istihbaratına bildiriyor. Apo‘nun adamları, Türk istihbaratı ve Suriye muhaberatı beni ortadan kaldırmak, bunu başaramadılarsa Şam‘a ve Ankara‘ya götürmek için harekete geçiyorlar. Operasyonlar yapılıyor.

Beyrut‘ta kaldığım Kızılhaç binası, Suriye istihbaratı tarafından sarılıyor. Ve bu binada mahsur kalan ben, Kızılhaç sekreteri Pascal Kuttad aracılığıyla Kürt PEN‘in başkanı Hüseyin Erdem‘e baş vuruyorum:

„Hüseyin, Beyrut‘ta Kızılhaç binasının dokuzuncu katındayım, bina Suriye muhaberatı tarafından sarılmış, bana yardımcı ol” diyorum.

Hüseyin Erdem bu mesajımı yalnız Alman PEN‘ine değil, Londra’daki merkezi PEN‘e de iletiyor. Merkezi PEN, direkt Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine başvuruyor ve oyun bozuluyor. Suriye beni yakalayıp götüremiyor. Türkiye beni almak için Birleşmiş Milletler Lübnan temsilcisi Salvatore nezdinde girişimlerde bulunuyor! Başarılı olamıyor. Apo beni öldüremiyor. Lübnan havalanında muhaberat aracılığıyla bana pusu kuruluyor.

Başarılı olamıyorlar, aşıyorum!

Avrupa’ya ulaşıyorum.

Apo’nun Ayetleri’ni yayınlıyorum.

Hüseyin Erdem, kötü mü yaptı? Ben PEN’in bir üyesiydim.
Uluslararası Kızılhaç’ın tanıklığında hayatım tehlikedeydi.
Bu durumu bir yazar olarak başkanım konumunda olan Kürt PEN Başkanı Erdem’e bildirdim.
Ve o da doğal olan görevini yaparak, müracatımı PEN‘in merkezine iletti.
Hayatımı kurtarmakla birlikte Apo‘nun Ayetleri‘ni de kurtardı.
Apo‘nun Ayetleri, hem Apo‘nun hemde Yaşar Kaya‘nın ne olduğunu orta yere koydu.

Yaşar Kaya‘nın terbiyesizce Erdem‘e saldırması bundandır:
Kendisi o dönemde Kürt PEN‘inin başkanı olsaydı ne yapardı?
Durumumu PEN‘in merkezine değil, Şam‘daki Öcalan‘a bildirirdi.
Yakalanmam, öldürülmem ve ebediyen susman için her çabaya başvururdu.
Evet Yaşar Kaya ile Hüseyin Erdem farkı budur, işte budur!

Onda şeref, namus, haysiyet, bir gram insanlık, mertlik ve yurtseverlik olsaydı, çıkardı orataya derdi ki:

„Biz hepimiz yalaka olmuştuk. Biz hepimiz kanlı bir çizmenin önünde yere yatmıştık, insanlığı, erdemi, onuru ayaklar altına almıştık. Kendi irademizi hain bir diktatöre teslim etmiştik. Kişiliği olan insanlarımızı ve kurumlarımızı diktatörün emriyle yerle bir etmiştik. Bir sen bunu yapmadın Hüseyin Erdem”

Bunu söyleyecek kalite de değil! O, kendi yazarına sahip çıkan bir PEN‘den değil, yazarını rejime jurnallayıp ölüme gönderen  PEN’den yanadır. O diktatörü eleştiren yazarla değil, öven „yazarla” arkadaştır. Bir de utanmadan liberal geçiniyor! Bu gün Hüseyin‘in hakkını teslim etmeyen bu dalkavuk, o gün Hüseyin Erdem‘i yazı yazdığı gazetenin köşesinden ölümle tehdit ediyordu. Hüseyin Erdem de haklı olarak onun makalesini tercüme ederek PEN‘e yolluyor ve PEN aracılığıyla yazdıklarını tekzip etmeye çalışıyordu. Yaşar Kaya PEN‘in yazısı üzerine tükürdüğünü yalıyor, kendi yazdığı köşede tekzibi yayınlamak zorunda kalıyordu.

Şimdi ise utanmadan şöyle yazıyor:

„Sonra Hüseyin Erdem Uluslararası PEN´e beni şikayet etti. PEN genel sekreteri bana bir mektup yazdı. Mektup bende hala duruyor.”

