
Dağların Kilidini Ararken
Dağların Kilidini Ararken: Erbil’de Bir Basın Toplantısı



4
2023 yılında, kitabım Dağların Kilidini Kaybettik Bağdat’ta Arapça olarak basıldığında, içimde uzun bir yolculuğun yankısı vardı. Bu sadece bir çeviri değildi; bu, kelimelerin sınırları aşarak başka bir dilde yeniden doğuşuydu. O yeniden doğuşu karşılamak için Erbil’e gittim.
Basın toplantısını, Gulan Parkı’nın karşısındaki otelin 22. katında yaptık. Yükseklik insanın başını döndürür derler; ama o gün başımı döndüren şey manzara değil, hafızaydı. Aşağıda Erbil uzanıyordu: kadim bir şehir, surların gölgesinde büyüyen modern binalar, dağlara yaslanmış bir tarih… Camın arkasında şehir, camın önünde biz vardık. Ve masanın üzerinde, Arapça basılmış kitabım.
O salonda konuşurken, aslında yalnız değildim. Yıllar öncesinden gelen sesler, dağların rüzgârı, cephelerin dumanı, dost sohbetlerinin sıcaklığı da benimleydi. Çünkü Erbil benim için sadece bir şehir değildi; bir hafıza kapısıydı.
Kobani Yolculuğunun İzleri



4
2014’te, Erbil’den Kobani’ye doğru yola çıkan Peşmerge birliklerinin komutanlarıyla röportajlar yapmıştım. O günler, tarihin hızlandığı günlerdi. Sınırlar haritalarda çizilmişti ama kaderler dağlarda yazılıyordu.
Komutanların gözlerinde hem kararlılık hem yorgunluk vardı. Her biri, sadece bir askeri operasyonun değil, bir halkın onurunun parçasıydı. Konuştukça, kelimelerin arasından barut kokusu yükseliyordu. Kobani’ye giden yol, sadece kilometrelerle ölçülmezdi; o yol, bir halkın direniş iradesiyle ölçülürdü.
Basın toplantısında bu hatıralar yeniden canlandı. Çünkü Dağların Kilidini Kaybettik yalnızca geçmişi anlatmıyordu; o geçmişin bugüne nasıl taşındığını da gösteriyordu.
Dağların Sessiz Tanıklığı



4
Bir zamanlar, Dr. Said’in arkadaşı Rubar ile Güney Kürdistan dağlarını gezmiştim. Dağlar, konuşmaz ama her şeyi bilir. Taşların dili yoktur ama hafızası vardır.
Rubar, patika yollarda yürürken her tepenin bir hikâyesini anlatırdı. “Burada bir gece geçirdik,” derdi. “Şurada sabaha kadar bekledik.” Dağların rüzgârı bazen sert, bazen şefkatliydi. Ama her zaman dürüsttü.
O gezilerde anladım ki, dağların kilidi kaybolmaz; biz anahtarı unuturuz. Anahtar ise hafızadır. Yazmak da o hafızayı diri tutmanın bir yoludur.
Yirmi İkinci Kattan Bakarken
Basın toplantısında söz aldığımda, camın ardındaki Erbil’e baktım. Şehir modernleşmişti, sokaklar genişlemişti, yeni binalar yükselmişti. Ama dağlar hâlâ oradaydı. Ve dağlar, her şeyi hatırlıyordu.
Kitabımın Arapça basımı, farklı diller arasında kurulan bir köprüydü. Bağdat’tan Erbil’e, Erbil’den Kobani’ye, Kobani’den dağlara uzanan bir hafıza hattı…
O gün 22. katta yaptığım konuşma, aslında yere, toprağa, dağlara aitti. Çünkü biz kelimelerle konuşsak da, asıl sözü söyleyen zamandır. Ve zaman, en çok da dağların yüzünde okunur.
Belki gerçekten bir kilidi kaybettik. Ama aramaya devam ettiğimiz sürece, kapılar tamamen kapanmaz.