Ve Yaşar Kaya diyor ki:

„Hüseyin Erdem Avrupa´ya gelir. Bakar ki Kürtler uyuyorlar ve Kürt parası açıktır. Hemen Kürt PEN (Kürt Yazarlar Birliği)´ni kurar. Karısı Emine dahil, ona itiraz etmeyecek beş-altı kişi bulur. Ben de isimleri var. Kongre yapmaz, kimseyi üye kaydetmez. Kürt PEN´i ben de kocaman bir dosyadır.”

Evet Kürt PEN’inin kurucusu Hüseyin Erdem’dir. Onun döneminde dört parçadan Kürt yazarlar Kürt PEN‘inin üyesiydiler.

Yaşar Kaya yalan söylüyor! Hüseyin Erdem Kürt PEN‘inin başkanıyken onlarca Kürt yazar PEN‘e üyeydi. O dönemde Yaşar Kaya daha tüccardı, yayınlanmış kitabı da yoktu. PEN tüccarlar klübü olmadığından, üyesi değildi. Ve Hüseyin Erdem Kürt PEN‘in başkanıyken Kürt PEN‘in bir düzeyi, seviyesi, kalitesi vardı.

Sadece bir örnek vermek istiyorum:

1992’de Rio da yapılan PEN Kongresi, Hüseyin Erdem ve Senar Turgut‘un Yaptıkları “Siyamed û Xecê ” filminin gösterimiyle açıldı. Dünyanın en büyük üç yüz yazarı bu Kürt filmini izledi ve ayakta alkışladı. Aynı akşam Brezilya‘da pek çok televizyon kanalı Kürt filmi Siyamed û Xecê’den parçalar yayınlayarak, yaşaklanmış Kürt kültürü ve zulüm altındaki Kürt halkından bahsettiler. Hüseyin Erdem PEN‘i bunu başardı.

Ve bunu başardığı için ve Hüseyin, PEN‘i Apo‘nun uydusu yapmak istemediği için ve Hüseyin boyun eğmeyen yazarın ölümüne okey demediği için, Yaşar Kaya ve diğer dalkavuklar harekete geçirilerek Kürt PEN‘inin defteri dürülmüştür. Bakın Yaşar Kaya bunu nasıl anlatıyor: “Kürt PEN´i gerçek Kürt yazarlarının eline geçmesin diye, (gerçek yazar dediği kendisi ve kendisi gibi dalkavukları kast ediyor) o binbir dolap çevirdikçe, ben çok zorlandım. Kongre yapıldı. Bu iş artık Hüseyin Hebeş´te kalmıştı. Sonra çalışamaz hale geldi. Şimdi ne durumda kimse bilmiyor. Evet en önemli Kürt kurumuda böylelikle tarihe karışıp gitti” (itiraf ediyor, en önemli Kürt kurumu ve onun başkanı diktatöre karşı çıkan bir üyesinin yaşam hakkına sahip çıktığı için başkanı onurlu davranıp PEN`i Aponun paravan örgütü haline getirmediği için tarihe karışıp gitti” demek istiyor, ama diyemiyor). Yazık sana ve yaşına başına!

Kendine çok roller biçiyorsun, politikacı, yazar gazeteci, bilmem neyin başı geçiniyorsun. Ama hepsi hikayeden ibaret!
Sen nesin, biliyor musun? Sana açıkça söyleyeyim! Benim ülkemde, kendi ülkelerinin özgürlüğü için cezaevlerinde dağlarda, köylerde, kasabalarda direnen, düşünce üretebilen, uzağı gören insanlarımız tek tek ortadan kaldırılırken ve bu kaldırılma olayının altında Suriye, Türkiye ve Apo‘nun kirli ittifakı varken, kitleler de hızla sürüleştirilirken, çoban sürüyü uyandırabilecek kişilere karşı bekçilik yapacak “adamlara” ihtayaç duymuştur. Soldan “Belli‘”yi, sağdan “seni” almıştır. Senin, bunun dışında hiç bir kıymeti harbiyen yoktu. Çoban sürünün bir kısmını kurtlara, bir kısmını kasaba teslim edince, sana ihtiyaç kalmamıştır.

Ve sokağa salınmışsın!…

Hala alışkanlığını terketmemişsin, eskiden saldırdığın kişilere tekrar saldırıyorsun ve hızla kendine sürü sahibi yeni bir çoban arıyorsun.

 

21.10.05

 

Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı